1 Nisan 2012 Pazar

Haber: Türkiye'nin İlk BDSM Evi İstanbul'da Açıldı

BDSM partnerlerinin fiili olarak buluşabilmesi için umumi hizmet verecek ilk BDSM evi İstanbul'da açıldı. Konuya ilgi duyan bir girişimcinin bu konudaki boşluğu hissederek gerçekleştirdiği küçük girişimde üç katlı binasına ek olarak bodrum katını ve garajı da zindan görünüşlü olarak dekore eden işadamı S.S. gerçekleştirdiği yatırımın daha ilk haftasında kendisini amorti etmesini beklediğini belirtti.

İsteyenlere ek hizmetler de sunan BDSM evi, bu konuda müşterilerinin isteklerine tam saygılı olarak çalıştıklarını, bir güven kurumu olarak kesinlikle suistimallere yer verilemeyeceğini belirtti. BDSM ile ilgili her türlü aracı gerecin satış ve kiralanması hizmetini veren evde BDSM sitelerini aratmayacak kadar çeşit bulunduğu, çoğu aracın ABD'den özel olarak getirildiği belirtiliyor. Karşılıklı olarak arzu edenlere kamera ile çekim hizmetleri de sunuluyor. Henüz adreslerini gizli tutmak zorunda olduklarını ifade eden S.S. kişisel olarak ulaştıkları BDSM müşterilerine davette bulunduklarını, karşılıklı yeter sayıda kişiyi ikili olarak bir araya getirmek sureti ile çalıştıklarının belirtti. Fiyatların makul seviyelerde tutulduğu, evde kesinlikle insan kiralama gibi bir faaliyetin yapılmadığı, sadece karşılıklı gönüllülere hizmet verildiği bildirildi.

S.S. Beklediği kadar talep gerçekleşirse İzmir, Ankara, Bursa ve Adana'da da benzer ortamlar yaratmak istediklerini ifade etti.

P.S.: Bu haber 1 Nisan 2012'de bu blog'da yayınlanmıştır.

23 Mart 2012 Cuma

Capon var capon capon...

Kastettiğim bukake falan değil düpedüz japon yapıştırıcılar. Diğer adı ile "Japıştırıcılar" :-) veya super glue, daha da nam-ı diğer siyanatlı yapıştırıcılar...


Japon yapıştırıcıların şaşılası başarısı bana ilginç gelmiştir hep. Ancak nedense bunları BDSM malzemesi olarak kullanmak beni korkutmuştur, adını ilk defa anıyorum burada. Aslında bunun biraz ötesine gidip minik bir fantezi bile kurabilirim, ya da atölyeme bir deney kazandırabilirim.

Bu konuya girişmeden önce... biliyor musunuz? Japon yapıştırıcıların japonlarla fala ilgisi yok,  ilk defa Vietnam'da Amerikan kendini beğenmiş sapık (BDSM'den bahseden biri için garip bir tanımlama ama) askerleri kullanmış. Yok,  silah olarak değil... Yaraları yapıştırıyorlarmış kan  kaybından ölmesin diye yaralı askerler helikopterle hastaneye gidene kadar.


Japon yapıştırıcıların sertleşmesinin neme bağlı olduğunu biliyor musunuz? Deriye damladığında çabuk yapışmasının sırrı bu olsa gerek, yapışmayı hızlandırmak için biraz hohlamak ısıtmaktan üflemekten daha etkili.

İnsaflı bir sadist olarak ilk kullanım yerini hatunun iki memesini uçlarına yakın  bir yerinen (aman ucundan değil) birbirine veya dizlerine acıcık küçücük birer damla (fazla yayılmasın) ile yapıştırmak olabileceğini düşündüm. Hatuna fenalık gelirse biraz deri kaybıyla keskin bir araçla ayırabilirsiniz, bunu yaparken sanırım ki biraz dikkatli olmak lazım fazla kaçmasın diye, yoksa kalıcı zararlar gelebilir. Benim önerim küçük birer kumaş parçasının iki ayrı tarafını kullanın, kumaşı kesip ayırırsınız gerekirse. Bütün kimyasallarda olduğu gibi "olay yerine uygulamadan önce görünmeyen bir yerinde deneyin" diyebilirim :-)

Başka bir kullanım şekli olarak ayaklarından veya yine dizlerinden kapı pervazının iki yanına aynı şekilde yapıştırmak ortası size hizmet etsin diye, elini kolunu çok oynatırsa parmak uçlarından yere de düşünülebilir.

Ama benden söylemesi, hiç denenmemiştir, bir filmde falan da hiç görmedim, KESİNLİKLE DENEMEYİN.

2 Mart 2012 Cuma

Don't Drink and BDSM

Alkolün cesaret verici etkisi bilinir. Trafikte bile cengaver olursunuz, "ben yaaprım abi..." dersiniz, sonra "hüsran...". BDSM'de dolaylı olarka çoğu kişinin havaya girmesi için alkol hatta uyuşturucu (en düşüğü ot) aldıklarını biliyorum. Ben uyuşturucuyu ve otu hayatımda kullanmadım, ve sanırım artık bööyle şeyleri pek tecrübe etmeyeceğim bir yaştayım. Ama alkol... Alkollü yapmadım ama daha mı iyi olurdu bilemiyorum. Aslında bana biraz daha acımasız olma durumu yaratıırdı diye düşünüyorrum ama sanırım o kadar. Bazıları alkol alınca canavarlaşıyor adeta, sadece BDSM'de değil, nerede alkol alırlarsa orada...

Ancak Bedeseme otoriteleri derler ki bedeseme sırasında :-) alkol almayın,, ya BDSM hakkında yazarken? Acaba zararı var mıdır?

:-)

26 Şubat 2012 Pazar

Mart Ayı Azgınları ve Boyle Mariotte Kanunu

Kediler gibi mart ayında BDSM konusunda azacaklar olacak mı diye merak ediyorum, bekliyorum.

