Bir kölenin ait olması, mülkiyeti ne demektir? Eğer bir orta çağ kölesi veya Kunta Kinte neslinden bahsediyorsak amaç çok açıktır: Sahibi denilen şahsın kendi yapmak istemediklerini, sadece temel ihtiyaçları karşılığında (o da mecburiyetten, ölmesin diye) yapacak biri veya birileri. Bir tembellik ve konfor aracı. Bugünün kiralık işçilerinin temelli ömür boyu hali. El değiştirdiğinden ve varlığı maddi güce dayandığından aslında suni olarak yaratılmış bir sınıftır. Kölenin toplumdan uzaklaşma (kaçma) durumunda canı ile ödeyebileceği bir riske girmemek için toplumun kendisine verdiği bu mecburiyet altında yaşamaktır yapabileceği tek şey.
BDSM'de amacın bu olması ancak ileri bir fantezi konusu olabilir. BDSM kapsamındaki kölenin tanımlanış şekli de çok gerçek üstü değildir aslında. Efendinin kendi türünden bir canlı üzerinde hakimiyet egosunu doyuracak olmak gibi düşünülse de aslında normalde pek paylaşılmayacak bir nitelik grubuna, başkasına ait, rızası dışında erişilemeyecek bu şeylere koşulsuz sahip olmak, sorgusuz sualsiz bunları kullanabilmektir. Eğer bu mutlaklığı acı ve işkence şeklinde yapmak istiyorsa, efendi olsun olmasın o kişi bir sadisttir de. Efendinin sadistliği, kölenin varlığını sadistlik nedeniyle mi istediği tartışılabilir ama sadistlik ve mülk-ü himaye arasında belirli bir ölçekte yer alır genellikle. Açık söyleyeyim mazoşist bir efendiye ben hiç rastlamadım şimdiye kadar.
İşe kölenin tarafından bakabilecek kadar bir fikrim var, zaman zaman paylaştım ama bunu tanımlamak için kendimi yeterli görmüyorum. En azından köleden köleye değişebilecek bazı kıstasların olduğuna, ancak genelleyebilecek kadar kendi hissiyatını ölçmüş bir köleye rast gelmediğimi söylemem lazım, aslında çoğu becerirdi ama bu kadar üzerinde kafa yormuş olmamayı tercih ettiler demem mümkündür.
Aitlik nedir? Nesi aittir kölenin efendisine? Köleliğin kapitalizm altında biçim değiştirdiği bir efendi köle ilişkisi dışında, ki biz buna iş dünyası diyoruz. Kölenin de kölesi var bu dünyada, nedir BDSM'de el değiştiren veya paylaşılan.
Buna "her şeyi" demek şeklinde bir genelleme yapacaklar çıkar ama ben biraz detaya gireceğim, en azından kendi değerlerim açısından.
Köleye dair paraya çevrilir şeylerin sahibi olma ile ilgilenenler var, banka hesaplarının, iş gücünün ait olması gibi, güzel bir fantezi ama benim beklentim bu kadar derin olmadı hiç. Kontrat ile kölenin el değiştirmesi, başka efendiye bütün varlığının devrini (evet bankadaki parası, mirası vb. de dahil) konu olan durumlar da var.
Maddi değeleri 40'larını geçe halen kavrayamamış biri olarak benim bu konuya ilgim sadece topikal bir fanteziden ibaret, bu konuda gerçek bir sahiplenmeden bahsedemem kendi adıma.
Kölenin bu dünyaya ait değerlerinden kalan birisi somut; kölenin biyolojik varlığı, yani bedeni. Diğeri ise bundan çok soyutlanamamakla birlikte kölenin zihni, düşünce ve duyguları, bazılarının ifadesi ile ruhu.
Bunların birincisi belli; bedeni ve onunla birlikte gelen eti sütü kemiği, sıvıları falan. Erkek köle değil de kadın köle istememin altında özellikle bu konudaki potansiyelin olduğunu söyleyebilirim. Sadece cinselliği değil, zihinsel teslimiyetsiz bir bedensel teslimiyetin önemi olmadığını söyleyebilirim.
İkincisi ise "ruhu" denilen konu ki, aslında "bana aşık olsun, beni çok sevsin" konusu değil. Bu konu daha çok kölenin "mahremiyetine" sahip olmak ki benim ek yüksek değerim bu. Hepimizin sosyal ve kişisel sınırları var, bazılarında başka diğer bazılarında daha başka, ancak bir kölenin benden "kişisel alanında" gizli bir şeyi olmaması benim efendiliğimin varlığının nedenidir. Her ne kadar partnerin sınırlarına göre davransam da zaman içinde benim sınırlarımı kölemin sınırları yapmak, onun bu konuda ruhuna işlemek, ruhunda ve algısında güzel bulacağı izler bırakmak çok hoşuma gider. Kölemin "kişisel alanında" benden gizli hiçbir şeyi olmamalı, bedeni, düşünceleri, görüşleri, algıları da dahil. Bunlara istediğimde "bana ait" olduklarını kendime kanıtlayabilmem önemlidir ve bunu beklerim. Sıkça kullandım; "kişisel alan" nedir? Çok basit, üçüncü kişilerin kendilerini doğrudan ilgilendirecek olan konular kişisel alanın dışında kalır, köle bunları istediğinde paylaşabilir ama kendine tutma hakkı her zaman vardır, çünkü kölemin çevresi benim kölem değildir. Kendi kişisel alanında birileri ile paylaştığı şeyler olabilir ki doğaldır, bu paylaşımlardan rahatsızlık duymam, ancak kendine ait gizlediği bir şeyin olmasını hiç istemem. İstediğim zaman bedenine, istediğim zaman zamanına, istediğim zaman mekanına erişebilmeliyim. Mülkiyetini bunlar ile sınırlı değil ama temelini bunlar olarak görürüm.
