Efendi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Efendi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2026 Cuma

Bir Hikaye: Ezberin Ötesi, Bölüm 3

Adam yatakta kadının önüne gelip dikildi, Kadına "Gözlerini aç" dedi, bunu derken bunun bir emir şeklinde olması kadını rahatsız etmedi, tam tersine  memnuniyetini biraz arttırdı. Bu şekilde basitleştirilmesi, işin doğasına uygun şekilde "kaçınılmaz" şeklinde olması onu rahatlatırdı. Belki de bu işin en sevdiği yönüydü, basit, "emreden" ve "itaat eden"...

Gözlerini açtı... Adam "yüzüme bak" dedi, zaten emirden başka bir dil, bir ton kullanmıyordu, karşısındaki kişi onun günlük dilde nasıl konuştuğunu bilemezdi, başka bir şekilde hiç karşılaşmamışlardı. Birbirlerine karşı olan roller kalıcıydı ve bu şekilde olması durumu daha gerçekçi hale getiriyordu.

Adam yüzüne bakıyordu, başını çok da kaldırmadan adama, yukarı doğru gözlerini kaldırarak baktı. Arada bir doğal göz kırpmaları dışında gözlerini ayırmıyordu adamın yüzünden, biliyordu emrin bu olduğunu ve eksiksiz yerine getirilmesi gerektiğini.

Adam sordu, ama sesi soru sorarken bile emir gibiydi, adeta soru değil de hesap soruyordu;

"Gor hikayelerini biliyor musun?"

Evet, biliyordu, "Chronicles of Gor" kitap dizisini okumamıştı ama o kadar çok duymuştu ki, artık biliyordu. Zayıf bir sesle "Evet, biliyorum" dedi. Adam sertlikle ekledi, "Biliyorum, efendim diyeceksin ve duyabileceğim kadar bir sesle söyle, bana cevap mı veriyorsun arkamdan mı söyleniyorsun belli olmuyor"...

Hızlı şekilde düzeltti, "Biliyorum efendim!" dedi kadın. "Daha yüksek sesle..." dedi, bu sefer söylenen şekli yüksekçe sesle aman dileme gibi çıkmıştı. Adam doğal ama kati ifadeler ile anlatmaya başladı:

"O hikayelerde her şey güzel hoş ama insanın hayalgücüne hitap etmeyen de çok şey var, güzel bir fikir ama okuyucuları, izleyicileri tarafından bazı yerlerde adeta mahvedilmiş". Kadın adamın yüzüne bakmaya devam ediyordu, adam devam etti. "Son derece kadim bir hikayenin, kadim unsurlarla anlatımının ortasına günümüz İngilizcesi terimleri sokmuşlar içine, inanamıyorsun. Mesela Nadu, bir emirdir aslında, oldukça da etkileyici bir kelime ama sonrasında 'Wall' ne, 'Collar me' ne? Hele hele 'Inspection' ne???" Biraz durdu, "insanlar porno dünyasına çevirmişler bu güzelim hikayeyi. Yazık, yazık". 

Adam gitti, çantasıdan bir kumaş getirdi, ne olduğu çok belli olmuyordu ama belirli bir kesime sahip, ancak sıradan bir malzemeden kumaştı. Adam kumaşı açınca bunun bir tarafı ortadan boylu boyunca yarılmış, ancak bir ucunda bu parçalar ayrılmamış bir giysi olduğunu gördü kadın. "Bunu hatırlıyor musun?"

"Evet efendim, ama adını şu anda hatırlayamıyorum, köleler giyiyordu". Bu son iki saattir kurduğu en uzun kelimeydi kadının. Bu kadar kontrolsüz uzunlukta olması genellikle bir efendiyi rahatsız edebilirdi ama kadının sesi içinde bulunduğu durumu adeta tarif edercesine, hatta müzik ezgisine benzer şekilde çıkmıştı, adam hiçbir şey demedi bu konuda. Giysinin adını da söylemedi cevaben. "Üzerindeki bira dökülmüş kıyafetleri tamamen çıkart, bunu giyeceksin" dedi.

Emrini unutmamıştı adamın, halen gözlerini adamdan ayırmıyordu. Adamın kendisini seyrediyor olduğu umurundaydı tabi kadının, kadındı sonuçta, ama doğal şekilde devam etmek zorundaydı, üzerindekileri tamamen çıkarttı ve bu kıyafeti giydi, daha doğrusu kumaşı üzerine geçirdi. Adamın ilk cevabı "ters giydin, yarık tarafı önde, birleşik yeri kıçında olacak..." Adam ne kadar rahat demişti, "kıçında" diye, tekrar duymak isterdi bunu tekrar ama bu mesajını adama verebilecek durumda değildi, alabildiği ile yetinecekti. Kıyafeti çıkartıp ters çevirip tekrar giydi,  adamın önünde bunu yapmak çok doğal gelmişti bu sefer, önündeki kuşağını da bağladı. Sanki hastanede ameliyat edilen hastaların giydiği hafif önlüklerden giymiş gibi hissediyordu ama bu kıyafet kendisi için de hoş bir his yaratıyordu. Bu hisse kendi de bir isim bulamamıştı; "değersiz", "kullanılmaya hazır", "çaresiz"... Belki de hepsinden biraz.


Adam "Nadu!" dedi, kadın pozisyonun adı olduğunu biliyordu, biraz önce konuşurken adam ipucu dahi vermişti. Ancak umarım doğru pozisyondu bu. Çok da şanslıydı, adam detaya takılmıştı "avuçların açık şekilde bana bakacak!", evet, doğal bir hareketle avuçlarını dizlerine koymuştu, hemen çevirdi.

Adam "Artık yüzüme bakmak zorunda değilsin, hatta hiç bakmayacaksın", arkasına dolaştı ve çantadan çıkarttığı tasmayı kadının boyuna taktı. "Bu, herhangi bir aksesuar değil, senin için boynunun etrafında değil başın ile bedenin arasındaki ilişkinin bir parçası bir varlığın, bu, burada olduğu sürece bedenin ve ruhun tamamen bana ait olacak, ne dersem koşulsuz olarak ve memnuniyetle yerine getirilecek." dedi adam. Kadın anladığını ifade eder şekilde yüzü yere bakan başını birkaç defa öne salladı.

"Ben tersini söyleyinceye kadar böyle kalacaksın" dedi adam ve içeriye gitti. Adamın ne yaptığı, ne zaman döneceği konusunda hiçbir fikri yoktu kadının. Öyle bekliyordu... Kafasından bir sürü düşünce geçiyordu ama bunlar gittikçe azaldı ve adeta gözleri açık bir uyku haline girdi. Önceleri seslerden adamın ne yaptığı konusunda fikir üretmeye çalışıyordu ama bir süre sonra bundan da vazgeçti, sesleri de duymuyor gibiydi. Adamın özel bir şey yaptığı da yoktu aslında zaten, mutfaktan bir bira daha almış, salonda bilgisayarını çıkarmıştı, sonrasında bilgisayarını açıp doküman türünde bir şeyler yazmaya başlamıştı.

Adamın ne yaptığını tam olarak bilmiyordu kadın ama kendisinin önemsenmemesi üzerine kurulu olduğunu seziyordu, bekleyecekti, ta ki adamın keyfi gelip kendisiyle oynamak için dönene kadar.

(Devam edecek)


23 Ekim 2026 Cuma

Bir Hikaye: Ezberin Ötesi, Bölüm 2

Adam bardağını aldı ve mutfaktan yavaşça çıktı, içeriden yüksek değil, duyabileceği bir sesle, ama kesin bir ifade ile, "beni takip et, buraya gel" dedi.

Bu tanıdık bir ifadeydi ama kadını ilk defa bu kadar heyecanlandırmıştı, şişesini aldı ve adamın peşinden gitti. Adam yatak odasındaki koltuğa oturdu. "Biranı bana ver ve ayakta bekle öylece".

Denileni yaptı. Çok zaman geçmedi, beklediği bir söz gelmişti. "Yatağın kenarına otur ve gözlerini kapat", bu da tamam, oturdu ve bir süre böyle bekledi. Ne kadar beklediğini bilmiyordu, zaman kavramı kalmamıştı, adamın sesini duymuyordu. Bir süre, gerçekten bir süre sonra... adamın, saçını tutup başını arkaya çekmekte olduğunu hissetti, uyum gösterdi, bu ilk temastı. Adamın, yüzünü yüzüne yaklaştırdığını soluğundan hissetti ama dokunmamıştı, burnu ve alnından hissediyordu sıcak soluğunu. Başını serbest bıraktı ellerini de geriye atarak destek aldı.

Adam "ağzını aç" dedi, "biraz rahatsız olacaksın bu yapacağımdan"... Ağzını açtı, açık şekilde beklerken soğuk biradan ağzına döküldüğünü hissetti, boğazına kaçmaması için hiç beklemeden yuttu, ancak yutması sırasında bira yavaş yavaş dökülmeye de devam ediyordu, nefes almamaya dayanamadı ve burnundan almak için önce ağzını kapattı, "ağzın açık gözlerin de kapalı kalacak" dedi  adam ve burnunu sıktı. Bu onun ağzının açılmasına neden oldu. nefes alması için kısa bir süre durdu adam ve o sırada yutkundu kadın ve derin bir nefes aldı.



Nefesten sonra biranın devamını bekledi dökülmesi için ama adam çok ağırdan alıyordu, geç de olsa geldi ağzına o soğuk tat. Yine ağzını kapattığında bu sefer biranın burun deliklerinden dökülmeye başladığını alamadığı nefes ile anladı. Bir refleks ile aksırmaya başladı başını öne eğip. Yüzünden burnuna dolan bira aşağı akıyordu. Derin derin nefes aldı. Adam, "devam ediyoruz" dedi. İtiraz etmeden eski pozisyonunu aldı kadın. Bu sefer de tam anlamıyla öncesinin adeta kopyası oldu, ancak bu sefer aksırmak için o kadar kolay saçını gevşetmedi, kadın kafasını öne çektikçe canını acıtmak istercesine arkaya çekti, ta ki öksürük tamamen zorlaştırıncaya kadar. Nefes almasının ardından adam bir şey demeden kadın kafasını kararlı bir hareketle kendi geriye yatırdı bu sefer, sanki öksürüp tıksıran o değildi biraz önce. Adam bu sefer yavaş yavaş döküp beş altı saniye bekledi, nefes almasına izin verdi, bu hareket uzunca sürdü, tekrarladı, artık uyum içindeydiler. Adam bir süre sonra nefes sonrası kadının bira ile ıslanmış yüzünü dudaklarından diliyle temizledi, kadın bunu beklemiyordu, bir after-care olarak çok hoşuna gitti tabi. Bu ara başından bu yana kadının gözleri hiç açılmamıştı. Başını arkasından tutarak düzleştirdi adam, kadın "gözlerimi açabilir miyim?" dedi. Son derece kararlı "hayır" cevabı ile artık kararların hiç kendisine ait olmadığını derin bir şekilde hissetti.

Biranın tadından, burnuna gözüne kaçmasından hafif bir acıma hissediyordu. Gözleri de yaşarıyor ve yüzündeki maiye karışıyordu, ancak kendini nedense çok hafif ve rahatlamış hissediyordu, ağzı burnu nefesi birbirine girmişti, halen hafif hafif öksürüyordu arada ama artık ona göre her şey yoluna girmişti. Burnundan genzine dolan içeceğin alkolü de etkilemeye başlamıştı aslında...

(Devam edecek)

16 Ekim 2026 Cuma

Bir Hikaye: Ezberin Ötesi, Bölüm 1

O gün ilk buluşma için eve gelmişti, henüz erkendi, şaşılacak şekilde işleri yolunda gitmiş, adresi de kolayca bulmuş ve buluşma vaktinden önce eve varmıştı. Ancak bu kısıtlı talihin dışında, bu buluşma diğerlerinden çok da farklı görünmüyordu. "Gelince yine çeşit çeşit adamlardan biri olacak" diye geçirdi içinden.

Kendini ümitsizliğe alıştırmak için olsa gerek "Belki yine bildiğin yurdumun dominant erkeği, kıllı Anadolu tipi erkek, eğer BDSM diye bir şeyi keşfetmemiş olsaydı muhtemelen evde karısını dövüyor olacaktı kıro" diye geçirdi içinden.

Sonra devam etti: "Kimler gördü bu kadın, yazsam kitap olurdu, Morun Binbir Deseni derdim adına. Aslında bedava orospu arayıp becermekten başka bir şey yapmayanlar en kötüleri, hatta masanın üzerine para bırakıp giden bile oldu, şoke oldum, dur diyene kadar çekti gitti, rol oyunu desen amenna, tamam ama adam cidden kerhanede gibi, adamın gerçeği bu.  Bir de kendi dünyasını herkese kanıtlamaya, kendini adam  yerine koydurtmaya çalışan ergenler var, onlar da acemi çaylak, daha memeyi görünce boşalıyorlar. Haklarını yemeyeyim ama en azından erken de olsa defalarca boşalıp tekrar tekrar deniyorlar" diye düşündü ve gülümsedi.

Her zaman bu kadar kötü değildi ama, bazen "evet süper oluyor böyle" dediğinde yine o doyumu bulamamıştı. Buna da alışmıştı aslında. "Bazen yaratıcı olanlar da oluyor ama buluşmayı bir eğlenceye, beni de maymuna çeviriyorlar, hadi tamam ilkleri iyiydi de artık heyecan falan vermiyor, eziyet gerçekten eziyet oluyor" diye düşündü. "Şimdiye kadar gerçekten istediğimi alabildiğim oldu mu? Haksızlık etmeyeyim diyorum ama artık rutin oldu, ilk defalarda heyecan vardı, şimdi yerini bekleme aldı".