Geçtiğimiz yılın sonuna doğru bir BDSM hareketlliliği gözlendi ki sorma gitsin, mazoşisti, sadisti hepsi heryerdeydi. İki ay geçti, hiçbiri ortada yok. Kimse BDSM vermiyor diye şikayet eden de yok oldu, bana gerçek sadist lazım diyen de...

BDSM'nin bu dönemselliğini kavrayamadım daha. İşe kendimden başlamam gerekiyor sanırım ama ben daha bu konuda kendimi dahi keşfetmiş değilim. Bildiğim tek şey, şu anda azgın olduğum :-D

Yeni bazı buluşlar konusunda kafa yorarken dikkatimi çekti. Benim daha önce görmemiş olup tasarladıklarım, çok geç değil, birkaç ay içersinde BDSM pornosunda yerlerini alıyor. Ben mi yeterince araştırmıyorum da yeni sanıyorum, birileri benim evimi, zihnimi mi gözetliyor (biraz paranoyakça ama...), yoksa gündemi birkaç ay  öncesinde mi yakalıyorum. Hani şu Boyle-Mariotte kanunu var ya, iki bilimadamı aynı şeyi farklı yerlerde aynı zamanlarda keşfediyorlar. Acaba öyle birşey mi diyorum bazen kendi kendime. O zaman sormak lazım, neden koskoca yüzyılda neden iki ay diye....

Vardır bi nedeni Sabri...

15 Şubat 2012 Çarşamba

Sadizm ve Mazoşizmde İsteklilik Üzerine

Geçenlerde Ejderha Dövmeli Kız'ın film versiyonunu seyrettim. Bu biraz düşündürdü beni. Filmdeki sadist karakter (ismini hatırlayamıyorum) film dahilinde sadist olarak tanımlanan bir karakter. Aslında bir katil, kurbanı istemediği için haz alarak acı çektiriyor ve kurbanını da öldürüyor...

Kendi sadizmimi ister istememez adamınkiyle karşılaştırdım, buna benzer bir yaklaşımım olabilir mi, bu mümkün olabilr mi? diye. Biraz kafa yorduktan sonra aslında konunun sadizm ile ilgili olmadığını kavradım. Karşılaştırma konusu aslında adamın acı çektirmesi değildi. Karşısındakinin isteklerini umursayıp umursamaması, temel yaşam hakkına saygısının olup olmaması konusuydu.

Yani iyi ile kötü arasındaki klişe, yıldız savaşlarının gücün iyi tarafı ve karanlık tarafı :-) konusuydu. Ben acı çektirmeyi seviyorum ama sadece karşımdaki partner bunu istiyorsa, ve bu eylem hayati bir tehlike oluşturmuyorsa... Eğer karşımdaki bunu istemiyorsa sadist bir yaklaşım uygulamak "sadizm" değil, insanlık düşmanlığı, bir geni eksik olma durumu olurdu sanırım. Açıkçası vicdanım açısından kendimi daha iyi hissettim bu ayrıma varabildikten sonra.

10 Aralık 2011 Cumartesi

BDSM Tetikleyicilerini Çalıştırmak İçin

Herkesin bir Turn-On noktası vardır cinsellik için. Ama BDSM için bunlar ne kadar ortaktır, bunu bir düşünmek lazım. Bende çok yakın olduğunu söyleyebilirim. BDSM'ye eğiliminiz varsa aşağıdakiler sizi tetikleyecektir;

- Bir süre cinsellikten uzak durmak, bunun sonucu olarak öncelikle cinsel olarak azmak
- Yeni, daha önce görülmemiş BDSM videoları seyretmek.
- Yeni bir partner edinmek
- Patronunuza veya müşterinize kızmak :-D

Hepsi birden varsa ne ala, değmeyin BDSM'nin keyfine...

2 Aralık 2011 Cuma

Fantezi: Çantada Köle

Bavul fantezisi benim en eski fantezilerimden biridir. Gerçekleştiremediğim bir fantezi olmakla birlikte çok da olmaz birşey değil, ama şu var ki uygulanabilmesi için kölenin biraz ufak tefek olması gerekiyor, şansım bu konuda pek yaver gitmedi açıkçası, partnerlerim ya boylu posluydu, ya da biraz enlice, kısacası her durumda 50kg'dan ağırdı ki buna Samsonite özel boyutlu bavul lazım uygulamak için.

Fantezi şöyle;

Kölemle bir mekanda buluşuyoruz, emrediyorum üzerindekileri çıkartıp, güzelce katlayıp kenara kaldırması için. Kızcağız özenle kusursuzca yapıyor ama tatmin olmamış olmam lazım, yanlış yere koyduğunu bahane edip kızıyorum. Açık olan bavulu gösteriyorum.

- Gir içine

Bavula bakıyor, içine sığacağı ölçülerde, tereddüt etmiyor ve içine giriyor.
- Katlanıp uzan diyorum, bavulu kapatacağım.

Kıvrılıyor içine. Ufak bir delik açıyorum ve bir hava hortumu sokuyorum bavulun içine, hassas tarafına şu elektrikli bızırtılardan bağlayıp tellerini de başka bir delikten çıkartıyorum, sonra kapatıyorum, kapağını dışarıdan. Biraz keyif  yapıp öylece bekliyorum oturup, TV vb. seyrediyorum. Arada çalıştırıyorum bızırtıyı, bavuldan sesler geliyor, oynuyor hafifçe sonra kapatıyorum. Öyle defalarca açıp kapatıyorum aleti.

Sonra bavulu yükleniyor arabaya götürüyorum, bagaja atıyorum. Biraz uzakta bir otele sürüyorum. Resepsiyondan ödemeyi yapıp bavulu alıp odaya çıkıyorum. İçinden çıplak kölemi çıkartıp güzelce beceriyorum. Pencereyi açıp kapatmamasını emrediyorum. Odada öylece giysisiz bırakıp restoranda yemeğe iniyorum. Güzelce yedikten sonra tekrar odaya çıkıp soyunup buz gibi odada çıplak titremekte olan kölemi yatağa yatırıp üzerine uzanıyorum. Banyoya sokup su ona temas etmeyecek şekilde fıskiyeden sonuna kadar sıcağı açıyorum. Duşakabinin içindeki buhar ile o ısınıyor, ben de tabi. İyice terleyince kurulanmasını istiyorum ve tekrar bavula girmesini...