Bundan dolayıdır ki mülkiyetine hakim olmaya başladığım bir kölenin önce genel isteklerini, yaşam tarzını benim uygun göreceğim şekilde sınırlandırmasını, bedensel olarak kendini tam paylaşmasını ve bunları teslim almış olmanın bir güvenini beklerim. Benim olmazsa olmaz olan mahremiyetin karşılığı ise vereceğim güvendir.
Mahremiyeti bir çeşit özgürlük, kendine aitlik gibi düşünürsek "özgürlüğünden vazgeçmesi"ve başkasına (bana) vakfetmesi, mutlak olarak her emrime koşulsuz uyması benim için "ideal"dir. "İdeal" tanımım, bir aşamada kendi sınırları kalmamış olmasının benim isteklerimin onun sınırlarını oluşturmasının, onu "istediğim gibi çatır çatır kullanıyor" olmamın konusunun kulağına hoş gelmesini beklerim.
7/24 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7/24 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Şubat 2019 Pazartesi
Köle Mülkiyeti
13 Ekim 2018 Cumartesi
Yasak Hayaller ve Sınırlar III - Çiftlik
Günlük yaşantıdan vazgeçmeden, günlük yaşantıyı vakfederek bir kölelik sistemi de mümkün. Bu konuda belirttiğim şekil "kapitalizm" veya "sosyalizm" değil tabi, en azından yaygın şekliyle.
Bu modelde bağımlı bir hayat sürülmesine göre biraz daha farklı bir konu var. O da efendinin bu sistemin nimetlerinden yararlanması ve buna göre bir hayat sürmesi üzerine. Birden fazla köleye sahip bir efendinin gün içinde kölelerinin ne yaptığına pek karışmaması ama aynı çatı altında ekonomik bir model ile her şeylerini efendilerine vakfetmeleri burada önemli hale geliyor.
Efendinin hayatı kölelerin etinden ve sütünden yararlanan adi bir tembel hayatıdır. Kölelerinin her şekilde kullanır ve kölelerinin tadını çıkarır.
Somut olarak, köleler gündüz iş yaşamlarını devam ettiriyor, sosyal olarak kendilerini korumak için üzerlerinde kart/nakit bulunduruyorlar ama akşam efendinin evine döndüklerinde tamamen soyunup birbiri ile konuşamayacakları kafeslerine giriyorlar, aralarından sıra ile seçilen görevli köle tarafından besleniyorlar. Kazançlarının tamamını efendinin kasasına bırakıyorlar (kumbara türü kasa), evin ve efendinin her türlü ihtiyacı bu kasadan efendi alıyor ve alışverişe gidecek köleye veriyor.
Efendi kendi hobi işleri dışında çalışmıyor, köleler kasada ne kadar olduğunu bilmiyorlar, kasadan bir çıkış da yok. Kölelerin önceden gelen varlıklarının tamamı efendi üzerine geçiriliyor ve bu çalışmayan efendinin bir teminatı oluyor. Efendi kendi keyfine göre bir gün geldiğinde bunu köleye verip vermeme otoritesine sahip, köleler asla ve asla kendilerine ait bir varlık bulunduramıyorlar.
Efendi eğlenmek için kölelerin herhangi birini tercih edebilir, köleleri birbiri ile istediği gibi etkileştirebilir ve istediği anda istediğini dövebilir veya becerebilir.
Kafes kapılarında kilit bulunmuyor, ancak efendinin takdirine göre kafeslerdeki prangalar kullanılabiliyor.
Bu yaşam şekli de aslında bir ahır veya çiftlik türü bir yaşam modeli. Bir anlamda hayvanlaştırılmış (kafes, çıplaklık ve ekonomik unsurları ile ayrılıyor) harem hayatına da benziyor. Neden mümkün olmadığının nedenleri sosyal nedenler ağırlıklı olarak kölelerin kişisel hayatlarından tamamen soyutlanmaları gerekmesi.
Bu modelde bağımlı bir hayat sürülmesine göre biraz daha farklı bir konu var. O da efendinin bu sistemin nimetlerinden yararlanması ve buna göre bir hayat sürmesi üzerine. Birden fazla köleye sahip bir efendinin gün içinde kölelerinin ne yaptığına pek karışmaması ama aynı çatı altında ekonomik bir model ile her şeylerini efendilerine vakfetmeleri burada önemli hale geliyor.
Efendinin hayatı kölelerin etinden ve sütünden yararlanan adi bir tembel hayatıdır. Kölelerinin her şekilde kullanır ve kölelerinin tadını çıkarır.
Somut olarak, köleler gündüz iş yaşamlarını devam ettiriyor, sosyal olarak kendilerini korumak için üzerlerinde kart/nakit bulunduruyorlar ama akşam efendinin evine döndüklerinde tamamen soyunup birbiri ile konuşamayacakları kafeslerine giriyorlar, aralarından sıra ile seçilen görevli köle tarafından besleniyorlar. Kazançlarının tamamını efendinin kasasına bırakıyorlar (kumbara türü kasa), evin ve efendinin her türlü ihtiyacı bu kasadan efendi alıyor ve alışverişe gidecek köleye veriyor.
Efendi kendi hobi işleri dışında çalışmıyor, köleler kasada ne kadar olduğunu bilmiyorlar, kasadan bir çıkış da yok. Kölelerin önceden gelen varlıklarının tamamı efendi üzerine geçiriliyor ve bu çalışmayan efendinin bir teminatı oluyor. Efendi kendi keyfine göre bir gün geldiğinde bunu köleye verip vermeme otoritesine sahip, köleler asla ve asla kendilerine ait bir varlık bulunduramıyorlar.
Efendi eğlenmek için kölelerin herhangi birini tercih edebilir, köleleri birbiri ile istediği gibi etkileştirebilir ve istediği anda istediğini dövebilir veya becerebilir.