Daire kapısı çaldı.

Aslında her seferinde asıl zevk aldığı bu heyecandı, gerisi konusunda beklentisi olabileceği kadar düşüktü. 

Kapıya yaklaştı, kapıdakini hiç görmeyecek şekilde kapıyı araladı ve açık bırakarak salona geçti. Kendi kendine heyecan yapıyordu biraz işte.

Salona girdi, yazıştığı efendi adayı kapıdan girmiş salona gelmişti. Adam kapıdan girdikten sonra durdu, biraz onu süzdü, o da adamı süzdü.

Adam oturdu ve ona baktı, o ise halen ayaktaydı. "Tamam başlamak lazım artık" dedi içinden, "ben başlayayım ve erkeklerin pek de hayır demediği şeyi yapayım" dedi. Eteğini çıkardı yavaşça, açılış seremonisi gibi külotlu çorabını indirecekti ki adam "Dur ne yapıyorsun, giyinik kalacaksın" dedi. "Tamammm" dedi uzatarak, eteğimi tekrar giyeyim mi? "İyi olur" dedi adam.

Böyle retler olmuştu ama sonrasında genelde cinsel havuza en kısa sürede dalacak şekilde yatak odasına gidilirdi. Bu sefer böyle olmadı...

"Çok bekledin mi?"

"Biraz..."

"Acelen ondan mı?"

"Yok, öyle seversin diye düşündüm, biraz tembel işi... Hazır pasta yani..."

"Belki sevebilirdim ama farklılığı özledim"

"???", adam ne demişti böyle? Farklı... neyden farklı demek istemişti. İçinden "Amaan siktiret" dedi, "hisli maço işte". Sonra durdu, "ama halen oturuyoruz..."

Adam sessizliği bozdu:

"Evi beğendin mi?"

"Erken geldim ama sadece anormal bir şey var mı diye baktım..."

"Buldun mu?"

"Neyi?"

"Anormal şeyi..."

Gülmemek için kendini biraz tuttu. "Yok, çok aradım ama yok."

Adam gülümsedi. Ancak o gülümseme bir garip gülümsemeydi, hafif alaycı ama iletişim kurmuş olmanın tadını çıkartmıştı sanki. Halbuki kadının ağzından adeta bilinçsizce dökülmüştü bu cümle. Bir cevap verecekti, o da bu oldu.

"Ters mi biraz? Bu biraz korkak mı çıktı? Yoksa beni itici falan mı buldu? Anasını satayım burası dizi film seti değil ki, mükemmel olsun her şey. BDSM yapmaya geldik buraya." diye düşünmeye başlamıştı. Halbuki bu olasılıkları kendi kurduğunun farkındaydı, geçmişe göre o anı yazıyordu.

Adam; "çay var mı? veya herhangi bir içecek?" dedi, kadın mutfağa gitti.

"O da anormal bir şey galiba, o da yok evde, gelirken bira almıştım, soğuk, dolapta, onlardan getirebilirim."

"Evet, ama bardakta olsun." dedi adam, sesi yakından gelmişti, mutfak kapısının eşiğinde dikilip dolabı açarken onu seyrediyordu.

Bardak buldu, su bardağından bozma, "bu olur mu?", adam başıyla onayladı, "sen de kutuda kalanı içebilirsin" diye ekledi.

"Dur, bir şey sessizden geliyor mu ne?" dedi kadın. "Kendine bardak bize de kutuda kalan". Çok önemli bir şey değildi, hatta hiç önemli değildi ama mesaj sessiz şekilde gelmişti "Yerini bileceksin, benden sonrasın". Bu kadar buluşmasında tek bir aşağılama cümlesi demeden ilk defa bu kadar net bir mesaj almıştı. Halbuki "ya çattık manyağa" demeye hazırlanıyordu tam.

"Masadaki sandalyelerden birini al. pencerenin yanına götür, orada otur... Bana dönük otur." dedi adam ve kendisi masaya oturdu. Kadın sessizce denileni yaptı. Denilenden farklı bir şey yapacak halde olması zaten doğasına aykırıydı, adam da bunu biliyordu, hissettirmeye başlamıştı.

Hiç bu kadar kafa yorduğunu hatırlamıyordu olan bitene, aslında olan biten var mıydı, yoksa "ben kendim mi her şeyi abartmaya yüceltmeye başladım kafamdan" diye sordu kendine. Belki de adeta bu kısacık reddedilme, kararının elinden alınması onu sinirlendirmişti, eğer bu kafa karışıklığı bir sinirlenmeyse tabi.

Karşı koyamıyordu, bu kadar basit bir silsile, onu sarmalamıştı adeta, sürükleyip duruyordu....

(Devam edecek)






9 Ekim 2026 Cuma

Madalyonun İki Yüzü Daima Farklıdır!

Bu çok klişe bir ifade, çoğu kişi "Madalyonun Diğer Yüzü" olarak istisnai bir durumu ifade etmek için kullanır ama burada gerçekten de istisna değil artık genelleme haline gelmiş bir durum için kullanacağım.


Şimdiye kadar bir sürü kölem oldu, günlük yaşamında da teslimiyetçi olan veya en azından mütevazi davranan bir kölem olmadı. Hepsi ya o ya bu şekilde, tam dominant olmasa da "güçlü kadın" olarak biliniyor ve kendilerini de böyle tarif ediyorlardı. Kadın... Evet, erkek tarafına hiç girmeyeceğim, çok da farklı değil ama "peki ya sen?" sorularını ancak kişisel yazışmalarda cevaplarım, her şey bedava değil 😉.

Bu konuya daha önceki bazı yazılarımda değinmiştim ama ana konu olarak irdelediğimi  hiç hatırlamıyorum. Bunu kişisel olarak bana sormuş olanlar çok oldu, bazıları, halen takip ediyorlarsa kendilerini bileceklerdir...

Bunun neden böyle olduğu konusunda kaynağını vermeye şimdi uğraşamadan biraz irdeleyeceğim bu yazımda, daha çok sentez olan bazı hipotezlerim var, bunların özgün olduğu konusunda da bir iddiam da yok zaten, bilimsel makale değil bu.

Bunlardan biri; insanın eksik kalan yönünü psikolojik olarak tamamlama ihtiyacı duyması. Yani bir davranış şeklini sürekli olarak uygulamak yorucudur, zıttı olan ihtiyaç bir şekilde kendiliğinden ortaya çıkar. İnsanların aşırı alkol aldıklarında ortaya çıkan sarhoşluk hali, yani "günlük hayatta yaşanamamış özlemlerin" bilinç altından birden fırlayıp, beyin bariyerini, Freud'çu yaklaşımla da egosunu aşağı doğru delerek ide işlemesi ve bu davranışın çırılçıplak bir şekilde ortaya fırlaması gibi. "ego ne, id ne ya?" diyecek olanlar varsa daha somut anlatımı: "kişinin gündüz çeşitli baskılar nedeniyle yapamadığını sarhoş olunca yapması", bir anlamda gerçek kişiliğinin (o da neyse) ortaya çıkmasıdır. Sözgelimi, bazı kişilerin sarhoş olunca şiddete başvurması veya tam tersine çok mizahperver bir hale gelmesi, bazen sürekli konuşması, bazen tersine dut yutmuş bülbüle dönmesidir.

Bir diğer bakış açısından; bu emanet alınmış (geciktirilmiş) bir empati durumudur. Empati sadece bir beceri değil, aynı zamanda genetik yapımızdan taşınan bir ihtiyaçtır da, karşımızdaki kim olursa olsun ne yapacağı önemlidir, bunu tahmin etmek ise empatinin özüdür, ona göre uyumlu bir davranış sergileriz. Bir doğada yaşamaya devam mekanizmasıdır bu ama günlük hayatımızda kişi kendisini karşısındakinin yerine koymak istese dahi sosyal ortam bunu yapmasına genelde o an izin vermez, çünkü bu, rolünü gevşetir, amaçtan uzaklaştırır. Bu ihtiyaç, müsait olunan bir şekilde, alternatif bir ortam veya anda giderilir. Bir kişi günlük hayatta karşısındaki insanları, belki olduğu gibi değil ama olmasını istediği gibi düşünür ve onların yerine koyar.

Başka bir bakış açısından ise; bu bir sosyal psikoloji konusudur. Sosyal psikolojide "sosyal çevreye uyum" en önemli konulardan biridir ve bu sosyal çevrede ortaya çıkan "Tutum" denilen şey 3 tane "D"nin uyumudur, "Düşünce, Duygu, Davranış". Bunlar kişide birbiri ile çelişirse kişi psikolojik rahatsızlık duyar ve bunu ya bu 3 D'yi aynı yöne hizalayarak, genelde de tezat olan D'nin diğer iki D'ye uydurarak anında değiştirir, ya da bunu bilinç altına atar ve bu bir şekilde, er veya geç, öyle veya böyle ortaya çıkar, genelde de kendine zarar vermeyecek müsait zamanında. Bu üç D kavramını somut bir örnekle ifade edeyim; Sözgelimi kişi hayvanları sevmiyordur (Duygu) ama çevresi nedeniyle seviyormuş gibi yapmaktadır (Davranış), bunun sonucu olarak Hayvanları sevmek mantıklıdır, çevresine açıklayamaz, neden sevmeyelim ki (Düşünce). Er veya geç, bir süre sonra bu kişinin hayvanları içten sevmeye başlamasına doğru diğer (Duygu'nun düşünce ve davranışı izlemesi). Bu durum bu üç D arasında herhangi ikisinin birini çekmesi şekline gelir. Konumuzla ilgili neydi peki, kaybolmayalım... Bir senaryo şöyle, bu farklı şekillerde de gerçekleşebilir; Kişinin duyguları kendisinin dominant olmasında suçlu hissettirmektedir (Duygu), mantıksal olarak da bunun insanlık dışı olduğunu düşünmektedir (Düşünce) ancak pozisyonu gereği bunu gösteremez, dominant kalmalıdır (Davranış). İlk fırsatta Duygu ve düşünce davranışı kendine yaklaştırır ve bunu cinsellik ortamında ifade eder.

Bir diğer yaklaşım ise tamamen teolojiktir (dinsel). Teoloji kişinin dinsel inanç dünyası ile ilgilidir ve aslında bir şekilde "neden-sonuç" ilişkilerini, kişinin dinsel inancı ne olursa olsun (ateist bile olsa) kapsar, eden bulur mekanizması daima vardır. Sözün kısası, dinler insana doğruyu gösterdiği iddiasındadır, diğer insanların alanına girmek "günah" olarak bilinir ve "günah" denilen şey er veya geç cezalandırılır. Bu diyet bugün ödenmezse bir şekilde ödenecektir, bazı dinlerde cennet cehennem mekanizması ile, bazı dinlerde gelecek kuşakların hesabı ödeyecek olması ile, hatta dinsel inanışı reddettiğinde dahi bunun "vicdani veya fiili" cezasını çekecek olmasının baskısı ile. Bu bağışlanma ihtiyacı mekanizması bir şekilde bu dünyada, çok da geç olmadan çalışmalıdır ve herkesin gözünden gizli aşaması cinsellik sırasındadır.



Eğer halen okuyorsanız 😂... "Bir diğer..." diyeceğim tekrar ve çok daha bulurum ben ama aslında çok da farkları yok birbirinden, sadece bakış açısı farklı.

Nedeni her ne olursa olsun, bu durum ya alkol alınca, ya da cinsellik ile ilgili olarak ortaya çıkar, bunun nedeni ise çok basittir, öyle çeşitli değil, hem cinsellik hem de alkol insanı olduğundan farklı bir sosyal havuza koyar, alkol biyolojik olarak, cinsellik ise hem biyolojik olarak hem de mecburi başka bir baskı ile, hormonların baskısı. Bazen de sadece sosyal role ilişkin bir arayıştan ibaret olarak. En basit hali ile cinsellik "hayvanlığınızı ortaya koyacağınız bir ortam" sağlar.

"Bu sene hormonlar iyi kafa yaptı" demek sanırım çok kötü bir espri olmazdı, ne dersiniz?

Bu alışılmışa göre biraz derin oldu sanırım, tamamını okuduğunuz hakkında veya "şundan sonra konudan koptum" gibi bir yorum belirtirseniz sevinirim. Teyit eden veya yok böyle değil, yorumlarınız da benim için önemli.

Tabi bir de sizin tecrübeniz olduysa paylaşmanızdan memnuniyet duyarım, herkesin hayatı, tecrübesi ayrı.



3 Ekim 2026 Cumartesi

Belirsizlik Bir Kusur Değil, Malzemedir!

 İlişkilerimde ne istediğini bilenler daima aslında yanlış öğrenmiş olanlar veya macerayı geçememiş bir çaresizlik içinde kıvrananlar oldu. Ne istediğini tam olarak bilmek, özellikle BDSM ilişkisinde "bayağı BDSM pornosunun aynısını isteyen" kişiler yaratır. Bazı hoş yaratıcılıklara şahit olmuş olsalar bile aslında öğrenecekleri şeylerin sayısını azalmış bulurlar ve bu durum tatminsizlik ile şekillenir.