Araba yolculuğundan sonra bir tarlanıın ortasına getiriyorum, bavulu aralayıp bulunduğu yeri gösteriyorum. Orada bırakıp arabaya dönüyorum. Bızırtının kumandası ile tarlada bavulun öylece hoplayıp zıplamasını kontrol ediyorum. Birilerinin yaklaştığını hissediyorum ve bavul tekrar bagaja, ama kumanda halen elimde, bağırta çağırta gidiyoruz öylece.

Bundan sonraki durağa kadar...

29 Kasım 2011 Salı

Dönemsel Azmanlıklar

Nedir BDSM isteğini tetikleyen şey? Cinsellik desem çok da yanlış olmaz, ama benim merak ettiğim; neden azınca vanilya seks değil de BDSM?

Ruhunda şeytanlığın yerleştiği bir kişilikte değilim, tam tersi çaresizce meraktan BDSM'ye saracak kadar bu konuda yeniyetme falan da değilim, 60'ını devirip internetin geç gelen bir tren olduğu durumu da yok. Ha deseniz ki 40 yaş sendromudur, ama sevgili izleyenler o da değil, ben 25-30'larımdan bu yana bunu uyarıcı buluyorum.

Şu soruyu sormak bana mantıklı geliyor: Ben nesini seviyorum bu BDSM'nin?
Önce kendime dürüst olarak cevapları;

Kadını bir et parçası gibi görmeyi, belki cinselliğin gelişiminde uzun süre (ergenlik civarında) ulaşılamaz olmuş olandan (klasik, cinsellik istemez görünüşündeki Türk kızından) ne kadar çektiysek sanırım o, onu bu kadar ucuza bulmak hoşuma gidiyor. Çene yormadan, empati falan göstermeden, pişmanlık da duymadan, en önemlisi bağlanma durumu olmadan o etten yararlanmak, aşağılamak hoş geliyor. Açık söylemek gerekirse bu hissi vanilya ilişkide bulmak zor.

Diğer tarafta bu işin mühendisliği, yaratıcılığı, "acaba böyle olur mu? Şöyle yapsak..." konuları eğlenceli geliyor, sanırım genel yaratıcılığımın sosyal bir uygulaması :)

Kontrol etmek, bir diğer kişinin ruhunu koşulsuz ele geçirmek hissi veriyor. Bu bana neden hoş geliyor bilmiyorum ama cinsel olarak hoş, karşımdakini oyuncağım yapmak güzel geliyor.

Bu gecelik artık bu kadar psikolojik geyik yeterli... Yarın için eyleme bakalım...

19 Ekim 2011 Çarşamba

Zevk Halkası

Kimisi tasmayı sever, kimisi basit bir küpeden bile haz alır. Bende ikisi de yok.

En çok haz aldığım partnerimin saçına taktığım bir halkaydı. Anlatayım ne menem bir şeydi;

Kölemin saçını (tepeden bir kısmını tabi) Bauhaus'tan aldığım yaklaşık 5 cm çaplı bir halkadan geçirdim ve geldiği yöne kıvırıp plastik kablo bağları ile sıktım. Aslında bir tanesi yeterdi ama ben en az iki üç tane ile sıktım ki iyice çaresiz olunsun.

Sonra bunun ne kadar sağlam bir bağ olduğunu fark ettim. Çekince hiçbir şekilde ele gelmiyordu ve bu kölenizin adeta bir sapı oluyordu. Saçı çekiştirdiği için acıtan (muhtemelen) ve istediğiniz yere sürükleyebildiğiniz bir sap... Kölem kapkara saçlı bir esmer olduğundan ve jöleyi eksik etmediğinden dolayı daha da akılda kalır bir aksesuar oldu (jöleyi ve esmer saçı pek sevmememe rağmen).

Bunu zincir veya halatla istediğiniz yere bağlamakta da serbestsiniz.

Eğer bir köleniz varsa mutlaka deneyin derim, efendiniz varsa isteyin derim, siz veya o çok seveceksiniz.

Evli bir sadist olmak

Gençlik zamanlarını atıl olarak geçirmiş bir sadist olarak, evlendikten sonra çıkan fırsatlarda bir iç çatışma yaşamak hakikaten sıktı artık.

Genç bir bekarken;
Kendi mekanınız var, kaybedecek birşey olmazken kaybedecek (kendimi kaptırıp gidilebilecek bir ilişki gibi) şeyler olduğunu düşünme zaafı içindesiniz. Her kadından sizi evlilik için kafalayabileceği korkusu içinde kaçıyorsunuz. Zamanınızın önemli bir kısmını internette BDSM videoları arayarak ve hayal kurarak geçiriyorsunuz.
Evlendikten sonra;
Sevimli, mutlu bir evlilik ama bırakın BDSM'yi, vanilya sekste bile istek sıkıntısının olduğu bir birliktelik. Bunun yanında işten artakalan zamanınızın neredeyse %99'u eşin sorgusu ve çocukların istekleri ile doldurulmuş durumda. Kendinize ait bir mekanınız yok, kiralık alanların riskini almak ve bahane uydurmak zorundasınız, garsoniyer almayada gücünüz yetmiyor. Partneriniz (illegal olan) eziyetinize hazır olsa bile siz her seferinde adeta hayatınızı, geleceğinizi riske atmaktasınız. İşyerinde bile birilerinin sizin aradaki faaliyetlerinizden haberi olduğundan, hiç değilse şüphelendiklerinden eminsiniz.

Şimdiki aklım olsaydı;
Gençken sanırım son derece acımasız, duygusuz bir bekar efendi olurdum. Bugün ise sadece kendi imkanları olan, hiç değilse mekan riski olmayan bir köle sizi paklayabilir. Dişi köle bulmanın bu kadar zor olduğu bir enlemde işiniz zor, dostum zooooorrr...

Aklımdan türlü aşağılama geçerken bunları yazmak daha da zooor, dostum zoor....

