Adam yatakta kadının önüne gelip dikildi, Kadına "Gözlerini aç" dedi, bunu derken bunun bir emir şeklinde olması kadını rahatsız etmedi, tam tersine memnuniyetini biraz arttırdı. Bu şekilde basitleştirilmesi, işin doğasına uygun şekilde "kaçınılmaz" şeklinde olması onu rahatlatırdı. Belki de bu işin en sevdiği yönüydü, basit, "emreden" ve "itaat eden"...
Gözlerini açtı... Adam "yüzüme bak" dedi, zaten emirden başka bir dil, bir ton kullanmıyordu, karşısındaki kişi onun günlük dilde nasıl konuştuğunu bilemezdi, başka bir şekilde hiç karşılaşmamışlardı. Birbirlerine karşı olan roller kalıcıydı ve bu şekilde olması durumu daha gerçekçi hale getiriyordu.
Adam yüzüne bakıyordu, başını çok da kaldırmadan adama, yukarı doğru gözlerini kaldırarak baktı. Arada bir doğal göz kırpmaları dışında gözlerini ayırmıyordu adamın yüzünden, biliyordu emrin bu olduğunu ve eksiksiz yerine getirilmesi gerektiğini.
Adam sordu, ama sesi soru sorarken bile emir gibiydi, adeta soru değil de hesap soruyordu;
"Gor hikayelerini biliyor musun?"
Evet, biliyordu, "Chronicles of Gor" kitap dizisini okumamıştı ama o kadar çok duymuştu ki, artık biliyordu. Zayıf bir sesle "Evet, biliyorum" dedi. Adam sertlikle ekledi, "Biliyorum, efendim diyeceksin ve duyabileceğim kadar bir sesle söyle, bana cevap mı veriyorsun arkamdan mı söyleniyorsun belli olmuyor"...
Hızlı şekilde düzeltti, "Biliyorum efendim!" dedi kadın. "Daha yüksek sesle..." dedi, bu sefer söylenen şekli yüksekçe sesle aman dileme gibi çıkmıştı. Adam doğal ama kati ifadeler ile anlatmaya başladı:
"O hikayelerde her şey güzel hoş ama insanın hayalgücüne hitap etmeyen de çok şey var, güzel bir fikir ama okuyucuları, izleyicileri tarafından bazı yerlerde adeta mahvedilmiş". Kadın adamın yüzüne bakmaya devam ediyordu, adam devam etti. "Son derece kadim bir hikayenin, kadim unsurlarla anlatımının ortasına günümüz İngilizcesi terimleri sokmuşlar içine, inanamıyorsun. Mesela Nadu, bir emirdir aslında, oldukça da etkileyici bir kelime ama sonrasında 'Wall' ne, 'Collar me' ne? Hele hele 'Inspection' ne???" Biraz durdu, "insanlar porno dünyasına çevirmişler bu güzelim hikayeyi. Yazık, yazık".
Adam gitti, çantasıdan bir kumaş getirdi, ne olduğu çok belli olmuyordu ama belirli bir kesime sahip, ancak sıradan bir malzemeden kumaştı. Adam kumaşı açınca bunun bir tarafı ortadan boylu boyunca yarılmış, ancak bir ucunda bu parçalar ayrılmamış bir giysi olduğunu gördü kadın. "Bunu hatırlıyor musun?"
"Evet efendim, ama adını şu anda hatırlayamıyorum, köleler giyiyordu". Bu son iki saattir kurduğu en uzun kelimeydi kadının. Bu kadar kontrolsüz uzunlukta olması genellikle bir efendiyi rahatsız edebilirdi ama kadının sesi içinde bulunduğu durumu adeta tarif edercesine, hatta müzik ezgisine benzer şekilde çıkmıştı, adam hiçbir şey demedi bu konuda. Giysinin adını da söylemedi cevaben. "Üzerindeki bira dökülmüş kıyafetleri tamamen çıkart, bunu giyeceksin" dedi.
Emrini unutmamıştı adamın, halen gözlerini adamdan ayırmıyordu. Adamın kendisini seyrediyor olduğu umurundaydı tabi kadının, kadındı sonuçta, ama doğal şekilde devam etmek zorundaydı, üzerindekileri tamamen çıkarttı ve bu kıyafeti giydi, daha doğrusu kumaşı üzerine geçirdi. Adamın ilk cevabı "ters giydin, yarık tarafı önde, birleşik yeri kıçında olacak..." Adam ne kadar rahat demişti, "kıçında" diye, tekrar duymak isterdi bunu tekrar ama bu mesajını adama verebilecek durumda değildi, alabildiği ile yetinecekti. Kıyafeti çıkartıp ters çevirip tekrar giydi, adamın önünde bunu yapmak çok doğal gelmişti bu sefer, önündeki kuşağını da bağladı. Sanki hastanede ameliyat edilen hastaların giydiği hafif önlüklerden giymiş gibi hissediyordu ama bu kıyafet kendisi için de hoş bir his yaratıyordu. Bu hisse kendi de bir isim bulamamıştı; "değersiz", "kullanılmaya hazır", "çaresiz"... Belki de hepsinden biraz.