Bir slave adayım, ki başlayamadan mutlu şekilde bitti, kendisine yapılan ve aslında benim de yaratıcı bulduğum bazı aksiyonlardan söz etmişti. Burada anlatmadan edemeyeceğim. Bir ezeli rekabet futbol karşılaşmasını televizyondan izlerken kendisine rakip takımın forması giydirilmiş ve maçı seyrederken bir yandan da kendisine cinsel her muamele yapılmış, kendi bir açıdan mutlu olmuş tabi ama BDSM'nin dışında bunu sadece bir farntezi olarak yorumlayan bendim sanırım. Benzer şekilde vajinasında bir vibratör ile türk kahvesi yaptırılmış olmasını anlattı, empati kurduğumda bunun nasıl bir aksiyon olduğunu anlayabiliyorum; Eğlenceli bir işkence.

İnsan olmanın doğası gereği bir konuda ilk olmanın bir dezavantaj olduğunu, acemilik taşıdığını, utanılması gerektiğini düşünür insanlar. Aslında tam tersi... Bunun derinliğine gireceğim birazdan (mecazen yani)....



Öncelikle ve öncelikle eğer bir şeyi ilk olarak yapıyorsanız , hayatın her dalında, müthiş bir avantajınız vardır: hata yapma özgürlüğünüz. Bunu özellikle Araştırma-Geliştirme dünyasında yaptığım işlerden bizzat bolca tattım.

Kimse sizi doğrudan suçlamaz, affetmez de ama siz kendinizi her zaman rahat hissedersiniz.

Bir diğeri ise belirsizliğin yarattığı heyecandır, bu heyecanı her şeyin nasıl olup biteceğini bilen biri hiç bir şekilde yaşayamaz.

Ancak ve ancak... İşin en güzel yanı aslında daha önce yapmamış olduğunuz şeyi yapıyor olmanın hissidir, bu bir korku ve endişe içerir ama kendine bir güven de içerir.

Kendinize güvendiğiniz için kendinizi "adam gibi" (aslında "insan gibi" ama seksist anlamın dışında düşününüz) hissedersiniz, hayatta kendinize ait bir şey yapıyorsunuzdur ve bu sizin hayatınızdır. Kontrolü ona bırakmışsınızdır ama bu "ilk" aslında her zaman olmasını istediğiniz şey değil miydi? Yoksa siz zaman içinde "onun içine düşmek" hissinden mahrum mu olacaktınız? Hayatınızda her zaman olan şey değil, yarım yamalak olarak yaşamanın işin tamamını mahvedebileceği bir olguyu hakkıyla yaşama şansının eline bırakmışsınızdır aslında kendinizi. Bu bir mutluluktur.

Siz zannedersiniz ki kontrolü elinde tutan, nam-ı diğer "efendi", her şeyi çok iyi bilir ve uygular. Evet görevi kesinlikle o rolü oynamaktır ama o zaten bu belirsizliğin tadını, her kadının kendine özgü doğası olduğu kabulü ile aslında ilk olarak yaşamaktadır. Kontrol etmeyi bilmek zorundadır, yaşı ve tecrübesi bunu bir üst seviyeye taşır, bu belirsizliğin içinde o da ne olacağını tam bilmemekten nasıl zevk alacağını öğrenmiştir.

Bir sanatçı gibi içinden geleni malzemeye uygun şekilde yapar ve en güzel olanı ortaya çıkarmaya çalışır. 

Yaptığı eserler birbirinin aynı değildir, bu bir sanattır ve malzemeye, BDSM hayatında efendi ve köle arasında gelişen ilişkiye göre bir eser çıkar ortaya.

Çamura şekil veren bir usta gibi malzemesine uygun çalışır, çok sıkarsa güzel bir sonuç çıkmayacağını bilir, çok gevşek bırakırsa şekil veremeyeceğini bilir. Onun çamuru olarak siz onun eline bırakırsınız kendini.

Buradaki teşbihte çok somut bir konu ortadadır ki; eğer siz zaten sertleşmiş ve belirli bir şekil almışsanız o güzel eseri vermek usta için de zorlaşır, çamur için de bir değer oluşturmaz.

Açıkçası itiraf etmeliyim ki tamamen birbirinin aynı iki köle adayım olduysa bunlar kendi doğalarını izleyen kişiler değil, porno endüstrisinin dayattıklarını sergileyenlerdi.

Not: Bu yazıda bahsettiğim yaklaşım şu anki duruşumu da yansıtıyor.

İlgilenenler Güncel sayfasına göz atabilir.




14 Mayıs 2024 Salı

Olgun Kadın Bir Adım Önde Başlar

Yıllarını vanilya cinsellik ile geçirmiş artık olgunluk, hatta olgunluk ötesine geçmiş bir kadının ilk BDSM tecrübesini okuyacaksınız. Kendisine cinsellik partneri bulmakta bile zorluk çekerken yeni keşfedeceği BDSM onu bambaşka yerlere götürecek. Ben yaşadım ama neden o kadar yıl bunsuz yaşadım, ne vardı diyecek kendi kendine.

İlk tecrübesi olacağını kendisi de bilmiyordu Sabri ile online sohbete başladığında, inansak mı artık BDSM'yi duymuş ama detaylı bilgisi olmadığını düşünüyordu, artık kendi bilir doğrusunu, bizi ilgilendirmez. Gel zaman git zaman öğrendi Sabri'nin bir D/s Efendisi olduğunu... Araştırıp geliştirmekteydi bu konuda zihnini. Sabri kendisine bir teklifte bulundu. Onu nude veya giyinik hiç görmemişti Sabri, aslında o da Sabri'yi. Sabri cinsellik konusunda estetik güzelliğe önem veriyordu ama BDSM ilişkilerinde hiç seçici değildi. Biliyordu ufak tefek bir sub ile daha çok şey yapılabileceğini ama kendisi de zaten yeterince iriydi, dert etmiyordu. 

Frida kararsızdı, endişe ediyordu ama çoğu yönü cazip de geliyordu edindiği bilgi doğrultusunda BDSM'nin. Ancak fazlasının ve kendi ifadesi ile "korkunçlu" olacağından endişe ediyordu, çünkü ilişki boyunca ipler efendinin elinde olacaktı, dur derse duracak mıydı? Durmaması fantezi rüyasını süslüyordu ama reel olacaksa durmalıydı elbet. Böyle böyle sorular geziniyordu zihninde.

Bir gün gözünü kararttı Frida ve olur dedi. Gün ve saat kararlaştırıldı... Sabri SSC sözü vermişti: "Safe, Sane, Consensual" kuralına uyacaktı Sabri, Güvenli, makul ve mutabık olacaklardı. 

Akşam iş çıkışı malzemelerini aldı Sabri ve haritalarda belirtilen konuma yola çıktı. Konuma vardığında binannın söylenmiş katına çıktı, zili çaldı. Sabri beklerken bu tür durumları sık yaşamıştı genelde, böyle beklemek onu etkilemezdi, bu sefer neden o kadar etkilendiğini anlayamıyordu, kapı önce içeriden aralandı ve öyle bırakıldı. Sabri kapıyı iteledi ve aralandı. Karşısında kısa boylu, ufak tefek, yaşının ilerlediği bazı izlerden belli olan bir kadın duruyordu, saçları kısaydı.

Kadın gülümsedi ve "buyrun efendim" dedi. Sabri sesini çıkartmadı, davete icabet etti. Kadını takip ederek salona geldiler. Sabri kendisine herhangi bir şey söylenmesini beklemeden koltuğa oturdu. Bir işaret ile önündeki yeri gösterdi kadına. Bir süre Frida'nın önüne gelmesini bekledi. Önüne gelen Frida öylece dikiliyordu karşısında.

"Diz çök yanımda yere otur" dedi sert bir ses ile. Frida dediğini yavaştan alarak yaptı. Sabri Frida'nın saçlarını tutarak geriye çekti ve başını geriye yatırdı. Bir yandan gözleri ile bedenini süzüyordu. Bekleyebileceği üzere öyle taze sayılmazdı Frida ama iş görür müydü? Görürdü. Kendi kendine "bu gün ikimiz için de güzel olacak" dedi. Hafif mırıldanmış olduğu için Frida "efendim?" dedi. Duyacağı kaba bir "kes sesini" olacaktı. Önceden öğrendiği üzere ne yapacağını bilemediği durumlarda "emredersiniz efendim" diyecekti ve dedi. Sabri kadının çaresizliğini hissediyordu ve bunun sonuna kadar tadını çıkartacaktı, elinin altındaki şey dediklerini yapmaya hazırdı, tecrübesine güvenerek onu da bundan doyasıya zevk almaya götürecekti Sabri, kadının bedensel güvensizliği kendisine acımasız bir hırs vermişti.

Yine her zamanki klasiğini yaparak "git şu duvara yüzün gelecek şekilde ellerini yukarı daya ve gözlerini kapatarak beni bekle" dedi, "bedenin gibi şu anda evin de bana aittir, mutfağa gidip ne var ne yok bakacağım buzdolabında" diye devam etti. Frida dediğini yaptı ve beklemeye başladı. İçeriden gelen seslerden Sabri'nin buzdolabını açtığını anladı. Bir biranın açılış pıstlaması geldi. Birazdan odadaki seslerden Sabri'nin salona girdiğini anladı.   

Sabri geçip koltuğa oturdu ve bir süre Frida'yı seyretti. Biraz sonra oturduğu yerden kalktı, Frida'nın eteğinin altından külodunu aşağı indirdi. "Çıkart" dedi ve ayakarından külodu kurtardı. Koltuğa dönüp birasından bir fırt daha aldı, sonra sert bir sesle seslendi; "Bacaklarını arala...".

Bunu Sabri'nin sitesindeki hikayelerinden biliyordu Frida. Bir hizmette bulunur gibi araladı. Sabri "Bir şeyi unuttun" dedi..."Emredersiniz efendim dediğini duymadım". Frida hemen durumu düzeltircesine "Emredersiniz efendim" dedi, çok anlamsız gelmişti ama acayip de bir zevk almıştı bunu derken.

Sabri yaklaştı ve kadının üzerindeki diğer giysileri yavaş yavaş çıkarttı. Kadın tamamen çıplak kalmıştı. Bu şekilde olmaktan vücüdündaki kusurların böylesine ortada olmasından çok rahatsız olurdu ama şu anda biliyordu ki bedeli itaat ile ödeyecekti ve efendi Sabri sevse de sevmese de elinde olan buydu.

Sabri'nin parmakları Frida'nın dizlerinin üstünde dolaşıyordu. Yavaş yavaş bacaklarının birleşme yerine yaklaştığını hissediyordu Frida. Sabri oraya doğru ilerlerken birden temas kesildi...

Acı dolu bir hareketle Frida'nın ağzı aralık kaldı. Sabri göğüslerine o kadar hızlı ve güçlü yapışıp sıkmıştı ki canının acıdığını bile çok geç hissedebilmişti. Yavaşça küçük göğüslerinin uçlarına kaydı ve uçlarını hınca hınç sıktı Sabri, Frida'dan ancak bir ayyy! sesi gelebilmişti.

Kalçalarında gezindikten sonra yavaşça vajinasına geldi ve klitoristen anüsüne doğru biraz gezindi Sabri. Islaklık hiç az değildi, hatta yere bile damlamaya başlamıştı.

Sabri Frida'nın kalçalarını olduğunca sıkmaya başlamıştı. Adeta sağıyordu kalçalarını.

Duvardan çekip yatağa götürdü Sabri kadını, ancak o kadar nazik davranmıştı ki adeta dansa kaldırır gibi olmuştu. Yatağa yüz üstü yatıldı. Sabri elleri ile kadının bacaklarını iki yana araladı ve bu araya birasının soğuk kutusunu koydu, ne olduğunu anlaması biraz zaman aldı Frida'nın. Bacaklarını tekrar kapatarak bira kutusunu arada sıkıştırdı. Sonra Frida'nın yüzünün olduğu yere yöneldi. Ellerini yüzünde gezdirdi ve arkasına geçerek sırtına ata biner gibi yer aldı Sabri. Frida'nın boynunu sıvazlıyordu yavaşça. Frida bir süre sonra boynunda tırtıklı bir ip hissetti Sabri boynunun ön kısmında geçirdiği ipi biraz gerince. İp bir atın dizginleri gibi çenesinin altından başını geriye doğru gerebiliyordu Frida'nın. Sabri biraz aşağı kayıp kadının ellerini arkasından bağladı. Frida göremiyordu neyle nasıl bağlandığını ancak hissedebildiği şey ellerini hareket ettirmeye çalıştığında acıdığı oldu. Çok geçmeden boynundaki ipin ucunun ellerini bağlayan şeyde olduğunu anladı.

Sabri Frida'nın memelerini de aynı ip ile dolayıp sıktı ve bağladı. Frida her zamankinden daha çaresiz hissediyordu kendini ama güveniyordu çünkü Sabri'ye güvenmekten başka yapabileceği bir şey yoktu şu anda. Böyle bir duyguyu hayatında ilk defa yaşıyordu.