28 Nisan 2011 Perşembe

Günlük hayattaki kişilerle fantezi kurmak

Bunu yapmayan var mıdır acaba, kendinize dürüst olun. Size cazip gelecek birtakım kişileri çıplak hayal etmekten, onlarla BDSM'ye kadar varan hayaller kurmak, çevrenize zararınızın sıfır olduğu iç dünyanızda ne kadar da masumdur. Bazıları ise sanki bir belayı defedermiş gibi bu düşünceyi aklından uzaklaştırmaya çalışır. Şeytanın bir oyunudur bu onlara göre.

Ama bana en ilginç gelen bir arkadaşımın gençlik yıllarımda kampüsteki bir kızı düşünerek otuzbir çekmiş olduğu ve bu yüzden utanıp toplu yerlerde kızın yüzüne dahi bakamadığı... Bu da pek normal değil aslında. Anormal olan kendisini suçlu hissetmesi bence.

Konu BDSM olunca iş biraz karışık oluyor, çünkü biliriz ki kim ne kadar inkar ederse etsin, cinsellik her iki türün (normal olanlarının) istediği bir şeydir, hatta mastürbasyonlar bile bazen karşılıklı olabilir. Ancak iş BDSM olunca biraz karışık, yetişkin olup gerçek ilişki olunca hepten karmaşık, çünkü BDSM çok özel bir alan, herkesin hoşlanmayacağı bir şey.

Ancak yine de bana çekici gelen hatunlarla fantezi kurmuşluğum hiç az değildir. Eğer bunu okuyan bir kadınsanız gerçek ismimle bir yerlerde karşılaşılıp BDSM fantezilerime katılmış da olabilirsiniz, kim bilir?

BDSM efendisine nasıl güvenebilirim?

Bu konuda kanımca özellikle dişi köleler bayağı ciddi bir refleks geliştirmiş durumdalar. Her nasıl işliyorsa da bu altıncı his (muhtemelen kadınlara özgü) iyi işliyor. Bu sorun aklıma gelmiştir hep, benimle beraber olan, benim ellerime kendini teslim eden (üstelik de BDSM için) kadınlar nasıl oluyor da bana güveniyorlar. İstemediklerini yaptığımı hiç hatırlamıyorum (çok can atsam bile). Sanki erkek aptallığı ile bir yerden açık veriyorum :-)

Ya herkese güveniyorlar da bana denk geldiklerinden kendimi bildiğimden güvenmeyi bildiklerini sanıyorum ya da gerçekten bu işi biliyorlar. BDSM yaşayıp da ayrıldığım kadınlara bakıyorum, ilişkim bittikten sonra pek de görüşmem, ama sonraki ilişikilerinde hüsrana veya direkt tehlikenin kalbine gitmişler midir diye merak ederim. Kim bilir? Belki yanlış adrese gitmişlerdir ve yaşam dahi artık bitmiştir. Umarım bu sözkonusu olmamıştır kimse için...

BDSM Caiz midir?

Ortalıkta o caiz midir, bu caiz midir diye kılı kırk yarmaya çalışıp özü falan kaybedip ayrıntıyla boğulan o kadar çok kişi ve yorum var ki ben de burada bu başlığı eksik gördüm. Biraz da google'da bu ikisini birlikte arayıp buraya gelen çıkar mı diye merak edip konu ettim.

Birileri bu içeriğe abuk subuk laflarla saldırırsa (kimseye fayda olsun diye değil, sırf kendinden olmayana bir saldırı için yapacaklardır) sanırım ki inadına kapatmayabilirim :-). Seviyesiz yorum olursa doğrudan sileceğim.

Boşuna aramayın, BDSM caiz falan değildir, eğer BDSM'nin din ile en ufak bir ilgisi varsa o da Allah'ın verdiği bir bedene biraz kaba davranmaktır, ancak pek çok günlük anormallikle karşılaştırıldığında bu solda bir sıfır sayılır. BDSM'de ilişki alışverişi karşılıklı rıza ile ve ölçü dahilinde yapılır. Bu nedenle sokaktaki kediye ayağı ile tekme atmak, kalabalık yerde hapşırmak bile BDSM ile kıyaslanamayacak kadar büyük günahlardır, insanı açıdan zararı da BDSM'ye göre çok çok daha büyüktür.

BDSM'yi sapkınlık olarak tanımlayanlar var, aslında çok da yanlış değiller, alışılmış yoldan farklı yoldan gitmek, taşmak sapmaktan sapkınlık eylemi olarak düşünülebilir, ancak bu sapma bir diğer insanı aynı düşünce ve dinden olmadığı için yaralayıp öldürmeye (savaş, cihat vb. adı altında) kıyasla hiç sapkınlık değildir. Cinsel yönelimin farklılığını düşünecek olursanız evet biraz farklıdır, ama bu rüştüne ermemiş kızcağızları cinsel isteklerine alet eden bazı dini bütün (onlar için bunun ne demek olduğunu da görüyoruz) kişilere göre çok masumcadır. Sanırım ki bu kişiler bildiklerinden farklı herhangi bir şeyi (ne olursa olsun; farklı bir yemek yemek, yeşil ayakkabı giymek, erkek için saçlarını uzatmak, kadın için saçlarını kısa kestirmek ...) bir sapkınlık olarak düşüneceklerdir.

BDSM olmasaydı daha iyi olurdu, orası kesin, ama psikolojik açıdan BDSM bir neden değil sonuçtur. Zararı olmayan bir alternatif dışavurum şeklidir.

27 Nisan 2011 Çarşamba

Internet Sınır Tanımıyor ya BDSM?

Bu başlığı görüp sınır tanımayı BDSM sınırları olarak yorumlayacaklar olabilir. Biraz açmalıyım, burada ifade ettiğim düpedüz ülke sınırlarıdır.

Eğer İngilizceniz varsa Internet üzerinden o kadar çok insana ulaşabilirsiniz, o kadar çok insanla tanışabilirsiniz ki artık ülke kavramı kalmaz, aslında zaten bunların yarısından çoğu da Amerikalıdır. Bunun dışında en çok bir Avrupalıya, Japona, Koreliye de rastlayabilirsiniz bir yerlerde. Ama size fiziksel olarak yakın birine rastlamanız için kısıtlı kaynaklarla tamamen yerel oynuyor olmanız, Türkçe sitelerde dönüp duruyor olmanız gereklidir.