Kafes kapılarında kilit bulunmuyor, ancak efendinin takdirine göre kafeslerdeki prangalar kullanılabiliyor.
Bu yaşam şekli de aslında bir ahır veya çiftlik türü bir yaşam modeli. Bir anlamda hayvanlaştırılmış (kafes, çıplaklık ve ekonomik unsurları ile ayrılıyor) harem hayatına da benziyor. Neden mümkün olmadığının nedenleri sosyal nedenler ağırlıklı olarak kölelerin kişisel hayatlarından tamamen soyutlanmaları gerekmesi.
Etiketler:
7/24,
aşağılama,
bağlama,
BDSM felsefesi,
BDSM Mekanı,
BDSM Oyunu,
cinsellik,
Efendi,
eziyet,
fantezi,
iletişim,
köle,
Kölelik,
Sahiplik
11 Ekim 2018 Perşembe
Yasak Hayaller ve Sınırlar II - Bağımlı Bir Hayat
Bir insanın "günlük" yaşamından vazgeçmesi, ancak bunu benim için yapması. Bu fikir beni cezbediyor. Benzerlik açısından hemen bir "aman, günlük hayattan vazgeçme, hayattan değil" deme ihtiyacı duyuyorum. Bu bir anlamda "7/24 power exchange" denilen ilişki tarzına benzemekle birlikte benim zihnimdeki biraz daha farklı, 7/24 kadar iletişimsel değil.
Köle evden yalnız başına hiç çıkmaz, hiç bir süs eşyası bile takmadan, tamamen ve sürekli çıplak olarak efendisinin evinde "bulunur". Efendisi işine gider gelir, alışverişi yapar, o ise hep evdedir, kimse ile irtibatı yoktur. Efendisinin izin verdiği ve seçtiği birkaç kitabı okuyabilir ve birkaç filmi seyredebilir evde. Mutfakta sudan başka bir şey bulunmaz ve efendisinin kendisi için buzdolabına bıraktıklarından başka, kölesinin şişmanladığını düşündüğünde bazen bırakmaz da. Efendisinden başka kimse onun bu evde bulunduğunu bilmez. Kitap lambası ve televizyonun ışığı dışında ışıkları açamaz. Küçük bir mum kullanabilir karanlık olan tuvalete vb. gitmesi gerektiğinde.
Akşamları efendisi geldiğinde onu karanlık odada bekliyor olur, o odada bir kafesi vardır ve efendisinin geleceği saate yakın oraya girer, sesini çıkartmadan kafesinde oturur. Efendi gelip yemeğini verir, eğer canı istiyorsa istediği gibi sınırsızca kullanır. Bütün gün sonrasında bu kullanım ne kadar sert olsa da kısa veya uzun demeden bundan doyumsuz bir zevk alır. Efendisi ile konuşmaz, sadece sorusu olursa cevaplar.
Bazen efendisi haftalarca akşamları kafesinde tutar (gündüz rutinleri hariç), yanına uğramaz bile.
Derdini kapıya yapıştırdığı boş post-it'ler ile anlatır. Dört renk post-it vardır evde bolca. Bazen iki üç gün yemeğini vermeyi unutur, kendisi hastalanıp efendisine yük olmasın diye bunu anlatmak için efendisi gelmeden kırmızı ama boş post-it kağıtlardan yapıştırır kapıya. Adet görmeye yakın sarı pos-it kağıt yapıştırır ve bitince çıkartır. Adet süresinde şort ve hijyen aracı kullanmaya izni vardır. Efendisine teşekkür için yeşil post-it yapıştırır kapıya. Efendisinden cinsellik istediği zamanlar ise mavi post-it yapıştırılıdır kapıya. Bu isteğinin efendi için bir önemi yoktur ama efendi ne kadar memnun edilebileceğini bilmek için bu pos-it'i ister. Mavi post-it aynı zamanda evde "içme suyu bitti" ile eş anlamlıdır bundan dolayı, yani anlamı "susadım"dır. Eğer gerçekten susamışsa efendi ağzına boşalarak bu kuruluğunu acil olarak geçirebilir de, çünkü çeşme suyu içmek yasaktır.
Buzdolabında kendisine bırakılmış yemeğin daima yarısını yemeyi öğrenmiştir, böylece efendisi yemek vermeyi unutursa tamamen aç kalmamış olur. Çatal ve bıçak kullanamaz, katı şeyleri elleri ile yer, sıvı şeyleri ağzını içine sokarak içer ancak kendini daima temiz tutar.
Evde her yerde kamera vardır ancak efendi dışarıdan hiç bakmamıştır bile kameralar ilk kurulduğu zaman hariç olmak üzere. Efendi arkadaşlarını getirdiğinde onu arkadaşlarına ikram edebilir cinsel malzeme olarak, o durumda görevi efendisinin arkadaşını tam olarak mutlu edebilmektir.
Bu, bazı detayları atlarsak bir pet, bir evcil hayvan yaşamı ki, evcil hayvanların bile daha çok özgürlükleri olduğu söylenebilir. Bu yaşam, bu hali ile köpekten çok bir kedinin yaşamın
a benziyor. Ancak kedi aç kalırsa çare arayabilir, buradaki kahramanımız onu da yapamaz. Efendisi kaza geçirip ölürse o da evde açlıktan ve yalnızlıktan ölür, tıpkı bakıma muhtaç bir bebek gibi. Bu açıdan tamamen ideal bir bağımlı hayattan bahsediyorum.
Bu amacı tam yerine getirmede de bir film hatırlıyorum, Boxing Helena, en azından ev hapsi konusunda benzerlik taşıyor, kadının uzuvlarını kesip tamamen bağımlı bırakma fikri ise beni hayallerimde bile oldukça insaflı olduğumu söylüyor bana.