Sabri Frida'nın bacakları arasında ısınmaya başlayan birasını aldı ve birasından yudumunu aldı. Frida'nın ıslanan vajinasında parmaklarını gezdirdi. Biradan biraz Frida'nın kalçalarının arasına döktü. Kadının ufak poposundan aşağı vajinasına, oradan da yatağa süzüldü bira. Ardından Sabri kadının ayaklarını bileklerinden zincir ile boynundan geçirerek gerilmesini sağladı. Bu duruş Frida'nın geriye eğilmesine, orada da belinde bir çukur oluşmasına neden oldu.  Sabri birayı dikip bitirdi ve mutfağa gidip soğuk bir tane daha aldı. Döndüğünde yüz üstü yatan Frida'nın belindeki boşluğuna bira döktü bir miktar ve buradan birasını içti. Frida daha sonra önce sırtında sonra kalçalarında bir yanma hissetti ama bu sıcaktan değildi. Anladı ki Sabri buzdolabından bir buz küpü almış gelmişti ve vücudunun her yanında gezdiriyordu.  "Ha! haa! Hayırr!" dedi Frida, klitorisine değen buz kübünü hissedince. İrkildi ve hem zincir hem de halat boynunu sıktı. Dişlerini sıktı... "Bunu bana her gün yapın efendim lütfen" dedi. "Sizin köleniz olmak istiyorum" dedi. Frida'nın libdosu tepedeydi, bunu söylemeye gerek yok. Sabri Frida'nın boynundaki ip ve zinciri aşağı aldı ve göğüslerindeki ipe bağladı. Artık sırt üstü yatıyordu Frida, gözleri saürekli Sabri'deydi, yalvarırcasına bakıyordu, elleri arkasında bağlıydı halen. Sabri kadının bacakları arasındaki yerini aldı ve kadının gözlerinin kendisine söylediği şeyi yaptı. Her giriş çıkış kadın için çok susamış, ağzı kurumuş birinin içtiği yudumlar gibi geliyordu. Kadını her şekilde doyurdu Sabri. Bu süre boyunca Frida'nın nefesini eliyle tutup bırakıyordu. Frida tamamen ona bağlıydı bu anda. Sabri boşaldığında Frida ona hiç kimseye bakmadığı kadar minettar şekilde baktı.

Çok güzeldi dedi kadın... Sabri sert ama sakin bir sesle "Evet, ısınma yeterli, artık başlayabiliriz!" dedi.

10 Eylül 2022 Cumartesi

BDSM Hikayesi: Gün Boyunca - VI - Hava Boşluğu

 Streç filmin nasıl işe yaradığını Sabri iyi biliyordu, ekmek gibiydi, yalnız başına yavan kalıyordu ama renklendirildiğinde inanılmaz olabiliyordu, birkaç streç film numarası daha deneyecekti Yeliz üzerinde.

Yeliz’i yine salonun ortasına aldı, beline streç film ile iki üç tur attı. Bekleyen Kerem’e verdi streç film rulosunu.Kollarını arkasında birleştirilmiş şekilde streçin içinde bırakacak şekilde sarmak üzere Yeliz’i olduğu yerde çevirmeye başladı Sabri.Başı açıkta kalacak şekilde boynunu da kapsayacak şekilde sarıyordu. Öncekilere göre farklılık olacaktı, o da bel altında olacaktı. İki bacağını birlikte değil, ayrı ayrı sarmak üzere Yeliz’i çevirmeyi bırakıp Kerem ile ruloyu Yeliz’in bacak arasından al ver yaparak sardılar iki bacağını ayak bileğine kadar. Dikkatli bir şekilde yere sırt üstü yatırdıktan sonra Yeliz’in iki bacağını iki yana açıp evdeki süpürge sopasını Yeliz’in iki bacağını iki yana açacak şekilde yerleştirdi Sabri. Sopa belinin altından geçip iki ayak bileği hizasına doğru iki yandan uzanıyordu. Bacak arasında bir kişinin yerleşebileceği kadar bir boşluk bırakıp ayak bileklerinden süpürge sopasına sarmaya başladı Sabri. Yeterince gerginleştikten sonra Sabri Yeliz’in bikini bölgesindeki naylon kısmını keserek aldı. Göğüs bombelerini tamamen dışarıda bırakacak şekilde göğüs bölgesindeki naylonu da keserek açtı. Yeliz’in yüzüne borulu bir medikal maske yerleştirdi ve başını da tamamen sardı.Artık nefes alış verişi tamamen borudan oluyordu Yeliz’in. Nefes almasını engellemek için Sabri’nin yapması gereken tek şey hortumun ucunu eliyle kapatmaktı. Yeliz’in esmer saçları tamamen streç filmin altında kalmıştı, bu şekli ile ters bir T harfini andırıyordu. Süpürge sapı tamamen Yeliz’i tutup kendine çekecek bir araç haline gelmişti.Yeliz’i becermek isteyen sapı istediği yüksekliğe getirip girip çıkabilecekti, sapı iki ucundan tutup istenen yere sürükleyerek götürmek de mümkündü.

Sabri Yeliz’in göğüs hizasına yaklaştı ve meme uçları ile oynamaya başladı. Sert ve soğuktular. Parmağı ile birer fiske vurdu ikisine de, Yeliz dar streç sargının içinde hafifçe hareketlendi bu uyarım üzerinde. Bir göğüs ucunda Sabri diğerinde Kerem olmak üzere bu uyarıma daha da hızlanarak ve sertleştirerek devam ettiler. Artık Yeliz hafif hareket etmiyordu, adeta kıvranıyordu streç filmi yırtarcasına ama pek şansı da yoktu yırtıp çıkmak için. Kerem fiske atmaya devam ederken Sabri Yeliz’in bacakları arasında yerini aldı ve girip çıkmaya başladı. Yeliz’in vajinası adeta kasıla kasıla dans ediyordu Sabrinin penisi etrafında. Sabri hortumun ucunu aldı ve Kerem’den durmasını rica etti. Yeliz nefes nefeseydi ama gittikçe sakinleşiyordu. Sabri girip çıkmaya kaldığı yerden devam ederken hortumun ucunu tıkadı. Bir süre havasız idare eden Yeliz, sık nefes alıp verme trendinde olduğu için çok sürmedi. Hortum ve maske refleks ile kasıldı, Sabri hortumu hemen bırakmadı ama bu konudaki zamalamanın ne kadar hayati ve tehlikeli olduğunu biliyordu. Uygun bir zamanda bıraktı ve Yeliz’in göğsü derin derin inip çıkmaya başladı. Kendine geldiğinde hortumu tekrar kapattı, bir yandan da Yeliz’e girip çıkmaya devam ediyordu. 

Birkaç tekrardan sonra Yeliz bir süre sonra bilincini kaybetmişçesine kendini Sabri’ye doğru itiyor ve vaijnal kasları ile sahibinin penisini okşuyordu. 

Bir ara hortumu bıraktığı aralıkta Kerem’in artık fiske atmak falan değil kadının göğüslerini koparırcasına çekiştirerek sıkmakta olduğunu gördü. Sabri Kerem’i de yola getirmiş olduğunu düşündü. Kerem’i kendi yerine davet ederek Yeliz’i becermeye devam etmesini istedi. Yavaşça kadının başındaki streçli bölgeyi açtı maskeyi aldı, Yeliz yüzünde maskenin izi ile tamamen su içinde kalmıştı, sahibine yarı yalvaran yarı müteşekkir gözlerle bakıyordu.

Sabri yüzüne kulağını yaklaştırdı, “Efendim çok yoruldum ama sizi halen istiyorum, çook istiyorum sahibimmm” dedi. Sabri kendi meme ucunu kadının ağzına yaklaştırdı, Yeliz önce dili ile erişebildiği bu nimete daha da yaklaşınca dudakları ve dişleri ile katıldı, adeta saldırırcasına yalamaya emmeye başladı. Sabri de kadının meme başlarını olanca gücüyle sıkıyor, alttan Kerem becermeye devam ediyordu. Sabri penisini kadının ağzına yaklaştırdı ve yalayıp emmesine izin verdi. Dibine doğru yavaşça birkaç giriş çıkış yaptı. Esmer saçlarından sıkı sıkı tutmuştu Sabri Yeliz’in. Ağzına boşaldı, Yeliz son damlasına kadar yuttu, emmeye devam ederek penisin içini de temizledi.

Yer yer streç filmler açılmış, toplanmıştı bu kadar aksiyonun içinde. Sabri dikkatli bir şekilde maket bıçağı ile streç filmleri keserek Yeliz’i serbest bıraktı.

Sabri Yeliz’e yatağı gösterdi, bu bir izindi, Yeliz yatağa gidip uzandı ve yorgunluktan uyudu kaldı. Uyurken birkaç defa daha becerildi, garip ama Yeliz’in bir becerisiydi bu. Uyandığında sahibi ve Kerem giyinmiş onu bekliyorlardı. O da giyindi, evi toparlayıp çıktılar.


FİN...... KAÇIRDIYSANIZ ÖNCEKİ BÖLÜMLERİ BURADAN OKUYUN...


9 Eylül 2022 Cuma

BDSM Hikayesi: Gün Boyunca - V - Yeliz İle Banyoda Kahvaltı

 Sabri geldiğinde Kerem boşalmış ve koltuğa oturmuştu dinlenmek için. Sabri Yeliz’i ayağa kaldırıp dengesini bulmasını sağladı. Mutfağa kadar gidip birasını almasını söyledi. Hafif bir yalpalamanın ardından mutfağa gitti Yeliz. Bu, Yeliz’in biraz kendine gelmesini sağladı, zaten bu nedenle böyle istenmişti kendisinden.Sabri çantadan çıkardığı  streç filmin ucunu bulmaya çalışıyordu Yeliz döndüğünde, inat etmişti ne Yeliz’den istiyordu bunu yapmasını ne de Kerem’den. Ucunu bulduğunda katlayarak ayırdı ve Yeliz’i tasmasından salonun geniş bir yerine götürdü. Kerem’den gelmesini rica etti. Çıplak olan Yeliz’in belinin etrafından çevirdi iki tur streç filmi. Kerem’den tutmasını rica etti ve Yeliz’i kendi etrafında yavaşça dönmesi için hareketlendirdi. Kollarını iki yana açtı Yeliz’in, tıpkı turnet tahtasındaki kili şekillendiriyordu. Bir yandan da sıkılığını ayarlıyordu streç filmin.

Belinin etrafı dört beş tur sarıldıktan sonra Sabri eline ketçap tüpünü aldı, sarılmış olan yerin içine sokup sıktı. Ardından döndürmeye devam etti. Yeliz’in kollarını indirdi ve çevirmeye devam etti. Ketçap’ın yerini mayonez aldı. Streç filmin içine sıra sıra yumurta içi, çikolata sosu, nar ekşisi, zeytinyağı, beyaz peynir, toz şeker, jöle, puding, pişmiş spagetti makarna ne bulursa dolduruyordu Sabri. Kerem şaşkınlıkla izliyor ve bir anlam veremiyordu bunun neden yapıldığına, Sabri’nin daha önceden yaptığı hazırlık gözünden kaçmamıştı. “Abi bu kadar malzemeyi nereden buldun” diye sorabildi ancak. Sabri bunları doldururken dışarı taşmamasına streç fimin içinde kalmasına özen gösteriyordu. Dizlerineden boynuna kadar sarılmıştı Yeliz. Kerem’in de desteği ile banyoya götürüp dizerini de sarıp küvete yatırdılar. Sabri en son kafasına makarna boşalttı, üzerine de puding ve bal döktü. Öylece orada bıraktılar ve ışığı da üzerine kapattılar. Salona geçip oturdular ve konuşmaya başladılar. Sabri; “Bundan nasıl zevk aldığımı düşünüyor olmalısın” dedi. Kerem bozuntuya vermeden “yok işte çöpümüz oldu artık kadın, diğer çöplerle karıştırıp dışarıdaki konteynere de bırakalım akşam çıkarken” dedi. Sabri güldü, “bu öyle değil, dediğin özellikle Yeliz için kendinden geçirici olabilirdi ama bunu o hoşlandığı için yapıyorum. O streçlerin içinde nasıl bir zevk alıyor biliyor musun şimdi?, alkol uyuşturucu falan hiç bir şey veremez o hazzı ona, benim açımdan güzelliği şu ki tam istediğim kıvama getiriyor onu, tabi ayrıca böyle savunmasız ve değersiz olması da etkiliyor bir miktar.”.

Yeliz marine olup kalmasın diye banyoya gittiler ve maket bıçağı ile “pisliği” üzerindeki naylondan kurtardılar. Sabri gelen çişinin kokusunu bu karışmış kokulara kattı. Kerem ağzına gelen tükürüğünü bir kaç defa Yeliz’in yüzüne tükürerek bu çorbada tuzum olsun dedi. Kalan malzemeleri de küvete Yeliz’in üzerine boşalttılar ve çıkarken bu sefer ışığı ve kapıyı açık bıraktılar.

On dakika kadar sonra Sabri yalnız başına banyoya gitti, alçak ama sert bir sesle, “Mutlu musun canım?” dedi. “Deliriyorum” dedi kısık sesiyle Yeliz, “Keşke saatlerce böyle kalsam, hiç azalmaz”.

“Ama sonu geldi, seni yıkayacağız.” dedi Sabri ve küvetin deliğinden geçemeyecek şeyleri (Yeliz’in kendisi hariç) kaba olarak temizleyip bir poşete doldurdu. “Yıkanacaksın ve başka şekilde devam edeceğiz.”.

Yeliz o kadar yıkanmasına köpük köpük şampuanlanmasına rağmen halen garip bir yiyecek kokusu çıkıyordu teninden. Kötü bir koku da değildi ama işin garibi.

Salona geldiğinde Kerem bir kez daha geçti Yeliz’in üzerinden. Kerem devam ederken Yeliz becerildiği yerde Sabri’ye dönüp “sahibim, keşke o getirdiğiniz hayali gençler şimdi burada olsalar da sırayla beni…” dedi. Kerem bir anlam veremedi, Sabri kısaca gülümsedi, tam tavına gelmişti Yeliz.

  DEVAMI BURADA


3 Eylül 2022 Cumartesi

BDSM Hikayesi: Gün Boyunca - IV - Bana Ne Oldu Sahibim?