Sözü nereye getireceğimi anlayanlar olmuştur. Eğer BDSM konusunda uluslararası takılıyorsanız BDSM etkinliklerine ancak çok çok geziyorsanız uluslararası boyutta devam edebilirsiniz.

Bu blog'u açarken acaba Türkçe mi yapsam İngilizce mi yapsam diye çok düşündüm. İngilizce yapsaydım kesinlikle çok daha fazla ziyaretçi alacağımı biliyordum, ancak bana fiziksel olarak yakın olacak, büyüklüğü bilinmeyen bir kitleyi de uzak tutmuş olacaktım. Aslında cevabın "bu blogu ne için yapıyorum" sorusundan geçtiğini farkettim. Cevap, bildiklerimi diğerleri ile paylaşmak (bu biraz karakter ile ilişkili, niçin diye sormanın pek anlamı yok) ve bu konu ile ilgilenen dom olsun, sub olsun yeni arkadaşlar bulabilmekti.

Yani bu blogu Türkçe yazacaktım.

Peki Türkiye'de beni bekleyen potansiyel neydi? Bugüne kadar olan tecrübemi aktarayım, hatta sadece Türkiye değil, birkaç ülke daha vereyim karşılaştırma için,

BDSM için belirttikleri internet kimliklerinde çoğunluk kendi içinde sırayla;

Rusya: Kadın efendi
İsviçre: Kadın efendi, kadın ve erkek köle
İngiltere: Kadın köle, kadın efendi
Türkiye: Kadın efendi, erkek efendi ve erkek köle

Yani, eğer Türkiye'de bir efendi isen kadın köle konusunda sürekli kriz dönemi politikası :-) uygulaman gerekiyor. Bunun pek çok nedeni olabilir, ancak en başında kimliğini açıklamak konusunda sosyal baskıdan kaynaklanan zorluk var diyebilirim.

Türkiye dışında bir sürü ülkede BDSM barlar, kulüpler var. Afedersiniz ama Türkiye'de sadece Gay'ler işin bu lüksüne haiz, bunu da onların marjinalliğine ve dışavurumculuktaki başarılarına bağlıyorum. Toplum içinde bulundukları statüde sosyal ilişkileri çok sınırlı zira.

BDSM için sınırları kaldıracak sanal seçenekler var mı? Aslında az da olsa var, eğer yurtdışında kafanıza uygun birini kafalayabilirseniz denenebilir ama bir süre içinde sınırlı kalır. Bunu yaparken paid (ücretli) olarak hizmet edecek servislere ve sizi kafalayıp sizi ziyaret etmek için bilet parası göndermenizi isteyenlere dikkat! Kuruş göndermeyin, illa istiyorsanız, parasıyla diyorsanız bir şekilde biletini alıp göndermeye çalışın, ama nakit değil. Bu söğüşlemeciler sanal ortamda çoğunluğu oluşturuyor kanımca.

26 Nisan 2011 Salı

Alt.Com için Yasaklama

Uzunca bir süredir ilk defa yazıyorum. Umarım izleyiciler terkedip gitmemiştir :-).

Alternatif yaşam stili (Fetiş) dünyasının önemli dating sitelerinden biri olan ALT.COM'a Türkiye'den giriş yapılamıyor. Bazı mahir arkadaşlar (kendimi de dahil etmeliyim) için pek farketmemekle birlikte bilgisayar ile ilişkisi BDSM ile ilişkisi kadar olmayan bir kitlenin dışarıda kalması nedeniyle dolaylı olarak vurduğunu söyleyebilirim.

Potansiyel partnerleri görmenin bile ücretli olduğu bu sitede kalite pek hoş olmasa da bu yöntemle sağlanıyordu (en azından Türkiye'de), niyeti ciddi olup bu işe para ayıranlar geliyordu ama ücretin pek de az olmadığı, birilerinin buradan köşe oldukları da açık, tabi bu asıl konumuzu oluşturmuyor.

Tabi her yerde olduğu gibi Türkiye'den bir sürü erkek ve çok az sayıda kadının olduğu bir ortam. Türkiye'de havasından mıdır suyundan mı bilinmez ama mevcut Türk fetiş sitelerinin neredeyse tamamı, kadınların dominant olduğu çoğu da ayak fetişizminden başka bir şeyi bilmeyenlere yönelik siteler. Bayan türdaşlarımı (dominantlar) kıskanmıyorum tabi, benim rahatsızlık duyduğum konu aslında ortalıkta bu kadar sub erkek olup sub kadın bulmanın zorluğu :-)

Türkiye'de BDSM ile ilgili olan kişilerin buluşabileceği gerçekten çok az ortam var. Avrupa'daki gibi kulüpler olsa sanırım Türkiye'de ya taşlarlar ya da gay club'a çevirirlerdi.

Küçükleri korumak gerektiğine hele hele BDSM'yi anlamalarının cinselliği anlamaktan bile zor olduğunun farkında olarak, yanlış anlamalarının sonuçlarının daha da vahim olabileceğini düşünerek canı gönülden katılıyorum ama bunu yapmanın yolu ilgili siteleri topluca yasaklamak değil. Bunun için çok sayıda ebeveyn yazılımı var, servis sağlayıcıların bu tür hizmetleri var.

BDSM'yi anlamayı bırakın, merdiven başlarına kadar çıkıp karısını bağrış çağrış, çocuklarının önünde döven adamlar mahallelerimizde yaşıyor. Bu türlü şeylerin nedeninin BDSM etkinlikleri olacağı belki birilerinin aklından geçmiş olmalı. Ancak kadına şiddet (gücünün yettiğini döverek isteklerini yaptırma) çok önceden de var, şimdi de var, bunun bu konuyla ilgisi bir ilgisinin olduğunu düşünmek abesle iştigaldir.

