Bu çok klişe bir ifade, çoğu kişi "Madalyonun Diğer Yüzü" olarak istisnai bir durumu ifade etmek için kullanır ama burada gerçekten de istisna değil artık genelleme haline gelmiş bir durum için kullanacağım.
Şimdiye kadar bir sürü kölem oldu, günlük yaşamında da teslimiyetçi olan veya en azından mütevazi davranan bir kölem olmadı. Hepsi ya o ya bu şekilde, tam dominant olmasa da "güçlü kadın" olarak biliniyor ve kendilerini de böyle tarif ediyorlardı. Kadın... Evet, erkek tarafına hiç girmeyeceğim, çok da farklı değil ama "peki ya sen?" sorularını ancak kişisel yazışmalarda cevaplarım, her şey bedava değil 😉.
Bu konuya daha önceki bazı yazılarımda değinmiştim ama ana konu olarak irdelediğimi hiç hatırlamıyorum. Bunu kişisel olarak bana sormuş olanlar çok oldu, bazıları, halen takip ediyorlarsa kendilerini bileceklerdir...
Bunun neden böyle olduğu konusunda kaynağını vermeye şimdi uğraşamadan biraz irdeleyeceğim bu yazımda, daha çok sentez olan bazı hipotezlerim var, bunların özgün olduğu konusunda da bir iddiam da yok zaten, bilimsel makale değil bu.
Bunlardan biri; insanın eksik kalan yönünü psikolojik olarak tamamlama ihtiyacı duyması. Yani bir davranış şeklini sürekli olarak uygulamak yorucudur, zıttı olan ihtiyaç bir şekilde kendiliğinden ortaya çıkar. İnsanların aşırı alkol aldıklarında ortaya çıkan sarhoşluk hali, yani "günlük hayatta yaşanamamış özlemlerin" bilinç altından birden fırlayıp, beyin bariyerini, Freud'çu yaklaşımla da egosunu aşağı doğru delerek ide işlemesi ve bu davranışın çırılçıplak bir şekilde ortaya fırlaması gibi. "ego ne, id ne ya?" diyecek olanlar varsa daha somut anlatımı: "kişinin gündüz çeşitli baskılar nedeniyle yapamadığını sarhoş olunca yapması", bir anlamda gerçek kişiliğinin (o da neyse) ortaya çıkmasıdır. Sözgelimi, bazı kişilerin sarhoş olunca şiddete başvurması veya tam tersine çok mizahperver bir hale gelmesi, bazen sürekli konuşması, bazen tersine dut yutmuş bülbüle dönmesidir.
Bir diğer bakış açısından; bu emanet alınmış (geciktirilmiş) bir empati durumudur. Empati sadece bir beceri değil, aynı zamanda genetik yapımızdan taşınan bir ihtiyaçtır da, karşımızdaki kim olursa olsun ne yapacağı önemlidir, bunu tahmin etmek ise empatinin özüdür, ona göre uyumlu bir davranış sergileriz. Bir doğada yaşamaya devam mekanizmasıdır bu ama günlük hayatımızda kişi kendisini karşısındakinin yerine koymak istese dahi sosyal ortam bunu yapmasına genelde o an izin vermez, çünkü bu, rolünü gevşetir, amaçtan uzaklaştırır. Bu ihtiyaç, müsait olunan bir şekilde, alternatif bir ortam veya anda giderilir. Bir kişi günlük hayatta karşısındaki insanları, belki olduğu gibi değil ama olmasını istediği gibi düşünür ve onların yerine koyar.Başka bir bakış açısından ise; bu bir sosyal psikoloji konusudur. Sosyal psikolojide "sosyal çevreye uyum" en önemli konulardan biridir ve bu sosyal çevrede ortaya çıkan "Tutum" denilen şey 3 tane "D"nin uyumudur, "Düşünce, Duygu, Davranış". Bunlar kişide birbiri ile çelişirse kişi psikolojik rahatsızlık duyar ve bunu ya bu 3 D'yi aynı yöne