 İçerisi bomboştu… Yanında bulunan sahibi dışında kimse yoktu odada… Mutfaktan bir bira kutusunun fısıltılı açılış sesi geldi sadece. “Nereye gittiler sahibim?” dedi, bir kedinin miyavlaması gibi çıkmıştı sesi… Sonra durumu anladı ve “Sahibimmmmm” dedi Yeliz… Sırt üstü düştü ve yarı baygın kaldı.



Ayılana kadar olan kısmı bilmiyordu, Sabri tansiyonuna, nabzına bakmıştı bu sürede, hatta ipleri bile çözülmüştü. Halat göğüslerinde iz bırakmıştı biraz, teni halen soğuktu.

Ayılır ayılmaz, Yanında duran Sabri yanına uzandı ve Yeliz’e sarıldı, Yeliz de kollarını ve bacaklarını Sabri’ye doladı bir süre o şekilde kaldılar. Yeliz masada oturan kişiyi fark etti, bu kişiyi tanıyordu… O Kerem’di ve Sabri’nin gözüyle yaptığı davetle yanlarına geldi Sabri kalktı ve bu sefer Kerem Yeliz’in bedenine sarıldı. Sabri Yeliz’in ağzını ve burnunu kapatarak kanındaki karbondioksit miktarını yükseltti, Yeliz tekrar sikilmeye hazırdı. Yeliz’i Kerem’in altında gidip gelinir şekilde bırakarak içeri birasını almaya gitti Sabri.

2 Eylül 2022 Cuma

BDSM Hikayesi: Gün Boyunca - III - Eğitim Candır, Tecrübe Heyecandır

Sabri yataktan inip doğruldu, biraz bekledi. Evde Yeliz’in göremediği bir şeyler oluyordu. Sonrasında dış kapının açıldığını duydu hava cereyanından ve seslerden kapının öncekilne göre daha uzun bir süre açık kaldığını hissetti Yeliz.

Sabri’nin uzaktan sesi geldi, kendisine demediği açıktı. Birilerine konuşuyordu ama net şekilde anlaşılır bir konuşmaydı.

Genç arkadaşlarım…, bugün sizi biraz farklı bir tecrübe bekliyor, biliyorum zaten bunun için buraya toplandınız. Hepiniz medeni arkadaşlarsınız. Sizden birkaç ricam var.

Öncelikle lütfen sizlere belirlediğim sıraya uyun ve sizden önceki arkadaşlarınızın hakkına saygı gösterin. Öncesinde prezervatifinizi kontrol edin, bu konuda bu abiniz size yardımcı olacak. Boşaldığınızda lütfen yerinizi sıradaki diğer arkadaşınıza bırakın, arzu ederseniz tekrar sıraya girip kaç parti istiyorsanız o kadarını atabilirsiniz. Aynı prezervatifi tekrar kullanmayın, yenisini alın takın. Anal ve oral olarak girmeyeceksiniz, umarım doğru deliği biliyorsunuzdur (hafif gülümseyerek). Memelerini sıkıp meme başları ile oynayabilir yalayabilirsiniz.

Yeliz donup kalmıştı, hafif bir titreme bir korku hissediyordu.

Burada sizin için eğitici olacak Yeliz ablanızın kendi tercihi BDSM’dir ve kendi isteği ile burada bulunmaktadır. Kendisi saygıdeğer bir insandır, kerhane köşesindeki bir orospu değildir. Burada bulunmasından benim emrim dışımda başkaca bir menfaati bulunmamaktadır, ancak şu andaki durumu ceza alıyor olma durumudur, yapacaklarınızdan doğrudan zevk almayacağını hesaba katın.

Kendisinden bahsedilmişti… Pür dikkat dinliyordu…

Her şeyden önemlisi, bundan sonra yaşayacağınız ilişkilerinizde BDSM aramayın, kız arkadaşlarınıza sevecen, kibar ve anlayışlı davranın, burada yapacağınızı sadece fiziksel bir eğitim faaliyeti olarak görünüz, burada bu konuda kendini yönlendirmiş bir kadın bulunuyor, kız arkadaşlarınıza aynı şeyi böyle yapmaya çalışırsanız ya tokat yersiniz ya da terk edilirsiniz. Onlara ılımlı sevecek ve sabırlı yaklaşın, böyle Yeliz’e dalar gibi haşır huşur dalmayın.

Hah, kendisinin güya orospu olmadığı söyleniyordu ama “haşır huşur dalınacak” bir araç olarak gösteriliyordu, kaşarlığı tuttu burada ama sesini çıkaramazdı tabi. Sabri konuşmasına devam etti.

Önce ben gireceğim dikkatli izleyin. Sonra sıra ile hepini
z aynı şekilde sikeceksiniz. Sabri Yeliz’e yaklaştı, buz gibiydi Yeliz’in bedeni, ter olmuştu. Girip çıkmaya başladı. Yüzünü Yeliz’in yüzüne yaklaştırdı. Yeliz fısıldıyordu: “Sahibim lütfen yapmayın, ne istiyorsanız yaparım size, ama bunu kaldıramam… Lütfennn… Lütfeeeennn…”, suratında tokat patladı Yeliz’in “Bari kaç kişi var onu söyleyin, esirgemeyin benden…”...


Sabri Yeliz’in etinden çıktı, “Peki kendin gör gençleri” dedi… Poposunun üzerinde doğrulmasını sağladı Yeliz’in ve gözlerindeki bağı açtı.

  DEVAMI BURADADIR

30 Ağustos 2022 Salı

BDSM Hikayesi: Gün Boyunca - II - Bir, İki, İkibuçuuk

Sabri kalktı, Yeliz sahibinin altında ne kadar süre geçmiş olduğunu bilemiyordu, sahibi tarafından sırtüstü çevrildi ve göğüslerindeki bağlar düzeltilip tekrar sıkıştırıldı. Ayak bileklerine aynı halattan birer volta sarıldığını hissetti Yeliz ve diz altlarından yatağın başına doğru gerildiğini hissetti. Ters dönmüş bir kurbağa gibi duruyordu yatakta, hareketi neredeyse mümkün değildi. Başı yatağın başına çok yakın değildi ama ipler yeterince geriyordu bacaklarını, dizlerinden aşağı yatağın altına doğru gerildiğini de hissetti, dizlerini ileride de tutamıyordu, bütün vajinası hizmete açık şekilde, sümük sümük bekliyordu.

Bu hali ile bir erkeğin kendisini gelip becermemesi mümkün değildi. Sabri prezervatifini taktı ve beş on dakika Yeliz’i becerdi. Bu sürede Yeliz’in ağzını ve burnunu kapatıp nefes almasını sınırlayıp daha da azmasını sağlıyordu. Bir süre sonra Sabri durdu ve yataktan kalktı.

Sabri yataktan uzaklaştı. Yeliz ayak seslerini duyuyordu zemindeki, bir süre sonra dış kapı açıldı ve tekrar kapandı. Sahibi çıkıp gitmiş miydi?

Hayır… Tekrar kendisine yürüdüğünü hissetti Yeliz sahibinin, yalnız… Yalnız, Sabri yalnız değildi, kaç kişi olduğunu bilmiyordu Yeliz odada, kimse konuşmuyordu, sahibi dahil. 


“Sahibim” dedi, “burada mısınız?” cevabını alamadı ama baş kısmında yatak ile başı arasındaki boşlukta bir beden ve ardından da dudaklarına sürülen bir penis hissetti. “Bu kimin bakalım bilecek misin?” diye kararlı bir ses işitti, evet bu sahibiydi… “dişlerin sikime değmeyecek…”. Yeliz’in başını arkaya çekip ağzının kendisine bakmasını sağladı Sabri, Yeliz görevini icra etmeye başlamıştı. Dişlerini efendisine değdirmemek için çaba harcıyordu sürekli, zira zaten ağzına zor sığıyordu, dudakları arasında boşluk bile kalmıyordu.

Bir süre sonra bacaklarının arasında ikinci kişi hissetti Yeliz. Evet… Bir kişi daha vardı, erkekti ve şu anda sahibi ağzına girip çıkarken o kişi de ıslanmış olan vajinasından ritmik şekilde yara yara çalışıyordu. Kişi gittikçe hızlandı ve sonra dışarıda kaldı, üzerine uzanmış memelerini sıkıştırıyor meme başlarını emiyordu. Göğüsleri hemen hemen morarmıştı, yumuşaklıktan eser yoktu. O artık her kimse prezervatifine boşalmıştı…

“Acaba sahibim beni becermeye devam eder mi?” diye düşünürken içinde yine biri girdi, Sabri halen ağzında olduğuna göre… Sadece bir kişi getirmemişti sahibi. Aynı kişi de değildi, bu biraz daha hafifti ve daha acemice girip çıkıyordu. Kısa da sürdü… Yeliz anlamıştı, genç ve bakir bir delikanlının ilk tecrübesi, seks materyali olmuştu kendisi.

Bir an, “acaba kaç kişiye malzeme olacağım daha?” diye düşünüyordu ki sahibinin siki ağzında dişine dokundu… Sahibinin siki ağzından çekildi… Yeliz “lütfennnn sahibimmm, istemeden oldu, çok şaşkındım, lütfen bana acıyınnn” dedi. Sahibi bekledi, Yeliz şunu eklemeyi tercih etti “Sahibimmmm, lütfen, bana her istediğinizi yapmaya hakkınız var, kendimi insafınıza bırakıyorum”...

 DEVAMI BURADADIR

29 Ağustos 2022 Pazartesi

BDSM Hikayesi: Gün Boyunca - I - Isınma Turu

O gün biraz farklı yaşanacaktı. Yeliz bundan haberdardı, hatta farklılığın ne olacağı konusunda bilgisi vardı ama nasıl olacağı hakkında en ufak fikri bile yoktu.


Kölelerinin Sabri’ye rutin hitap şekli “efendim” olduğu halde köleleri arasında sadece Yeliz “sahibim” diye hitap ederdi. Yeliz sahibi ile buluştu, sahibi onu arabasında bekliyordu, arabaya bindiler ve kısa konuşmalar ile eve kadar gittiler. Önde Sabri arkada Yeliz asansöre girip çıktılar ve kapıdan da bu şekilde geçtiler. İçeri girdiklerinde Yeliz kendisine gösterilen köşeye gidip sırtını duvara yasladı ve gözlerini ileri dikip beklemeye başladı. Üzerinde günlük giysileri vardı. Fazla zaman kaybetmeden boynuna tasması bağlandı Yeliz’in. Bu sefer gözleri de bağlandı… Sabri saçlarından başının arkasını aşağı çekerek yüzünün yukarıda hafif açılı şekilde yukarı bakmasını sağladı… Böyle kalacaksın… dedi.

Yeliz biraz bekleyeceğini biliyordu önceki tecrübelerinden, sahibi muhtemelen evi bir gezecek, o gün neler yapacaklarını kurgulayacaktı.

O gün çok kısa bekledi ve garip, hiç yapmadığı  bir şey yaptı sahibi. Yeliz’in dudaklarına dudakları ile yapıştı ve bedenini kolları ile sarıp sıkmaya başladı, nefes almasına bile izin vermiyordu, Yeliz’in burnundan nefes aldığını yüzünde hissediyordu. Hareketsiz, kolları aşağı başı hafif yukarı bakar şekilde bekledi Yeliz. Sahibinin elleri önce göğüslerini sıkıştırdı sütyeninin üzerinden. Sütyeni canını yakmıştı arada kaldığından. Sabri halen dudaklarındaydı, aralarında bayağı boy farkı olduğundan Yeliz’in yüzü halen yukarı bakar durumdaydı. Sabri yavaşça belinden aşağı kaydırdı ellerini ve kalçalarına yine giysisinin üzerinden elleri ile kaba kuvveti ile sıktı ve sıkılı tuttu, gittikçe daha fazla sıkıştıracak şekilde arttırdı şiddetini, Yeliz’in dudaklarını bırakmış yüzüne bakıyordu, yüzünde bir acı belirtisi arıyordu ve tabi sonunda buldu.

Elini ön tarafından külotuna soktu ve aşağı doğru kaydırdı, ıslaklığını bilmek istiyordu. Her zamanki gibi sümüksü jeli ile vıcık vıcık olduğunu anladı, aslında bu kadar çabuk ıslanmış olmayabileceğini düşünüyordu ama yanılmıştı. Yeliz’in külotunu giysisi ile birlikte aşağı çekti ve elini Yeliz’in külotuna silerek kuruladı. Yeliz’in sutyen ve giysisinin üst kısmını da çıkardı Sabri.

Tasmasının ense kısmından tutarak yatağa kadar önünde yürüterek götürdü ve yüz üstü yatağa iterek bıraktı Sabri, Yeliz nereye düştüğünü görmüyordu. Yeliz’in ellerini  ısırıcı tipteki halat ile dirsekten aşağı kısımları arkasında üst üste gelecek şekilde arkadan bağlayıp sırtından önüne geçirdi ve göğüslerinin etrafından tur atarak sıkıştırdı sutyen bağı gibi arkasına geçirip arkada bağladı. Sabri sıkabileceği kadar sıktı ama daha fazla sıkabilmek, boşluğunu alabilmek için hem önde hem arkada iki kalemle çevirip sıkıştırdı, onları da geriye açılması diye mandalla sabitledi. 