EDIT: Bu ara yeni farkettim, ALT.COM sadece TTNET DNS altyapısını kullananlar için kapalı, TTNET DNS sunucularını kullanmayalı aylar olmuştu, ne kadar süredir bu durumda acaba diye düşünüyorum.

5 Nisan 2010 Pazartesi

Yelizle Randevu Bölüm 2

Saçındaki halkayı bağladığım yerden çözüp yere serdiğim örtüyü biraz ortaya çektim, Yeliz'i sırtüstü yatırdım.

Gözlerini kapamasını söyledim ve bir tüp dolusu çikolata sosunu yüzünden gözlerinden başlayarak yaklaşık 1m yüksekten vücuduna akıttım.
En çok boşalttığım bölgeleri tabi ki suratı, göğüsleri ve cinsel organı oldu. Gözlerinin üzeri çikolata sosu olduğu için gözlerini açamıyordu.


Yeliz'in bayıldığı bu oyunu biraz uzatmak için bir parça tuvalet kağıdını küçük bir rulo yaptım ve ağzına tıktım. O (sonradan konuşurken söylüyor)
bunu yiyecek birşey sanmış. Ancak şunu söyleyebilirim ki bok içinde kalmış birinin ağzına da tuvalet kağıdı bu kadar yakışırdı. Çikolata tabi ki bok değil ama benzemiyor da değil.
Çikolataları oturup yalayabilirdim tabi ama nedense bunu pek istemedim. Yeliz kirletilmek, pisliğe sokulmak için vardı, öyle romantikleşmek için değil.

Bir süre sonra bu işten sıkıldım ve yıkanıp temizlenmesi için banyoya gönderdim. Çikolata sosu öyle bir bulaşmış ki önce kurulandığı havluyu da çikolata sosu yaptı, sonra evde bulduğumuz kurulanmaya yarayacak diğer bezleri de.

Bir süre cinsel organımı yalattım, öyle kibarca değil tabi, hakaret ederek, gerektiği yerde sert uyarıda bulunarak. "Sikimi düzgün yala, dişlerine değdirme orospu" diye hakaret ettim mi hatırlamıyorum ama etmediysem eksik kalmıştır.

Sonra yere sırtüstü yatırıp gözlerini bağladım. O öyle beklerken ben enjektörler ile hazırlıklarımı yapmaya başladım. İki tür enjektör almıştım, biri dev gibi, bebeklerin mamalarını vermek için kullanılanlarından, diğeri ise 20ml'lik standart tipte.
Önce büyük enjektörle deneyecektim, zorlamamak için. Enjektörlerden iki tanesinin pistonlarını çıkardım ve arka kısımlarını zımpara ile biraz yuvarladım (keskin oldukları için). Sonra birkaç santimetrelik akvaryum hava hortumunu ucuna geçirdim (biraz zor oldu ufak bir hesap hatası yapmışım, gere gere oturttum).
Hortumun diğer ucuna da pistonu takılı olan enjektörleri taktım.

Yanında eğildim, göğüs başlarına vazelin sürdüm. Sonra arkası pistonsuz olan enjektörlerden birini göğüs başı yuvarlağına oturttum ve tutacak şekilde pistonu biraz çektim. Aynı şeyi diğer göğüs başına da yaptım. Sonra yavaş yavaş, yüz ifadesini seyrederek enjektörlerden birinin pistonunu çekmeye başladım. Yeliz yavaştan dudaklarını ısırıyordu her çekişimde.
Sonuna kadar çektim enjektörü, ama basınç nedeniyle geriye kaçıyordu. Hortumu bir mandalla tutturdum ve diğer göğüse geçip ona da aynı şeyi uyguladım.


Zalimliğime sığınarak pompalı enjektörleri borudan çıkarttım ve tekrar çekmeye hazır duruma getirip tekrar boruya bağladım, bir enjektör dolusu daha hava boşalttım her iki göğsünden de. Göğüs başları yaklaşık 2-3 cm enjektörden içeri çekilmişti. Bir süre orada bıraktım. Bunu ilk kez denemiştim, sanırım ikinci olsaydı en az üç veya dört enjektör çeker, en az beş on dakika öyle bekletirdim. Oluyor böyle tecrübesizlikler, sonraki sefere umuyorum.

Enjektörleri emekliye ayırdıktan sonra dolaptan bir parça havuç aldım. Cinsel organının dudakları arasında içeri sokmadan biraz ileri geri yaptım. Buna çok hassas olduğunu gördüm, organı kaskatı kapanıyordu havuca. Havucu kendi eline verdim ve içeri sokmasını istedim. Kıza boza, emrede emrede köküne kadar havucu içeri aldı. Şimdi sıra çıkarmaya geldi, nasıl çıkaracağından dert yanıyordu, ancak yavaş yavaş çıkarabildi, havuç hiç kolay girmemişti, çıkışı da yine yavaş yavaş oldu. Sonradan ıslanan kısmı ölçtük, ona fazla bana az geldi (13-14 cm). Anlaşılan böyle nesnelere karşı bir vaginismusu vardı.


Sonra biraz dinlendik. Onu yatağa gönderdim. Yarım saat kadar sonra ben de oraya gidip misyoner pozisyonunda güzelce siktim, boşaldım, penisimi içeri çok kolay aldı, vaginismustan eser yoktu, anlaşılan orospu, önüne gelene sikilmekten artık kaşarlanmıştı ama alternatifleri alma tecrübesi pek yoktu :-).

Onu normal yoldan becerdikten sonra tekrar salona geldik ve kalan zalimliğimle yere yatırıp bu sefer 20ml'lik küçük enjektörle öncekini denedim. Aslında neredeyse hiç fark göremedim. Yalnız bu sefer enjektörü vakum durumdayken çekip göğüslerini biraz çalkalayıp kendimce eğlendim. Pek umursadığı da söylenemezdi.

Sıra muma gelmişti, göğüslerine mum damlatıp biraz oyalandım, onun canı acıyordu ama zevk de alıyordu.