Bunun sınırlayıcı çok yönü var, aklı olan insan açısından çok örnek vermeye bile gerek yok. Öncelikle bu şekilde yaşamak bir insanı çıldırtır, ruh hastası haline getirir. Kimse diğer insanlardan bu kadar kopuk da değildir, ya çevresi vardır, ebeveyn, akraba vesaire, pratik olarak böyle bir kişi yoktur. Herkesin hayatını sürdürdüğü ve geçmişten yaptığı bir yatırım düzeni vardır. Dolayısıyla bu fazla ideal bir fantezi. Belki bir süre olabilir ama o olasılık o kadar düşük ki kişinin bu şekilde bir hayatına ayırabilecek zamanının ve özgürlüğünün olması gereklidir.
Özetle, hiç kimse özgürlüğünü bir tek kişiye bırakacak kadar özgür değildir.
Köle evden yalnız başına hiç çıkmaz, hiç bir süs eşyası bile takmadan, tamamen ve sürekli çıplak olarak efendisinin evinde "bulunur". Efendisi işine gider gelir, alışverişi yapar, o ise hep evdedir, kimse ile irtibatı yoktur. Efendisinin izin verdiği ve seçtiği birkaç kitabı okuyabilir ve birkaç filmi seyredebilir evde. Mutfakta sudan başka bir şey bulunmaz ve efendisinin kendisi için buzdolabına bıraktıklarından başka, kölesinin şişmanladığını düşündüğünde bazen bırakmaz da. Efendisinden başka kimse onun bu evde bulunduğunu bilmez. Kitap lambası ve televizyonun ışığı dışında ışıkları açamaz. Küçük bir mum kullanabilir karanlık olan tuvalete vb. gitmesi gerektiğinde.
Akşamları efendisi geldiğinde onu karanlık odada bekliyor olur, o odada bir kafesi vardır ve efendisinin geleceği saate yakın oraya girer, sesini çıkartmadan kafesinde oturur. Efendi gelip yemeğini verir, eğer canı istiyorsa istediği gibi sınırsızca kullanır. Bütün gün sonrasında bu kullanım ne kadar sert olsa da kısa veya uzun demeden bundan doyumsuz bir zevk alır. Efendisi ile konuşmaz, sadece sorusu olursa cevaplar.
Bazen efendisi haftalarca akşamları kafesinde tutar (gündüz rutinleri hariç), yanına uğramaz bile.
Derdini kapıya yapıştırdığı boş post-it'ler ile anlatır. Dört renk post-it vardır evde bolca. Bazen iki üç gün yemeğini vermeyi unutur, kendisi hastalanıp efendisine yük olmasın diye bunu anlatmak için efendisi gelmeden kırmızı ama boş post-it kağıtlardan yapıştırır kapıya. Adet görmeye yakın sarı pos-it kağıt yapıştırır ve bitince çıkartır. Adet süresinde şort ve hijyen aracı kullanmaya izni vardır. Efendisine teşekkür için yeşil post-it yapıştırır kapıya. Efendisinden cinsellik istediği zamanlar ise mavi post-it yapıştırılıdır kapıya. Bu isteğinin efendi için bir önemi yoktur ama efendi ne kadar memnun edilebileceğini bilmek için bu pos-it'i ister. Mavi post-it aynı zamanda evde "içme suyu bitti" ile eş anlamlıdır bundan dolayı, yani anlamı "susadım"dır. Eğer gerçekten susamışsa efendi ağzına boşalarak bu kuruluğunu acil olarak geçirebilir de, çünkü çeşme suyu içmek yasaktır.
Evde her yerde kamera vardır ancak efendi dışarıdan hiç bakmamıştır bile kameralar ilk kurulduğu zaman hariç olmak üzere. Efendi arkadaşlarını getirdiğinde onu arkadaşlarına ikram edebilir cinsel malzeme olarak, o durumda görevi efendisinin arkadaşını tam olarak mutlu edebilmektir.
Bu, bazı detayları atlarsak bir pet, bir evcil hayvan yaşamı ki, evcil hayvanların bile daha çok özgürlükleri olduğu söylenebilir. Bu yaşam, bu hali ile köpekten çok bir kedinin yaşamın
a benziyor. Ancak kedi aç kalırsa çare arayabilir, buradaki kahramanımız onu da yapamaz. Efendisi kaza geçirip ölürse o da evde açlıktan ve yalnızlıktan ölür, tıpkı bakıma muhtaç bir bebek gibi. Bu açıdan tamamen ideal bir bağımlı hayattan bahsediyorum.
Bu amacı tam yerine getirmede de bir film hatırlıyorum, Boxing Helena, en azından ev hapsi konusunda benzerlik taşıyor, kadının uzuvlarını kesip tamamen bağımlı bırakma fikri ise beni hayallerimde bile oldukça insaflı olduğumu söylüyor bana.
Bunun sınırlayıcı çok yönü var, aklı olan insan açısından çok örnek vermeye bile gerek yok. Öncelikle bu şekilde yaşamak bir insanı çıldırtır, ruh hastası haline getirir. Kimse diğer insanlardan bu kadar kopuk da değildir, ya çevresi vardır, ebeveyn, akraba vesaire, pratik olarak böyle bir kişi yoktur. Herkesin hayatını sürdürdüğü ve geçmişten yaptığı bir yatırım düzeni vardır. Dolayısıyla bu fazla ideal bir fantezi. Belki bir süre olabilir ama o olasılık o kadar düşük ki kişinin bu şekilde bir hayatına ayırabilecek zamanının ve özgürlüğünün olması gereklidir.
Özetle, hiç kimse özgürlüğünü bir tek kişiye bırakacak kadar özgür değildir.