Aslında sahibi yatak muhabbetini fazla vanilya bulurdu, bu da garipti, ipler olmasa Sabri’nin vanilya moduna girmiş olduğunu düşünecekti Yeliz. Ağzının ve burnunun herhangi bir bilgi verilmeden kapatıldığını hissetti, hava alamıyordu ama bunu biliyor ve seviyordu. Defalarca bu şekilde zevkten çıldırmış bir şekilde hizmet etmişti sahibine. Yine mükemmeldi Sabri’nin zamanlaması, nefes tutma ve bırakma şeklinde birkaç defa tekrarladı bunu. Nefes nefese kalmıştı Yeliz, bir yenisinin daha gelip gelmeyeceğini bilmeden bekliyordu. Sabri'nin elini önce vajinasında sonra da kaygan şekilde analında gezerken hissetti. İçine parmak girmesi korkutuyordu ve anal seks için yeterince açılamıyordu Yeliz, ancak Sabri’nin parmağını alabilecek kadar yeri vardı kıçında yine de. Bir süre sonra arka deliğini iki parmağın zorladığını hissediyordu. Bir parmak da önünde aynı anda girip çıkıyor ve içerideyken parmaklar birleştiriyordu. Bu pek hoşuna gitmiyordu ama bunu önemsemeyecek kadar uyarılmıştı, sahibinin sevdiği bir şeye bu kadar da katlanması normaldi, Sabri bazen sınırları bir şekilde zorlamayı severdi. Çoğu kölesi için umursamayacakları bu eylem nedense Yeliz için zordu, sanırım ilk ilişkileri hatta çocukluğu ile ilgili bir konuydu.

Yeliz’i yüzüstü yatar şekilde bıraktı öylece Sabri biraz. İpler memelerini ısırıyordu Yeliz’in, bunu daha önce pek hissetmemişti. Bunu özellikle Sabri tamamen üzerine yatınca daha da hissetmeye başladı. Sabri Yeliz’in üzerinde bütün ağırlığı ile uzanmış, altındaki Yeliz yatağa gömülmüşken elleri ile bir şeyler yazıyordu cep telefonuna Sabri.

DEVAMI BURADADIR

18 Mayıs 2022 Çarşamba

Kızımız Pelin için Kadın Efendi Arıyoruz

Uzunca bir süredir bana hizmet eden Pelin'in (beni her zaman ebedi bir efendi olarak görmekle beraber) bir süredir kadın bir dominant tarafından domine edilmesi özlemi içinde olması beni aslında benim pek de ilgimin olmadığı bir arayışa itti. Aslında nedendir diye düşünüyorum, yani neden kendisine bu konuda destek olmaya çalışıyorum? Bir borç hissettiğim için değil muhtemelen, sanırım saha çok onu tanıdığım için. Yıllardır beraber olduğum kölelerim için de bu şekilde düşünürdüm aslında.  Domine edilmenin cinsel yönünün yanında psikolojik yönünün ağır bastığı durumlarda aslında "aradığını bulmanın" daima fazlası, değişik olanı istenir. İşte Pelin de bu yönde.

Köleyi tescil ettikten sonra ona pet, ev hayvanı muamelesi yapmak, evet bir kadın dominantın bunu yapmak istemesi bana nedense daha olası geliyor. İlk düşünüşte daha çok bunu bir erkeğe yapmak istemesi daha doğal geliyor ve evet, diğer psikolojik eziyetleri de öyle.... Pelin de özellikle aşağılanma ve küçük düşürülme isteği oldukça baskın. Hayal gücünüze kalmış yapabilecekleriniz, bir de üzerinde anlaşabilecek limitlere. Bir kadın bu konuda daha kolay empati yapabilir diye düşünüyorum.

Ancak gerçekten bilemiyorum ki bir kadının kendisine kadın efendi istemesi kadar bir kadının kendisine kadın köle istemesi de rastlanılabilir bir şey midir? Benim alanıma pek kadın dominant girmediği için, giren de benim alanım dışında erkek köle istediği için öylesine kültürel :-) sohbetler ile geçmiş yazışmalar halinde oldu.


Bir erkek işin içinde olmadan bunu yapabilecek zevkte birini arıyoruz kendisine sözün kısası. Ben bir yerden sonra (tanışma ve köle edinme faslını takiben) işin içinden tamamen çıkarım. Pek çok pet sahibinin pet edindirme ilanlarında olduğu gibi takipli falan da olabilir, sıkıntısı olursa zaten eski evine dönecek kadar sadıktır kendisi. Bir köpek gibi mi desem, kedi gibi mi desem, işte bildiğiniz hali ile.

Bu ara resimler sembolik, Pelin değil onlar :-) İlgileniyorsanız ve ona iyi bakabilecekseniz bana sabri.yilar@gmail.com adresinden erişebilirsiniz.




12 Şubat 2021 Cuma

Çoklu BDSM İlişkileri

Burada başlığı atarken "Çoklu" kelimesi ile "Üçlü" kelimesi arasında kaldım. Burada diğer alternatif gibi görünen "grup" ifadesini kullanmayacağım kesin çünkü salt cinsellik için kullanılan bir ifade, başka bir "değişikliği" ve bu değişiklikten hazzı konu alıyor. "Bu da BDSM'nin grubu değil mi be ya..", diyecek olanlara "kazın ayağı öyle değil be ya.." diyeceğimi söyleyebilirim peşin peşin. Tabi sınırı çizmek lazım, konu aynı anda BDSM eyleminde bulunulmasını içeriyor (dört boyutta ortak kesişim), bir kölenin çok efendisi olmuş veya bir efendinin çok kölesi olmuş, zamanı paylaştırmış, beni bu şebeke kısmı ilgilendirmiyor burada.

Kastettiğim doğal olarak her iki cinsiyetten de aynı cinsiyetten de birden fazla kişinin bir arada olduğu ilişkiler. Üç olunca mecburen matematiksel olarak aynı cinsten birden fazla kişi olacak haliyle, geyleri iki defacto cinsiyetten birinden sayarsak tabi, benim pek ilişkim yok onlarla, dolayısıyla benim kapsamım FFM (Kadın+Kadın+Erkek) veya FMM (Kadın+Erkek+Erkek) veya bunlara kadın veya erkek eklenmiş hali ile olacaktır. Pöf, amma matematik kastım, okulda yazı tura olasılıkları için bile bu kadar laf edilmezdi. Hani, bir para üç defa atıldığında Yazı, tura, sonra tekrar yazı gelme olasılığını (TYT) olarak ifade edilmesi gibi. Burada Tura üzerinde ne resmi bulunduğuna göre kadın veya erkek, yazı ise diğer cinsiyet olurdu ama iyi de yazı/tura ile erkek/kadın arasında ne gibi konu çıkar bilmiyorum, arada bir saçmalıyorum işte.

Ancaaaak, işin içine bir de BDSM rolleri girince işin rengi çeşitleniyor. Öyle grup işi olmaktan daha karmaşık bir kombinasyona geliyor. Burada zaten iki veya daha fazla erkeği normal bir ilişkide kabul etmeyeceğim sabit olmakla birlikte, ikinci efendi veya öğrenci rolünde kabul edebilir olmam gibi önemli boyutlar getiriyor benim açımdan (başka açı var mı bilmiyorum tabi rolüm icabı).

Daha önce iki dişi sub ve ben (tabi ki erkek dominant) olmak üzere bir buluşmamız olmuştu. Pek kolay yorumlanabilir bir sonucu yoktu açıkçası. Güzel miydi? Bence tek sub ile yapılabilecekten çok da farkı yoktu. Ne az, ne de fazla. İki sub'ın kendi cinsine göre algısını pek dikkate almamıştım açıkçası, ikisinin de hemcinsine bir ilgisi yoktu, bu nedenle aslında birbirinden ilgisiz iki ayrı buluşma aynı ortamda gibi oldu.

Bir süredir kadın ile ilişkiden hoşlanma eğilimi yükselmiş bir sub'ımla bu tür bir plan yapmaya çalışıyoruz, pandemi bir yandan, hayatın akışı bir yandan, insanların seçicilikleri bir yandan bunu yapmak şu andaki konfigürasyonla zorlaştı. Aslında bunu daha çok kendi sub'ımın isteği için yapmayı düşünüyorum (efendi bir efendi olarak), benim için oturup birinin diğerine eziyet etmesini seyretmekten, belki ne yapacağını söylemekten, iki kadını sevişirken izlemekten öte bir farklılığı yok. Özet olarak ikisinden birinin en azından dom rolü oynayabilmesi (emirle olsa da, beni domine etme çılgınlığına kalkmadan yapması şartları ile), diğerinin sub olması yeterli bir kombinasyon.

Çok sayıda kişinin yaptığı anlaşıldığı hali ile çoklu ilişkinin merkezinde yer alan "cinsellik" ile BDSM'den uzaklaşması bu konunun talibinin çok ama aslında istediklerinin BDSM olmaması gibi bir durumu doğuruyor. Yani bakıyorsunuz "bir çift" başka bir kadın veya "çift" arıyor çeşitli buluşma platformlarında, "vay be neler dönüyor?" diyeceğiniz miktarda ama BDSM konu olunca sadece iki kelepçe bağlayıp deliklerden girmekten yalanıp durmaktan veya birer tokat atmaktan öte bir yanı yok bu ilişkilerin. Bir kısmı ise "tamamen duygusal" (Cem Yılmaz reklam repliği) şekilde gerçekleşiyor, iş prodom (profesyonel dom), findom (finansal hakim dom) boyutlarında müşterinin (sub'ın değil) isteğine göre yürüyor. Finansal oyunlar güzel olabilir ama burada adı geçen hali daha çok "servet oluşturmak" veya "geçimini sağlamak" şeklinde olanlar. Böyle çoklu olunca sadece "Toptancı" durumunda bulunuyorlar bence.

Bir sub'a birden fazla herifin saldırması gibi sahneler de çoğu kişiye fantastik gelse de aslında birer cinsellik gösterisinden başka bir şey değiller, genelde belki "fetiş" kapsamına girerler, tecavüz fetişi vb. gibi ama bu konunun felsefesini yapılabileceği konudan çok uzak, daha hayvan ihtiyaçları hisli şeyler veya belki de sadece cinsel şiddet yönlüler, iletişim denilen şey ortalıkta vandal gezen bir serseri (genelde motosikletli çeteci görünüşlü) sürüsü ve zavallı bir sub gibi olan durum bu. Etrafta birilerinin bağlı olması vb. gibi BDSM unsurları olsa da bunlar konuyu BDSM yapmaz, BDSM tiyatrosu yapar ancak, yani aslında roller de bir tiyatro olduğundan dolayı tiyatronun tiyatrosu yapar. Seveni var, ayıp etmeyelim ama buradaki o değil.

Bazen kızarım birilerine "bunun ne olduğunu anlat, ne olmadığını söylüyorsun sürekli" diye, bu yazım da biraz buna benzedi, ama bu kadar genellenen bir konuda önce ne olmadığının ayıklanması, kalanın ne olduğunu ortaya koyabilir. Zamanında "Douglas Adams", "Otostopçunun Galaksi Rehberi" kitabında/filminde bu konuyu güzel tiye kalmıştı "Sonsuz olasılıksızlık motoru" (infinite improbability drive) diye bir motor vardı, bu motor sizi evrende "her yere" götürüyordu, her biçimde var ediyordu, sonra gitmek istediğiniz yerlerden ve orada olmak istemediğiniz şekillerden sizi yok ediyordu, siz de gitmek istediğiniz yere gitmiş oluyordunuz (resimdeki balina ve çiçek saksısı sizi sokacağı bazı haller için verilmiş örnek). İnanılmaz bir ironi, özellikle mühendislik, fizik ve matematik konularına ciddi şekilde hakim olanlar buna kahkaha ile gülebilirler, çok örneği vardır çünkü. Henüz okumamışsanız okumanızı, seyretmemişseniz seyretmenizi önerebileceğim hayli ilginç absürt bir kitap/film, kitap mı film mi derseniz ikisinin bu kadar yakın olduğu bir eser daha görmedim, hiç fark etmez.

Biraz daha olumlu yönü ile yaklaşayım "neler olabilir" diye. Tabi burada hep "bir erkek efendi" olacak zira kendimin işin içinde bulunduğu şekliyle düşünmem bir efendi bencilliği için normal sayılmalı. Dominant=Efendi ve İtaatkar=Köle varsayımı yapacağım, temel olarak bu konuda farklar detayda kalacaktır. Kadın-Erkek diye ayırmak yerine Dişi-Erkek diye ayırmak bana anlamlı geliyor, dikkat ederseniz teknik anlamda kullandığımda kadın yerine dişi ifadesini tercih ettim yazıda.

MD: Male Dominant (Erkek Dominant)
FD: Female Dominant  (Dişi Dominant)
MS: Male Submissive (Erkek İtaatkar)
FS: Female Submissive  (Dişi İtaatkar)

1- MD-FD-FS veya MD-MD-FS : Bir erkek efendi, bir erkek/dişi efendi daha ama diğerinin alt yetkisinde (diğerinin sub'ı değil) ve bir veya birkaç pasif dişi sub.

2- MD-FS-FS : Bir erkek efendi, bir  dişi sub ama  kusursuz bir sub olmalı (yaptığından direkt zevk alıp almadığını sorgulamamalı, sadece emirden zevk alabilmeli) ve bir veya birkaç pasif dişi sub.

Yukarıdaki iki durumda da ne yapılacağına erkek efendi karar verir, birincisinde arkadaşça öğretir, ikincisinde ise emreder, kendisi buluşmada tembellik edebilir böylece. efendilik hammaliyesini de sub'lardan birine yıkmış olur.

3- Birinci ve ikinci kombinasyonlara istendiği kadar (pratik bir sayıda) FS eklenebilir sağından. Bu durumda ikinci sırada yazılanın işi zorlaşacağını ve hatta durumun bir kuru kalabalık haline gelebileceğini düşünmek gerekir.