Mum o günün son eğlencesi olmuştu, zira boşalmış durumda da pek yaratıcı olamadığımı hissettim o gün, benzer şeyi daha önceki BDSM ilişkilerimde de hissetmiştim ama o gün nedense bana daha etkili geldi.

Siz siz olun eğer oyunun şiddetini muhafaza etmek istiyorsanız sakın herşeyi denemeden boşalmayın, boşalıyorsanız da sonuçlarına katlanın :-).

2 Mart 2010 Salı

Yelizle Randevu Bölüm 1

Bu seferki randevumuz öncekilere göre biraz daha farklı oldu, gariptir ama bana göre zaman yetti de arttı. Bu zaman arttırmaya Yeliz'in halen alışabilmiş olduğunu sanmıyorum, bence o daha isteyecekti, önceki programlar hep ona bağlı nedenlerle erken bitmişti, bu sefer çıkma zamanına ben karar vermiş oldum. Hani neden diyorum, aslında daha da uzatabilirdik ama sanırım benim boşalmam ile biraz iştah kaybım oldu, hadi itiraf edeyim :-). Eve girişimizden sonra olaylar şöyle gelişti;

Önce ona dış elbiselerini kastederek soyunmasını söyledim, soyundu, önceden söylemiş olduğum şekilde ayağında çizme vardı, onu çıkartmadı, altında külot ve sütyen yokken sadece gecelik ve çizmelerle kalmıştı. Ayna karşısında makyajını tazeledi Yeliz önce. Sabırla bekledim arkasından Yeliz'i seyrederken, hani öyle çok seksi olanlarından değildi ama çizmeleri fena durmuyordu geceliğin altına.

Gözlerini bağladım güzelce, sonra sandalyeye oturttum, ben de sandalyeyi önüne koyduğum koltuğa kuruldum. Boynuna kemerden kısaltılarak yapılmış deri tasmasını taktım. Zorla, kızarak bacaklarını aralattım. Arkasına doladım ve pinpon topundan ve amerikan fermuarlı banttan oluşan (oracıkta hazırlayıverdim) ağız topunu ağzına bağladım, tabi çok kısa bir süre içinde bunu sökmek zorunda kalacaktım, çünkü ağzının kenarını kesip çok kötü acıtıyordu bant.

Koltuğa oturdum, her ucunda düğüm bulunan küçük deri kırbacı aldım. Geceliğini aralayıp cinsel organının bir sağına bir soluna kasıklarına yavaşça indirmeye başladım. Başlangıçta temposuna alışmıştı Yeliz. Bunu farkettiğimde rüzgardan da anlayamacağı şekilde aksak, beklemediği anlarda daha sert indirmeye başladım kırbacı. Yeliz artık kırbacın ne zaman ineceğini bilmediği için bu işten daha fazla zevk almaya başlamıştı. Bunu inlemelerinden çok cinsel organının açılan ve ıslanan dudaklarından anlamak mümkündü.

Bir süre kırbaçladıktan sonra arkasına geçip saçlarını demir bir halkaya (yaklaşık 5 cm çapında) elektrik kablosu bağı ile bağladım. Bunu saçını bir çeşit topuz yaparak yapmak gerekti. Artık Yelizin hakim olunacak bir sapı da olmuştu böylece. Bu halka yardımı ile defalarca başını geriye çekerek teslimiyetini sağlayacaktım. Aslında bunun tasmadan daha etkili olduğunu düşünüyorum.

Yelizi başındaki halkasından tutarak yere diz çöktürdüm, üzerindekileri tamamen çıkarttırdım (çizme hariç). Başını koltuğun bacağının olduğu yere denk getirdim ve halkayı koltuğa zincirledim, artık başı sıkışmıştı :-) Domalmış bir şekilde duruyordu.

Bu şekilde durmaktan yorulana, dizleri acıyana kadar bu pozisyonda tuttum, bu süre zarfında gövdesinden gayet estetik şekilde sarkan göğüslerine gittikçe sertleşen tekmeler attım. Bu fasıl yaklaşık 10-15 dakika sürdü.

Bir süre sonra dizleri bu durumda durmaktan acımış, çözüp biraz dinlendik.

Devam edecek...

28 Ocak 2010 Perşembe

BDSM oturumuna uzaktan ortak olun

Önümüzdeki haftanın sonunda Yeliz ile BDSM randevumuz var. Randevumuzda neler yapacağımız ile ilgili bir yol haritası hazırladık ancak bu sefer sırf fantezi olsun diye blog ziyaretçilerinin de isteklerini yerine getirmek gibi bir orjinallik yapmaya karar verdik. Ancak iki şartla tabi, birincisi doğal olarak buraya birşeyler yazan olursa, ikincisi ise Yeliz'e ve bana uyarsa.

Eğer ilgi duyarsanız mutlaka yazın, çünkü eğer fotoğrafı yayınlanacak gibiyse uyguladıktan sonra fotoğraflarını da burada yayınlayacağız.

Velev ki öneri gelmedi, ben yine o gün yaşananları burada anlatacağım, mümkün olanları da fotoğraflarla tabi.

10 Ocak 2010 Pazar

BDSM Kölesi Olarak Olgun Kadınlar

Olgun ve bakımlı kadınlar bir cinsel obje olarak bir dönemlerinde pek çok erkeğin fantezisini süslemiştir. Mesela komşu mübeccel teyzenin sarkmış ama iri göğüsleri kadar davranışındaki rahatlığı ve içtenliği dikkatinizi çekmiştir.

Özellikle olgun kadında erkeklerin çoğunlukla toplumda kendilerine biçilen “yatarsan evlenmek ister” baskısını aştıklarını veya bir çeşit “Nasıl olsa iştahlı bir genci reddetmez, daha iyisini bulamaz” düşüncesinin hakim olduğunu itiraf etmek mümkündür. Buna psikolojik bazı analizler de oturtan çok olmuştur; en iyi bilinenlerinden “Oidipus kompleksi” denilen “erkek çocukların bilinçaltında anneye duydukları ilginin ileride partner tercihlerinde etken olması” biçimde ortaya çıkar (ki aslında Oidipus denilen herif :-) annesi ile yattığı gibi, babasını da öldürmüştür, tabi ikisini de bilmeden).