Etiketler:
7/24,
aşağılama,
BDSM felsefesi,
BDSM Mekanı,
BDSM Oyunu,
BDSM randevusu,
cinsellik,
Efendi,
fantezi,
iletişim,
köle,
Kölelik,
Sahiplik
23 Eylül 2018 Pazar
Kölenizden Sıkılırsanız Ne Yaparsınız?
Öncelikle bir köle sevgili veya eşten çok farklıdır. Ondan sıkılabilirsiniz ama sıkılmanız onu terk etmeniz anlamına gelmez.
Sıkıldığınızda yapabileceğiniz şeyler yine ona zevk veren şeyler olabilir. Bunların bir kısmı birlikte yaşıyorsanız yapabileceğiniz şeyler, bazısı ise uzaktan da yapılabilir. Ancak bunların yapılıyor olması ondan sıkıldığınız anlamına asla gelmemeli, bunları normalde de yapabilirsiniz.
Eğer gerçekten köleniz ise sizin sıkılmanız durumunda bile sizew hizmet etmek isteyecektir.
Bu yazıma koyduğum resmi kölem Yeliz'e seçtirttim. İlk resimler daha basitti ama gerçekten çok hoşuma gidecek şekilde bir resim bulup kendisini ifade etti.
Sonsuza kadar efendisinin memnuniyetini bekleyip ona hizmet etmek ve bunun karşılığını almak için bekleyen bir köle.
Yeliz'in gerçekten hiç sıradan olmayan bir kölem olduğunu düşünüyorum, ancak bu özellik sadece ona da ait değil.
Kölenizden sıkılırsanız onu kapının önüne koymadan aşağıdakileri yapabilirsiniz.
Bunları yaptıktan bir süre sonra ondan aslında çok da sıkılmamış olduğunuzu fark edeceğinize eminim.
Yeter ki köleniz sizden sıkılmasın, orası çok daha önemli. Karar oradadır.
Sıkıldığınızda yapabileceğiniz şeyler yine ona zevk veren şeyler olabilir. Bunların bir kısmı birlikte yaşıyorsanız yapabileceğiniz şeyler, bazısı ise uzaktan da yapılabilir. Ancak bunların yapılıyor olması ondan sıkıldığınız anlamına asla gelmemeli, bunları normalde de yapabilirsiniz.
Eğer gerçekten köleniz ise sizin sıkılmanız durumunda bile sizew hizmet etmek isteyecektir.
Bu yazıma koyduğum resmi kölem Yeliz'e seçtirttim. İlk resimler daha basitti ama gerçekten çok hoşuma gidecek şekilde bir resim bulup kendisini ifade etti.
Sonsuza kadar efendisinin memnuniyetini bekleyip ona hizmet etmek ve bunun karşılığını almak için bekleyen bir köle.
Yeliz'in gerçekten hiç sıradan olmayan bir kölem olduğunu düşünüyorum, ancak bu özellik sadece ona da ait değil.
Kölenizden sıkılırsanız onu kapının önüne koymadan aşağıdakileri yapabilirsiniz.
- Birilerine köle olarak servis edebilirsiniz.
- Her akşam köşeye dikip eline bir lamba tutuşturup abajur niyetine kullanabilirsiniz.
- Eline çamaşır tutturup kuruyana kadar tutmasını isteyebilirsiniz.
- Siz televizyon seyrederken onun salonun ortasında vajinasını çekiştire çekiştire mastürbasyon yapmasını isteyebilirsiniz, her akşam söylemenize de gerek yok, kural yaparsınız. Yaparken arada bir "sessiz ol, dinlediğimden bir şey anlamıyorum" deyip kumandayı kafasına indirmeniz ona negatif etki yapmayacaktır.
- Başka bir köle için onu yem ve yardımcı yapabilirsiniz kendinize. O köle ile her türlü eğlenceyi yaparken o yokmuş gibi davranabilirsiniz.
- Onu tam anlamı ile ekonomik sömürü aracınız olarak kullanabilirsiniz.
- Tamamen çıplak şekilde tuvalete kapatıp ışığı da söndürürsünüz, orada hayatına devam eder, onu unutursunuz, sadece siz tuvalete girdiğinizde pipinizi yalatarak temizletirsiniz (arada bir yemek ve suyunu götürmeyi unutmayın, arada da becerin, o da bir canlı).
- Gece yatarken yastığınız yerine onu çıplak olarak yatay yatırırsınız baş hizanıza. Göğüsleri veya karnı en güzel yerleridir kafayı dayamak için. Yüzüstü yatırırsanız poposu biraz sağa sola kaysanız da uygun olabilir.
- Bütün bunların yanında onu kapının önüne koymanız, daha sonra tekrar kullanmak üzere almanız bile bir zevk olabilir köleniz için.
Bunları yaptıktan bir süre sonra ondan aslında çok da sıkılmamış olduğunuzu fark edeceğinize eminim.
Yeter ki köleniz sizden sıkılmasın, orası çok daha önemli. Karar oradadır.
15 Mart 2018 Perşembe
Finansal Kölelik
Fiili veya uzaktan beden ve ruhla oynama sanatının ruhsal tarafa yakın olan bu biçimini bunca yıldır ilk defa tecrübe ediyorum.
Kimseyle para ilişkisi kadar pis bir ilişkiye girmek istememekten mi? İşin muhasebesinin ipini ucunu kaçırma korkusundan mıdır bilmiyorum bu çekingenlik. Belki de bu işlere parayı karıştırmak veya bana "paranı vereceksin" demek çok anormal geldiği için de olabilir, belki de bundan hoşlanacak bir köleye veya kölenin buna uygun bir ruh haline denk gelmediğim için...Güven ilişkisi için belirli bir miktarı hesabıma gönder, geri gönder yapmıştık zamanında bir kölemle, ama bu o değil.