4- Kombinasyona az sayıda vanilya erkek veya dişi eklenebilir, biraz biber tuz gibi, çünkü işlevsel bir rolü olmayacaktır, cinselliğini kullanması yeterli olur, arada kazaya kurban gitmemesi de önemli.

Çoğu kişinin "Ya! biz bir tane bulamıyoruz, sülale boyu kim nereden bulacak?" dediğini duyar gibiyim. Aslında haklı olduklarını söyleyebilirim. Ancak "bir tane bile bulamıyor" olmanın en çok rastlanan nedeni müşkülpesent olmaktır, başka bir ifade ile bulup da kıllısını aramaktır, yok zayıf, yok şişman, yok uzun boylu, yok memeleri sarkık yok bir diğer bahane. BDSM filmlerdeki gibi ideal ölçülerde hem de ideal karakterde biri yok arkadaşlar olsa da siz öyle ideal değilsiniz. Özellikle partner olarak genç kişileri istemiyor olmamın nedeninde bu tür bir seçiciliğin ve bahaneciliğin genç yaşlarda daha yoğun olması, sanki BDSM partneri aramıyor da beyaz atlı prens gibi koca, uzun saçlı prenses arıyor arkadaşlar. Diğer nedeni ise kendisine gerçek anlamda güveni olmayıp olduğundan fazla gibi görünüp içinin boşluğunu bir süre sonra saklayamamaktır. Bırakın kendiniz gibi olun işte... Bu sanırım başka bir başlığın konusu olur, derine girmeyeyim. Sağlıkla kalın.

7 Şubat 2021 Pazar

Köle ve Teslimiyetçi Farkı (Slave vs Sub) II

Bu yazı bir önceki "Köle ve Teslimiyetçi Farkı (Slave vs Sub) I" yazısının devamıdır.

Öte yandan teslimiyetçi kişiler, yani ihtiyaçları ve arzuları olanlar olacaktır. (“Arzu” ve “ihtiyaç” arasında fark görmekteyim. Arzu, benim için lüks bir kelime, bir özlem kelimesi, “çikolata arzusu”nda olduğu gibi. Hiç kimsenin yemek "arzulamakta olduğunu" duymadım, ama yemek ihtiyaçları vardır. Teslimiyetçi ne kadar sunmaya ihtiyaç duyarsa (sadece arzu etmek yerine), ölçekte o kadar fazla ileride olur, köleliğe o kadar yaklaşır.

Son cümlemin son ifadesini oldukça bilinçli seçtim: “Köleliğe o kadar yaklaşır”, gerçek bir kölelik yoktur ve bu ülkede var olamaz (Ç.N. Yazar ülke için ABD'yi belirtmemekle birlikte, bunun bizim ülkemizde de geçerli olduğunu düşünüyorum, bütünlüğü bozmamak için yazarın dilinden devam edeceğim).

Bir birey köleliği akla gelebilecek her şekilde kabul etse bile, Birleşik Devletler'de köleliği, rızaya dayalı veya başka türlü geçerli bir statü olarak tanıyan bir mahkeme yoktur. Bir köle bir gün köle olmayı bırakmaya karar verirse, onlarca noter onaylı belge imzalamış ve sahibinin adını kıçlarına markalamış olsalar bile onları kölelik durumlarına geri dönmeye zorlamak için yasal bir yol yoktur. Eğer ayrılmak bir seçenekse, bu gerçekten bir “kölelik” midir? Yaşam tarzında kölelik dediğimiz şey, "gerçek" ihtiyaçlar tarafından meydana getirilse ve kontrol ve itaat altında 7/24 yaşansa bile, aslında özenle hazırlanmış ve sürdürülen bir fantezidir.

Aşırı duyarlı olduğumu veya insanların her zaman (gerçekten her zaman) düşünebildiği gibi abartılı olduğumu düşünüyorsanız her tespitimizde, ne kadar geniş ve kapsamlı olmaya çalışırsam çalışayım tartışacak bir şeyler bulabilirsiniz. Bundan dolayı önceki paragrafımla ters düşen birilerinin var olduğunu açıkça belirtebilirim. Neden? Çünkü köleliğin bu ülkede (Ç.N. yazar ABD'yi kastediyor) olmadığını ve olamayacağını söyledim . Bana yasadışı ücretler ile çalıştırılan yasadışı göçmenlerle ilgili (ki köle olarak tutuluyorlar), şantaj, şiddet, sahtekarlık ve aldatma suçları gibi yasadışı koşullarda çeşitli makalelere bağlantılar gönderildi. Saygılı bir şekilde, bu tür şeyler olsa da, hala yasadışı olduklarını ve bu ülkenin yasaları veya hükümeti tarafından onaylanmadığını belirtmekteyim.

Kayan ölçek teorisi, ancak siz teslimiyetçiliğin ve dominantlığın "ölçülerini" öznel değil de nesnel bir biçimde ifade etmeye çalışana kadar geçerlidir.

Bir kıstas bir zamanda bir yerde birilerinin kararlaştırdığı ve ifade ettiği ortak bir ölçüt, tıpkı “inç” (Ç.N. ölçü birimi), gibi başkaları tarafından da benimsenir. Ancak yaşam tarzımızın karşılaştırılabilir bir ölçüsü - inç, santimetre, fit veya yarda yoktur.

Bir keresinde efendime, sosyal hizmet uzmanlarının sahada bu durum ile karşılaştıklarında çocuklarını alıkoymamaları umuduyla sadomazoşizm ve eylemleri (yazar kink ifadesini kullanıyor) temeli konusunda bilgilendirmek üzere üniversitede bir sunum hazırlamasına yardım ettim. (Ç.N. ABD'nde bu uzmanlar çocukları aileden alıkoyup devlet himayesine teslim etmeye memurdurlar). Bu çalışmada cinsel ifadenin “geniş spektrumunu” temsil etmek için doğrusal bir ölçek kullanmayı denedik.

PowerPoint sunusunda, bir ucunda "mutlak bekârlık" yazan tatlı küçük bir rahibe resmi kullandım. Diğer tarafa, tamamen deri ve zincirlerle süslenmiş, binici kırbacı sallayan, gösterişli bir adamın fotoğrafını yerleştirdim. Sonra, ikisi arasındaki davranışları ortaya koymaya başladık. Rahibeden sonra "mastürbasyon", ardından "ağır sevişme" ve "oral seks", ardından "ışıklar kapalı şekilde heteroseksüel misyoner pozisyonu" koydum. "Ama herkes tipik ilişkiden önce oral seks yapmaz," dedi efendim, Neden oraya koydun? (Ç.N. Yazıyı okurken benim de aklıma ilk gelen buydu).

"Bill Clinton" dedim kuru bir şekilde, "Bugün bir yerde okudum ki, çoğu genç bir saksofon işinin seks yapmak olduğunu bile düşünmüyor."

Ve... eklediğimiz her cinsel aktivite veya eğilimle daha da sorunlu olmaya devam etti. Anal seks mi? Bunu "tüm Kama Sutra'nın keşfinden" önce mi yoksa sonra mı koydunuz?

Kanlı dayak yemeyi kabul edebilen bazı SM kadınları tanıyorum, ancak kocalarıyla bile anal yapmıyorlar. Gey ve lezbiyen yönelimleri göz önünde bulundurursanız, anal seks, oral seks, yumruk sokma ve yapay penis kullanımı sıralaması “normal” bir heteroseksüelin sıralayabileceğinden farklı olacaktır.

Herhangi bir davranışın diğerinden daha "aşırı" veya "normal" olduğunu ima ederseniz, SM veya eş paylaşanlardan oluşan iki grubu da kızdırmadan yapamazsınız. Çünkü çoğu eş değiştiren, SM'lerin hasta ve sapkın olduğunu düşünürken, Deri Yaşam Tarzı'ndaki pek çok kişi hala tek eşliliği "dürüstlük" için altın standart olarak tutuyor.

Sonunda, cinsel davranışların doğrusal bir çizelgesinin en geniş genellemeden başka bir şey olamayacağını, kelimenin tam anlamla alınamayacağını kabul ettik, çünkü her bir etkinliğin çizelgedeki sıralaması dünyadaki her bir kişi için potansiyel olarak farklıdır. Bir kişiye “müstehcen” olan şey, bir başkası için “normaldir”. Dominantlar ve itaatkarlar için bir ölçek oluşturma girişimlerimdeki ile tamamen aynı sorun.

Ölçeğin uç noktalarını genelleştirebilirsiniz, ancak aradaki dereceleri ölçmenin bir yolu yoktur çünkü yaşam tarzındaki her bir kişi kendi ölçütlerine göre ölçüm yapmaktadır. Bir kişinin santimi, başka bir kişinin milidir.

(Ç.N. Bu yazıya önceki bölümden geldiği üzere sonraki bir bölüm ile devam etmeyi planlıyorum, aslı oldukça uzun).

Bu yazıyı https://www.katekinsey.com/the-difference-between-a-slave-and-a-submissive.html sitesinden yazarın Türkçe'ye tercüme iznini alarak yayınlıyorum.

18 Haziran 2020 Perşembe

Köle ve Teslimiyetçi Farkı (Slave vs Sub) I

Çoğumuzun kafasını karıştıran bir konudur köle ve teslimiyetçi ifadelerinin BDSM açısından ne farkı olduğu. Anlamları açısından bence oldukça net olmakla birlikte Kate Kinsey isimli bir teslimiyetçi kadın yazarın sitesinden alıntı yaptım, en azından ne dediğini bilen bir teslimiyetçinin gözünden yazıldığı için.

Benim dil bilgime göre köle mevcut bir durumu, statüyü ifade eder, yani kölenin kölesi olduğu ve bu kişiye karşı bazı mecburiyetleri borç edinmiş kişidir köle. Teslimiyetçilik ise bir ruh durumunu ifade eder, biri ile ilgili olsun olmasın kendini teslim etmekten hoşlanır, bundan haz alır. Teslimiyetçiye itaatkar da deniyor.

Teslimiyetçi bir kişi veya kişiler ile teslimiyetçi yönünü ilgilendiren bir kişiye kontrolünü verdiğinde köle statüsüne erer.

Bazıları aynı şekilde benzer anlamlı "Efendi(Master)/Baskın(Dominant)" çifti için de konu ederler ve inanılmaz sevgili okurlar, inanılmaz, Türkçeden uzak, mantıktan yoksun ne tanımlar yaparlar ne tanımlar. Master ikinci düzeymiş de, Dominantlık şöyle olanmış da.... Başkalarını da kandırırlar, "aman ne çok biliyor, ne kadar da teknik bir kişi" diye görünmek için. Efendi kölenin karşıtıdır, iki kişilik sosyal psikoloji etkileşimindeki emir veren kontrol eden statüsündeki kişiye verilen addır, yani bir statüdür. Dominant (ben "baskın" diye çevirdim ama böyle de pek duymadım açıkçası, direkt dominant deniyor genelde) ise bir yine bir ruh halidir, başkalarını kontrol etmeyi, üstte olmayı seven ve tercih eden bir ruh hali. İster BDSM dahilinde bir kişi ile etkileşim halinde olsun ister olmasın, ruh hali böyledir.

"Ha, ben dominant hissediyorum, ama sanal olarak bunu uyguluyorum, şimdi ben efendi miyim? Dominant mıyım?" diyen olursa, artık kusura bakmasın, ebesinin amı artık..., taksın kendi ismini kendine :-) Mesela Domhan falan diyebilir kendisine.

Sevgili teslimiyetçi Kate Kinsey şunları yazmış, müdahale altında google desteği çevirdim hızlı olsun diye, tereddüt edenler için yazının linki en sonda var açar bakarlar.

Yalnız... Bir şey dikkatimi çekti, köle ve teslimiyetçi arasındaki fark o kadar karışmış ki google dahi aşağıdaki başlığı "KÖLE VE KÖLE ARASINDAKİ FARK NEDİR?" gibi çevirdi ve ben düzelttim. Algoritması gereği insanların kullandığı şekline bakarak çeviriyor o garibim ve bu konuda insanların nasıl bir dramatize zihin karışıklığı yaşadığının da bir belgesidir bu.

----

TESLİMİYETÇİ VE KÖLE ARASINDAKİ FARK NEDİR?

Birisi bunu bana her sorduğunda cevap için bir kuruş alsaydım, bunu Karayipler'de bir plajda bir dizüstü bilgisayardan yazıyor olurdum.

Son zamanlarda bu soruyu cevaplamaya hep karşı koydum, çünkü başka birinin akla gelebilecek her açıklamayı tartışacağını biliyorum ve zamanımı daha tanımlanabilir felsefi argümanlar için harcamayı tercih ederim.

Ancak 97 yaşımda bir bunak olduğumda da insanlar hala bu soruyu soracağından (ve yine de cevap vermemek için ısrar edemeyeceğimden), şimdiden bu soruya “kesin” cevabımı yazabilirim ki beynimin ilgili bölümleri artık pelteleştiğinde“Bu tür şeyler hakkında düşüncelerinizi hatırlıyor musunuz?” diyen notlarıma başvurabilirim.

Peki, teslimiyetçi ile köle arasındaki fark nedir?