hizalayarak, genelde de tezat olan D'nin diğer iki D'ye uydurarak anında değiştirir, ya da bunu bilinç altına atar ve bu bir şekilde, er veya geç, öyle veya böyle ortaya çıkar, genelde de kendine zarar vermeyecek müsait zamanında. Bu üç D kavramını somut bir örnekle ifade edeyim; Sözgelimi kişi hayvanları sevmiyordur (Duygu) ama çevresi nedeniyle seviyormuş gibi yapmaktadır (Davranış), bunun sonucu olarak Hayvanları sevmek mantıklıdır, çevresine açıklayamaz, neden sevmeyelim ki (Düşünce). Er veya geç, bir süre sonra bu kişinin hayvanları içten sevmeye başlamasına doğru diğer (Duygu'nun düşünce ve davranışı izlemesi). Bu durum bu üç D arasında herhangi ikisinin birini çekmesi şekline gelir. Konumuzla ilgili neydi peki, kaybolmayalım... Bir senaryo şöyle, bu farklı şekillerde de gerçekleşebilir; Kişinin duyguları kendisinin dominant olmasında suçlu hissettirmektedir (Duygu), mantıksal olarak da bunun insanlık dışı olduğunu düşünmektedir (Düşünce) ancak pozisyonu gereği bunu gösteremez, dominant kalmalıdır (Davranış). İlk fırsatta Duygu ve düşünce davranışı kendine yaklaştırır ve bunu cinsellik ortamında ifade eder.
Bir diğer yaklaşım ise tamamen teolojiktir (dinsel). Teoloji kişinin dinsel inanç dünyası ile ilgilidir ve aslında bir şekilde "neden-sonuç" ilişkilerini, kişinin dinsel inancı ne olursa olsun (ateist bile olsa) kapsar, eden bulur mekanizması daima vardır. Sözün kısası, dinler insana doğruyu gösterdiği iddiasındadır, diğer insanların alanına girmek "günah" olarak bilinir ve "günah" denilen şey er veya geç cezalandırılır. Bu diyet bugün ödenmezse bir şekilde ödenecektir, bazı dinlerde cennet cehennem mekanizması ile, bazı dinlerde gelecek kuşakların hesabı ödeyecek olması ile, hatta dinsel inanışı reddettiğinde dahi bunun "vicdani veya fiili" cezasını çekecek olmasının baskısı ile. Bu bağışlanma ihtiyacı mekanizması bir şekilde bu dünyada, çok da geç olmadan çalışmalıdır ve herkesin gözünden gizli aşaması cinsellik sırasındadır.
Eğer halen okuyorsanız 😂... "Bir diğer..." diyeceğim tekrar ve çok daha bulurum ben ama aslında çok da farkları yok birbirinden, sadece bakış açısı farklı.
Nedeni her ne olursa olsun, bu durum ya alkol alınca, ya da cinsellik ile ilgili olarak ortaya çıkar, bunun nedeni ise çok basittir, öyle çeşitli değil, hem cinsellik hem de alkol insanı olduğundan farklı bir sosyal havuza koyar, alkol biyolojik olarak, cinsellik ise hem biyolojik olarak hem de mecburi başka bir baskı ile, hormonların baskısı. Bazen de sadece sosyal role ilişkin bir arayıştan ibaret olarak. En basit hali ile cinsellik "hayvanlığınızı ortaya koyacağınız bir ortam" sağlar.
"Bu sene hormonlar iyi kafa yaptı" demek sanırım çok kötü bir espri olmazdı, ne dersiniz?
Bu alışılmışa göre biraz derin oldu sanırım, tamamını okuduğunuz hakkında veya "şundan sonra konudan koptum" gibi bir yorum belirtirseniz sevinirim. Teyit eden veya yok böyle değil, yorumlarınız da benim için önemli.
Tabi bir de sizin tecrübeniz olduysa paylaşmanızdan memnuniyet duyarım, herkesin hayatı, tecrübesi ayrı.