Gel gelelim BDSM ile olgun kadının ilintisine. Birincisi olgun kadının artık cinsellik konusunda aşmış olduğu ve daha fazlasından memnun olacağı düşünülebilir. İkincisi ise göğüsleri, cinsel organı epey kendini salıp genişlemiştir, daha fazla fantezi düşünülebilir. Aslında iş bir şekilde cinsellik aşamasına geldiyse olgun bir kadının bu tür eğilimi olup olmadığını anlamak daha kolay olacaktır.

Burada olgun kadın tanımı oldukça geniş olmakla birlikte cinsel cazibesini korumak için biraz daha çaba göstermesi gereken, artık bazı yerlerini saklama yoluna giden kadını kastediyorum. Olgunluk sizin ne kadar olgun olduğunuza göre değişecektir muhtemelen ancak daha kantitatif olarak en az 40 veya üstünü kastettiğimi ifade etmeliyim.

Olgun ama çekici nasıl olunur ve BDSM’de nasıl görünür? Buna örneği aşağıdaki blog’da yakalayabilirsiniz;

http://bdsmturkiye.blogspot.com/2010/01/her-turlu-iskence-yaplr-14-12-17-9.html

(not: üzgünüm, link artık çalışmıyor, sanırım blogger sildi)

Bence kaçırmayın, bana bu konu için esin kaynağı olduğunu söyleyebilirim.

4 Ocak 2010 Pazartesi

BDSM Tasarımı: Baş Yalıtıcı Masa

Yapılması çok da zor olmayan bu aletin amacı nesnenin başına ve bedenine birbirinden ayrı olarak odaklanabilmek üzere biri ile ilgilenilirken diğerini gözden gizlemektir. Pratik olarak bir çeşit boyunduruk denilebilir ancak sabit bir araçtır.

En basit şekli ile aslında bu araç ters çevrilmiş 60x60 cm civarında küçük bir masadır ve masa ayaklarına (üstte kalan kısımda) bir boyun deliği teşkil edecek şekilde parçalar takılmıştır. Bu tasarımın en iyi yanı büyükçe bir alet çıkmasına karşılık kolayca sökülüp taşınabilir olmasıdır.

Malzeme şöyledir;
- 4 adet masa bacağı (çoğu yapı markette hazır olarak satılmaktadır), iş görecek en ucuzu önerilir
- Bir adet 60 x 60 cm ölçülerinde 1cm kalınlığında sunta veya ahşap parça
- Masa ayağı montajı için vidalar
- 2 adet 60 x 60 cm oluklu veya düz mukavva
- Cam çivisi
- 60 x 60 ince sünger parça

Montaj için;
- Tornavida (zamandan tasaruf için elektrikli tavsiye edilir)
- Küçük bir çekiç
- Falçata (mukavva kesmek için)

Öncelikle masa ayakları suntaya dört tarafından monte edilerek bir masa oluşturulur ve ters şekilde (sunta yere gelecek şekilde) yere konur. Mukavva levhalar U olacak şekilde parçası çıkartılarak kesilir. Çıkartılacak olan parçanın ebatları nesnenin boyun çapı ile ilgilidir. Emniyet payları ile şöyle hesaplanabilir:

Nesnenin boyun çevresi ölçülür. Mezura ile ölçülen boyun çevresi ölçüsü (R)'yi 3'e bölünür (Normalde PI sayısına bölünmesi gerekirdi, emniyet payı nedeniyle 3'e bölünüyor), elde edilen değer kesilecek parçanın enidir. Kenarından içeriye ise 30 + R/2 kadar kesilmesi gerekecektir. Yani 30 cm; kesilen parçanın eninin yarısı kadar. Bu her iki mukavvaya parçaya da uygulanır. Arzu edilirse dümdüz U kesmek yerine çıkartılacak parçanın içe gelen kenarlarını oval kesilebilir (bu işlem kesilmemiş yerler içe geleceği için yukarıdaki kesme işleminden sonra yapılamaz, öncesinde hesaplanmalıdır), bu durumda elde edilecek delik şekli kare yerine daire olur ki bu daha hoş olacaktır. Uygulama zamanında bu iki parçayı U'lar birbirine ters yöne bakacak şekilde birbirine ters yönde üstüste koyacağız, tabi arasında nesnenin boynunu bırakarak. Parçalar için örnek kesim şekilde verilmiştir.

Tipik uygulama şöyle olacaktır. Nesnenin boyuna göre dizüstü, kıçüstü veya parmak ucunda durur vaziyette ters duran masanın dört masa bacağının üstüne getirilir, sunta cildine zarar vermesin diye zemine sünger konulur (nesne ile sunta taban arasına). Boynunu çevreleyecek şekilde iki U mukavva parça üstüste konularak (60x60 cm ölçüsünde ortası kare veya daire delik halini alacak şekilde) başı delikten geçirilmiş olur. Bu mukavvalar masa bacaklarının üstüne konulduğu yerden cam çivisi ile abartmadan çivilenir. Nesnenin elleri arkasından bağlanır, dizleri veya ayakları masa bacaklarına ip ile tutturulur.

Bundan sonra artık aşağısı ile mi oynarsınız, yüzüne bal döküp süzülen damlaları yalamasını mı seyredersiniz, yoksa şaplağa mı boğarsınız orası size kalmış. Ancak partnerinizin ilgi alanına giriyorsa aşağıdakileri denemenizi öneririm;
- Çalışma masanızın yanına koyup suratını ıslak boya fırçası ile uyarabilirsiniz, ağzını kalemlik olarak kullanabilirsiniz
- Masanın altına girip hassas yerlerini uyarmak, göğüslerini klipslerle masa bacaklarına bağlayıp ve ipleri çekiştirebilirsiniz
- Aşağıdan elektrik (Aman şebeke gerilimi değil!) düzeneği veya iğne ile uyarıp yukarıya geçip yüz ifadesini seyredebilirsiniz
- Burnunu sıkıp ağzını kapatarak kısa süreli soluksuz bırakabilirsiniz