Size başkalarının ne söyleyebileceği veya söylediklerini söylerek başlayabilirim ve bu konuda şöyle diyebilirdim (Çevirenin Notu: Yazar burada anlamları açıklamıyor, sadece yapılan romantik tanımları eleştirmek için sıralıyor):
  • Bir teslimiyetçi ortak paydada buluşur; ama köle öyle değil.
  • Bir teslimiyetçinin sınırları vardır; bir köle, sahibinin kendileri için belirlediği sınırlar dışında tüm sınırları bırakmıştır.
  • Bir teslimiyetçi her seferinde bunu seçerek itaat eder ve hizmet eder ve iradesini korur. Bir köle başlangıçta efendisine itaat etmeyi seçer ve daha sonra her zaman efendisinin iradesine sunar.
  • Köle itaat kabul ederken, teslimiyetçi boyun eğmeyi kabul eder.
  • Bir teslimiyetçi, D/s ilişkisi bağlamında bazı haklarını elinde tutarken, bir köle tüm hakları bırakmış ve gerçek bir mülk haline gelmiştir.
  • Bir teslimiyetçi sahiplenilir, fakat köle bir mülktür.
  • Bir kölenin mobilyaların üzerinde oturmasına veya kıyafet giymesine izin verilmez ve daima sahibinin ayaklarına diz çöker.
  • Bir teslimiyetçi oyunu bitirmek için güvenli bir kelimeye (Ç.N.: Safe-word kastediliyor) sahipken, bir köle rızasızlığa rıza gösterir.
  • Bir köle teslimiyetçi olmalıdır, ama her teslimiyetçi mutlaka bir köle değildir.
  • Bir teslimiyetçi olmak, bir köle olan “nihai” boyun eğme durumuna giden yolda sadece bir adımdır (Ç.N.: Hah hah haaa).
  • Bir köle “salt” bir teslimiyetçiden daha teslimiyetçidir. Teslimiyetçiler sadece oynar; köleler ise bu yaşam tarzını yaşarlar.
  • Bir teslimiyetçinin bir köleye göre daha fazla öz saygısı vardır. Köleler ise çılgındır, çünkü aklı başında kim bir köle olmak ister ki?

Falan filan falan... Bu, yumruk yumruğa, saç saça baş başa kavgaların başladığı noktadır ve sonunda birileri nihai kutsal el bombasını fırlatıp atar : “Sen gerçek bir teslimiyetçi/köle değilsin!”.

Yukarıdaki tanımların hepsi aslında insanlardan duyduğum veya çeşitli kitaplarda, web sitelerinde okuduğum şeylerdir. Bazıları şu anda zaten bildiğim şeyler. Bazıları belirli bir kişinin yaşam tecrübesi ve  kendilerini köle ya da teslimiyetçi olarak algıladığı biçim için olan tanımlardır ve aslında tamamen doğrudur. Bazıları ise tamamen saçmalığın dik alasıdır. Ama böyle demek beni nihai cevaba da yaklaştırmıyor.

Belki bir teslimiyetçi ile bir kölenin ortak yönlerini sorgulayabiliriz. Her ikisinin de kontrolünün en azından bir kısmını bir dominata teslim etme konusunda derin bir ihtiyacı ve arzusu vardır. Çoğu zaman buna “ihtiyaç duyarlar” çünkü güvenlerini, saygılarını ve (genellikle) sevgilerini kazanan bir Dominant'a hoşnutluk ve / veya hizmet sunma, teslimiyetçinin/kölenin yerine getirilmesinin ve memnuniyetinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Dolayısıyla, bu “ortak zemini” doğal şekli ile takip edersek, teslimiyetçi ve bir köle gerçekten de itaat etmeleri dışında aynıdır. Bir köle kendisini daha çok sahibine teslim eder.

Ah, ama, “daha ​​fazlası” nedir? Kim daha az olandan daha fazla? Bir kez daha sıkıntılı bölgeye geri döndük çünkü herkes boyun eğme derecelerini (ve hatta ustalıklarını) ölçmek ve değerlendirmek istiyor.

Hepimizi bu büyük kademeli ölçekte görüyorum: Bir tarafta dominant, diğer tarafta teslimiyetçi. Dominant tarafın en ucunda, kişilikleri ve kontrol etmesi gereken efendiler, onları bir köle veya teslimiyetçi “sahibi olmak” ile gelen ek sorumlulukları üstlenmeye zorlar; ayrıca, deneyimleri onlara bu unvan hakkını kazandırmıştır.

(Ç.N. Bu yazıya sonraki bir bölüm ile devam etmeyi planlıyorum, aslı oldukça uzun).

Bu yazıyı https://www.katekinsey.com/the-difference-between-a-slave-and-a-submissive.html sitesinden yazarın Türkçe'ye tercüme iznini alarak yayınlıyorum.

8 Haziran 2020 Pazartesi

Nefes Nefese veya Nefessizlik

Kandaki oksijen oranının azalmasının cinsel olarak tahrik unsuru olduğunu biliyorum ama bu mekanizmanın nasıl çalıştığını bilmiyorum açıkçası. Sanırım kandaki karbondioksit artışı ile ilişkili bir etkidir.

Bu amaçla kendi kafasına naylon geçirip mastürbasyon yapanlar da var, hatta bu şekilde ölmüş olanlar da olduğunu duydum. Zira işe zevk karıştı mı bazıları durmanın ne zaman gerekli olduğunu bilemez. İşte kendisine yapıp kendini kaybedenler ayrı, bir efendinin kontrolünde yapılıyorsa o da aslında partneri için çok benzer riskleri olabilecek bir konu. BDSM'deki adı "Asphyxiation" ama ne zamandır bunun nasıl yazıldığını ezberleyemedim doğrusu, mutlaka bir google yardımı alıyorum her seferinde. Aslında bir tıbbi durumu betimlediği için tıp'ta Türkçe olarak telafuz edilen hali daha akılda kalıcı "Asfiksasyon" . Tabi bu BDSM'de kullanılandan çok daha geniş anlamlı tıbbi literatürde ve bir miktar anlam/kavram farklılığı var, detaya girmeyeyim.

BDSM'deki hali partnerin solumasını kontrol altında tutmak, solunum yolunu kapatarak sadece istediği anda nefes almasına izin vermek.

Bunu denediğimde çekine çekine yapmıştım bir kazaya neden olmamak için. Ben ihtiyat içinde kıvranırken partnerim zevkten kıvranıyordu. Bu güveni anlayamıyorum ben halen bu yaşa gelmeme rağmen, ulan biraz kendisini kaybetse adam öbür tarafa mevta olmaya gidecek. Olabilecek en ilkel şekilde yaptım elimle burnunu yeteri kadar sıkıp ağzını elimle tuttum. Bir süre içinde bırakarak tabi ama ortalama olarak daha az hava almasını sağladıkça sevgili köleciğim azmaya başladı, azdıkça da azdı. Belki saatler boyunca ona girip çıkmama rağmen azalmadı isteği, gittikçe arttı. Ancak bedensel takati gittikçe azaldı, bunda uzun süren giriş çıkış faslının yoruculuğu da var, en son kendisini bayılacak gibi hissettiğini söyledi ancak bunun öncelikli nedeninin yorgunluk olduğu konusunda ikimiz de hemfikirdik. Bu durum biraz da bunu yapma biçimimizden kaynaklanıyordu.

Tamamen çıplak olarak yüz üstü yere uzanmış olduğu durumda bütün ağırlığımla yine yüzüstü onun üzerine uzanmanın onun için yorucu olduğunu bilmek için çok zeki olmaya gerek de yok. Ancak ağırlık ve ebat farkımız göz önünde tutulursa onun için ne denli kayda değer olabilecek bir tecrübe olduğu anlaşılabilir. Yaklaşık 60-70 kg'lık birinin üzerine 110 kg civarı bir ağırlık maddenin doğasını da biraz zorluyor. Ağzını elimle kapamasam da pek soluma özgürlüğü olduğu söylenemez bu durumda, tabi dizlerimden ve ellerimden aldığım destek ile ağırlığımın ne kadarını ona vereceğimi ayarlayabiliyordum, ancak bazı durumda kısa süreli de olsa tamamen yüklendiğimi de biliyorum. Çok da temiz olmayan zemin ile benim ağırlığım arasında bedeninin sıkışması göğüslerinin iki bedenin toplam ağırlığı altında bedeni ile zemin arasında adeta pestile dönmesi onu ciddi şekilde uyarıyordu. Belki bu kadarı da yeterli olacaktı ancak masum sadistliğimin bir eseri olarak göğüslerini tırtıklı bir keten halat ile çevrelemem, bu halatı tek parça olarak bedenini de sıkacak şekilde sarmış olmam da bu zevkini doruğa taşıdı. Yüklendikçe sürtünüp ısırıyordu göğüslerini bu halat. Ağzını ve burnunu kapattığımda aradan soluduğunu hisediyordum bazen ama tamamen kapatmak zordu.

Bu efendinin altında ezilme sahnesinin nefessiz kalma bölümü sonrasında da devam etti, tabi onu daha rahat bir yere yatırmış olarak. Üzerinde ağırlığımla ezerken onu becermek pek de mümkün değildi. Ağzını ve burnunu kapatarak onu "normal" şekilde becerdikçe aldığı hazzı vajinasının tamamen gevşemesinden anlamak da mümkündü. Bu ara bu süreç pek de kolay değildi, bir elimle başının arkasından tutup bir elimle hem ağzını hem burnunu kapatırken ona giriş ve çıkışlarımı kontrol etmek benim ağırlığımda biri için çok kolay olmuyor. Ona asıl zevk verenin sıkıca ağzına ve burnuna yapışmış ve solumasına izin vermek ile hayatını kontrol ediyor olmam mı yoksa kanındaki hava dengesi mi olduğunu, en azından hangisinin daha baskın olduğunu anlayamadım hiç.


Diyeceğim, bu tehlikeli olduğu ve bir çılgınlık ve ayarsızlık anını affetmediği konusunda görüşümün hiç değişmediği. Bunu yapacak olanların kesinlikle abartmaktan kaçınabilmesi ve partnerinin sınırlarını iyi bilmesi lazım. Tabi partnerin ilgili bir sağlık sorunu olmaması da bir o kadar önemli.
 

1 Ağustos 2019 Perşembe

BDSM Kobay Aranıyor

Bu yazıya erişip bana eve alıp sonrasında başına dert olduğu için satmaya çalışan hamster'ını teklif eden bile olabilir. Zira bu tür hayvanları petshop'lar "iadesiz" olarak satarlar. Tamam sevimli ama kobay sahibi olmak biraz sorumluluk gerektirir.

Aradığım şeyin tarifinin "deney hayvanı" kaynaklı olduğunu söylemem lazım. Kobay denince hep resimdeki gelmesin aklınıza, köpeğinden maymununa kadar artık genel bir ifade olmuş bu.

Benim aradığım türü Homosapiens Erectus (insan), dişi lazım, biraz da arananın aslında yeni BDSM araçlarımı denemek için, tercihen geçici partnerler olduğunu anlayacak kadar zeki olması şart.

Bu başlığı böyle yazmasam mı diye düşündüm bir süre, korkutup kaçırırım okuyucuları. Kibarca "tester aranıyor" veya "model aranıyor" mu deseydim? O zaman bunu bambaşka yere çekebilecek adaylar olacağından eminim. Sadede gelelim; BDSM jargonuna sanırım ki "kobay" daha uygun.

İş tanımı:
Sabri Efendi tarafından araç geliştirildikçe fiili olarak kendisini ziyaret edip üzerinde araçların denenmesini sağlamak, bu araçların hissettirdikleri konusunda hem spontane bilgi vermek hem de raporlamak. Adaylar sanal iletişim (mail) ile belirli bir süre stajyer köle olarak çalışacaklardır. Fiili görevlerde gerçek köle olarak davranılacaktır. Buna psikolojik baskı da dahildir.
Amaç, aparatın zararlı olup olmadığını değil ne derece zevk verici olduğunun tespit edilmesi, yetersiz görülen yerlerinin iyileştirilmesidir. Denenecek aparatlar zararsızdır.

Nitelikler:

  • Kadın olmak
  • 18 yaş üstü, tercihen 26-45 yaşları arasında olmak
  • Aşırı kilolu veya aşırı zayıf olmamak
  • Bakire olmamak (vulva içi araçların test edilmesi gerekebilir)
  • Temiz ve tıraşlı olmak
  • Kolay ıslanıyor olmak
  • Emir almaktan hoşlanıyor olmak
  • Görevleri yerine getirecek sağlık sorunu olmamak
  • Tercihen İstanbul'da ikamet ediyor olmak

Koşullar ve diğer haklar:

  • Şehir içi ulaşım 
  • Yemek
  • Bir ödeme yapılmayacaktır. Makyaj ve diğer giderler kendisine aittir.
  • İş sırasında adaya verilen üniforma giyilecektir
  • İş tatminkardır
  • Sağlık sigortası "Sabri Efendi Güvencesi ve Sorumluluğu" altında olacaktır.
  • Test edilecek aparatlar sınai haklara konu olabileceğinden dolayı başvuruda paylaşılmayacaktır.

Başvurular:
  • Başvurular sabri.yilar@gmail.com adresine "kobay ilanı" başlığı ile yapılacaktır.
  • Resimli başvurular öncelikli olarak değerlendirilecektir.
  • Kesin kabul öncesi 20-40 iş günü sanal staj süresi söz konusudur.
  • Adaylar başvuruda sınırlarını belirten bir form dolduracaklardır, bu form başvuru sonrası adaya iletilir. Bu sınırlara mutlak olarak uyulacaktır.
Not (ciddi) : Bu ilan bir fantezi davetidir, içerikleri  doğrudur ve aday aranmaktadır ancak konu kısa süreli bir BDSM oyunudur. Başından sonuna kadar ciddiyetle oynanacaktır. Lütfen izinsiz bir alıntı yapmayınız veya link vermeyiniz.