Eski kölelerimden biri ile başladık bir ekonomik kölelik modeline. Onun çevresi ile durumunun buna kısmen olsa da uygun olması bunu uygulanabilir yaptı, D/s konusuna kendisini tamamen adadığını düşündüğüm bir dönemde sadece kaptırıp gittiğimiz bir sözlü fantezi yazışmasında geçti bu fantezi.
Ama sonra... Cinsel basınç (libido yükselmesi) altında hissettiği şeylerin bu basınç geçtikten sonra da hissedilmeye devam edildiği sohbetini yaparken bu konu tekrar açıldı. Bu tür modeller sadece efendinin başının altından çıkmıyor aslında, süsleye süsleye öyle cazip hale getirdi ki kendisi benim sadece teknik kısımlarının kurallarını oluşturmam yetti.
Finansal kölelik modeli uygulanan bir şey ancak gerçekleşme şekli kişiden kişiye değişiyor, kendisini bu türde efendi olarak tanımlayan bazı efendiler kölenin daha ilişki başlangıcı itibarı ile transferlerini talep ediyorlar ve bu miktarlar köleye göre kaldırılabilir ama (tek köleden ibaret olmadıkları için) toplamda yüksek miktarlar edebiliyor.
Çoğunlukla kadın efendi ve erkek köle ilişkisi bu şekilde kurulduğu durum sözkonusu ve bilinen "femdom" ifadesinin çağrışımı ile finansal dominans "findom" olarak tanımlıyorlar. Geçimlerini bu yolla sağladıklarını belirtenler de var. Erkek efendi olanlar kendilerini direkt olarak "Cash Master" olarak nitelendiriyorlar.
Tabi, bütün bunlar bu sürece başladıktan sonra detaylı girdiğim konular oldu. Geçmişteki yazılarımdan anlaşılıyordur. Belirli bir tanım, tür veya teknik yapıya ait olmayı asla sevmedim. "Bu iş böyle yapılıyormuş" diye ansiklopedik bilgi toplamaya asla çalışmadım. Ansiklopedik bilgi bir iki şeye yarar: "beceremediği ilginç gelen şeylere olan merakı gidermeye" ve "başkalarına ne kadar çok bildiğini kanıtlamaya çalışmaya". Burada bir sürecin risklerini araştırmayı bilmeyi ayırıyorum tabi. "Şu güzelmiş deneyelim" dediğim tabi oldu ama "kitabı buymuş, böyle yapalım hadi" hiç demedim. Çeşitli alanlarda bu tartışma vardır ama bu açıdan bu işin bir sanat olduğu görüşündeyim daha çok, bilgi değil. Görüşüm o dur ki; yapmak ve yaşamak, bilmekten daha önemlidir, az bilgi yaratıcılığı destekler, çok bilgi yaratıcılığı köstekler.
Peki biz nasıl yaptık bu finansal kölelik işini?
Öncelikle kölem çok yüksek veya düşük olmasa da maaşı olan ve geçindirme yükümlülükleri nispeten düşük olan biri. Bu konunun önemli olduğunu düşünüyorum, eğer böyle olmasaydı bu işi düzene koymak gerçekten çok zor olurdu.
Maaşını aldığında mecburi rutin ödemelerini (sigorta,kredi kartı, rutin birikim gibi) bana bildirerek kendisi yapıyor. Kalanı bana veriyor, bunu ilk denemede banka üzerinden denedik ama açıkçası sonradan özellikle maaş gibi bir meblağın transferinde böyle bir D/s oyuna maliyeyi de ortak etmek pek istemedik. Efendinin köleye fatura kesmesi falan gibi şeyleri gündeme getirecek komik bir konu olurdu bu...
Haftalık olarak kendisine hayatını devam ettireceği kadar nakit olarak bir harçlık veriyorum. İhtiyat olarak da bir nakit tutmasına izin veriyorum ama mecbur olmadıkça harcamamak koşulu ile. Çünkü bu nakitten harcarsa bu ceza olarak sonraki aya yansıyor ve rutin birikim hakkından düşülüyor.
Bu konuda en zor kararlar kredi kartı konusunda oldu. Bunun için haftalık bir limit tanımladık. Limit dahilinde harcama yapabiliyor, aşarsa yine ertesi dönemin biriktirme hakkından düşülüyor. Zorluk bunun muhasebesini detaylandırmakta oldu, çünkü provizyon var, taksit var, iş biraz karışık bu konuda. Çok şükür ki taksit konusu gündeme gelmedi, onu halen kurgulamış değilim.
Kölem kredi kartı ekstresi ve banka hesap durumunu ben istediğim zaman derhal bana raporluyor (teknik olarak bunlara benim online erişmem banka güvenliği nedeniyle zor).
Bazı toplu ve mecburi alışveriş ve ödemelerin yine izne tabi olduğunu ancak bu sistemin dışında tutulduğunu söylememe sanırım gerek bulunmuyor.
Burada bu modelde çok önemli bir kaç konu var.
- Bana gelenin aylık olması, benden verilenin haftalık olması ve nakit ve kredi kartı harcamalarının sonraki haftaya hiç bir şekilde devredilememesi. Bu çok önemli çünkü biriktirme ve karar verme özgürlüğünü ortadan kaldırıyor. Kendisine ait bir şey olmaması hissini tıpkı bir kölenin etrafına çizilen bir çemberden çıkma yasağında olduğu gibi sağlıyor. Bir merkezin var ve orada durmak zorundasın, bu çember köle iradesi ile genişleyemez. Bu konuyu "kölenin izin verilen birikimi" konusu ile karıştırmamak gerekiyor, o uzun vadeli hayat boyu bir birikim ve köle o birikimi zaten kolay bozulamaz bir hesapta tuttuğundan, harcama hakkını zaten kendi sınırlandırmış durumda. Yapacağı bu birikim gerçek bir cezaya konu oluyor. Bir anlamda dev ekonomik sistemin köleliğini de bu birikim ile yapıyor.
- Özellikle maaş teslim edilmesi konusu ve anı köle için en uyarıcı şeylerden birini oluşturuyor. Tasmasını götürüp efendisinin eline vermek gibi. Teslim ettiği sanki ekonomik bağımlılığı değil de bedeni ve ruhu.
- Teslim edilenlerin ve geri dönenlerin hesabını yapmak efendinin işi. Ancak yine uyarıcı olan ve gerçek teslimiyeti sınayan konu, efendinin bu ödenenleri asla geriye vermeyeceğinin peşin kabul edilmiş olması. Efendini vicdanı belki sadistliğinin ve hükmünün önüne geçer iade edebilir ama ne bir taahhüdü var efendinin ne de bunun için sorumluluğu.
- Harçlığın ne olduğunu ihtiyaçlara ve kölenin kendisine itaatine göre efendi belirliyor. İtaatsizlik veya efendiyi hoşnut edememe durumunda tıpkı bir tasma gibi çekiştirilebilecek ucu efendide bulunan bir sınır.
- Prensipleri açısından bakıldığında köle günlük hayatında da kendisini sınırlandırıyor ama daha da önemlisi, köle günlük hayatında maaşının karşılığı olan mevcut işini efendisine itaat olarak yapıyor. Günlük hayatında da efendisinin bir kölesi işi aracılığı ile. Bu ekonomik kölelik bilinen anlamda BDSM köleliği kavramından pek farkı bulunmuyor.
Bunları yapabilmek için sanırım iki şey gerekiyor ve o olduğu için yapabiliyoruz; kölenin zor durumda kalmayacağına dair efendiye duyacağı güven ve geriye verilmeyeceğini bilerek verebilecek kadar adanmışlık, çünkü köle burada parasını emanet etmiyor, o para zaten verildiği anda gitti, burada emanet ettiği bizzat kendi ruhiyatı ve devamlılığı.
Açıkça söylemeliyim ki bu şekilde bir ilişki özellikle kölemi adeta çıldırtmış durumda, günde herhangi bir anda ekonomik bir ilişkide ıslanabiliyor. Benim içinse kendime bir BDSM ilişkisindeki şekilde sınırlamamın, dur dememin gerekmeyeceği onun maddeleşmiş hali, çünkü asla onda kalıcı bir yara bırakmak istemem (kendi siparişi yoksa), ancak bu oyun onun etindensütünden yararlanmak gibi bir olanak yaratıyor ve bu da bence oldukça zevkli.
Etiketler:
7/24,
aşağılama,
BDSM felsefesi,
BDSM Oyunu,
cinsellik,
Efendi,
fantezi,
güvenli BDSM,
iletişim,
köle,
Kölelik,
Sanal BDSM Oyunu
25 Şubat 2017 Cumartesi
Efendilik, Kölelik ve Maddi İlişkiler
En tehlikeli şeylerdendir dünya malı, insanlar birbirini bile katledebiliyor para için.
Demişler ya "varlığı bir dert, yokluğu yara".
Efendi köle oyunlarında bir enstrüman olabiliyor para. Köle'nin her şeyiyle ait olması kavramını, bütün geliri ve maddi varlığı ile efendiye ait olması bütünlüyor. Köle tarafında istismar edilmenin zevkini, efendi tarafında etinden sütünden her şeyinden yararlanmanın keyfini oluşturabiliyor.
Kölenin maaşını efendisine getirmesini, efendinin onun adına onun ihtiyaçlarını karşılamasını düşünsenize... Deli gibi emek harcanan bir profesyonel yaşamı dolaylı olarak efendiye vakfetmek... Efendisi çatır çatır zevkini çıkarta çıkarta yesin diye ona getirip emeğini teslim etmek. Kölenin aylık kazancının önemli bir yüzdesini her ay efendinin hesabına aktarmak... Her dakika her saniyeyi efendinin keyfine hizmetle geçirmek. Tamamen çıplak, elbiseleri de dahil kaderini onun eline vermek.
Eğer kölenin birikimi varsa bedenini canını emanet ettiği efendiye ömür boyu birikimlerinin, belki binlerce lira belki milyonlarca liranın idaresini vermek çok da anlamsız değil. Hayat bile teslim ediliyorsa.
Açıkçası bunu bir defa Ezgi ile tecrübe ettim ama tadımlık oldu, sağ olsun tereddüt bile etmedi. Sadece denemek içindi, her kuruşu masrafları da üstlenerek iade ettim, ama biliyordum ki iade etmesem hiç fark etmeyecekti ve istesem arabasını bile devredecekti. Bu his bile çok hoş.
Aslında orospuları da bir ölçüde anlamaya başladım böyle bir düşünüşte :-)
Ancak kesin söylüyorum; kesinlikle iyi tanımadığınız birine efendi diye paranızı teslim etmeyin, millet para için neler yapacağını şaşırdı...
Demişler ya "varlığı bir dert, yokluğu yara".
Efendi köle oyunlarında bir enstrüman olabiliyor para. Köle'nin her şeyiyle ait olması kavramını, bütün geliri ve maddi varlığı ile efendiye ait olması bütünlüyor. Köle tarafında istismar edilmenin zevkini, efendi tarafında etinden sütünden her şeyinden yararlanmanın keyfini oluşturabiliyor.
Kölenin maaşını efendisine getirmesini, efendinin onun adına onun ihtiyaçlarını karşılamasını düşünsenize... Deli gibi emek harcanan bir profesyonel yaşamı dolaylı olarak efendiye vakfetmek... Efendisi çatır çatır zevkini çıkarta çıkarta yesin diye ona getirip emeğini teslim etmek. Kölenin aylık kazancının önemli bir yüzdesini her ay efendinin hesabına aktarmak... Her dakika her saniyeyi efendinin keyfine hizmetle geçirmek. Tamamen çıplak, elbiseleri de dahil kaderini onun eline vermek.
Eğer kölenin birikimi varsa bedenini canını emanet ettiği efendiye ömür boyu birikimlerinin, belki binlerce lira belki milyonlarca liranın idaresini vermek çok da anlamsız değil. Hayat bile teslim ediliyorsa.
Açıkçası bunu bir defa Ezgi ile tecrübe ettim ama tadımlık oldu, sağ olsun tereddüt bile etmedi. Sadece denemek içindi, her kuruşu masrafları da üstlenerek iade ettim, ama biliyordum ki iade etmesem hiç fark etmeyecekti ve istesem arabasını bile devredecekti. Bu his bile çok hoş.
Aslında orospuları da bir ölçüde anlamaya başladım böyle bir düşünüşte :-)
Ancak kesin söylüyorum; kesinlikle iyi tanımadığınız birine efendi diye paranızı teslim etmeyin, millet para için neler yapacağını şaşırdı...
12 Kasım 2016 Cumartesi
7/24 Muleta
"Bu nasıl bir başlıktır" diyen olabilir, burada Muleta'nın potansiyel bir kölem olması ip ucunu verirsem 7/24'ün bir sıfat olduğunu fark edecek olanlar olacaktır.
Daha önce kölelerime zaman zaman "gün içinde herhangi bir zamanda" yerine getirmelerini istediğim emirlerim oldu. Ancak bunu bütün günü için isteyen biri ile ne diyeyim, ilk defa karşılaşmıştım.
Köleliği çok kısa sürdü, ilk birkaç gün ısınma sürecinden sonra bir gece sadece. O gece de benim klasiklerimden olan "cinsel anlamda teslimiyet" ve tabuların yıkılması konulu geceydi.
Öğrendiğim bir konu benim cinsellik ve grinin 50 tonu tipi bir adam olmadığım halde aslında 7/24 efendilik standardında da bir adam olmadığım oldu.
7/24 nedir?
Bu 7 gün 24 saat demek aslında. Haftanın 7 günü, günün 24 saati mutlak itaat, BDSM teknik jargonunda 7/24 güç değişimi (7/24 Power Exchange).
Köle yatar kalkar, köledir, bunun dışında bir hayat şekli yoktur. Bir fantezi teşkil etmez aslında bu yaşam biçimi, direkt olarak bir ruh halidir.
Muleta da bu gereksinim içindeydi, kendi ifadesi ile zaman zaman ona yazıp, istediğim zamanlarda onu kullanmam ona yetmiyor, bu daha çok onu bir sokak köpeği yerine koyamama benzetiyordu bunu, o evcil köpek olmak istiyordu, sürekli baskı altında.
Ben BDSM konusunda kararlı bir yapıda olmama rağmen aslında cinsellikle de ne kadar iç içe olduğumu fark ettirdi bu yaklaşımı.
Kölelik standardı o kadar yüksekti ki, daha ilk geceden benim "tabusal baskı" aracım olan cinsel ekspozasyon ona az bile gelmişti. Bu kadar çabuk teslim olmuş olan bir köle adayı daha hatırlamıyorum.
Ancak ne kadar hızlı adapte olduysa o kadar da çabuk bıraktı bu işi, saygılı bir köle olarak azadını istedi. Daha sonra kısaca yazıştık, kendisinden bu yazıyı yayınlamak için izin istemek için, sanki bir şekilde tekrar havaya girdi ancak yine koptu, ne istediğini bilen ancak çok da kararlı olmayan bir izlenim verdi açıkçası.
En zor anlayabildiğim ruh hali oldu bu benim için şimdiye kadar. Onun açısından baktığımda, aslında işsiz güçsüz olsaydım, hayatımı dolduracak başka bir şeyler olmasaydı, hayatımda vakit ayırmam gereken insanlar var olmasaydı acaba BDSM havuzuna kendimi bu kadar sürekli ve bu kadar geniş şekilde nasıl salardım. Bana bile zor görünüyor bu şekli. Umarım aradığını bulabilir.
İş hayatı, günlük kişisel hayat derken hakikaten 7 gün 24 saat dominant kalmanın ne kadar zor olabileceğini de kavradım. Kendimi sorguluyorum acaba artık BDSM nosyonumu kaybetmeye mi başladım diye. Eskisine göre tecrübem fazla ama sanırım enerji konusunda artık o kadar savurgan olamıyorum gibi.
Çok daha uzun yazabilirdim, klavyeme geldikçe yazıyorum şimdi. Hadi burada keseyim bari, biraz farklılık olsun...
Daha önce kölelerime zaman zaman "gün içinde herhangi bir zamanda" yerine getirmelerini istediğim emirlerim oldu. Ancak bunu bütün günü için isteyen biri ile ne diyeyim, ilk defa karşılaşmıştım.
Köleliği çok kısa sürdü, ilk birkaç gün ısınma sürecinden sonra bir gece sadece. O gece de benim klasiklerimden olan "cinsel anlamda teslimiyet" ve tabuların yıkılması konulu geceydi.
Öğrendiğim bir konu benim cinsellik ve grinin 50 tonu tipi bir adam olmadığım halde aslında 7/24 efendilik standardında da bir adam olmadığım oldu.
7/24 nedir?
Bu 7 gün 24 saat demek aslında. Haftanın 7 günü, günün 24 saati mutlak itaat, BDSM teknik jargonunda 7/24 güç değişimi (7/24 Power Exchange).
Köle yatar kalkar, köledir, bunun dışında bir hayat şekli yoktur. Bir fantezi teşkil etmez aslında bu yaşam biçimi, direkt olarak bir ruh halidir.
Muleta da bu gereksinim içindeydi, kendi ifadesi ile zaman zaman ona yazıp, istediğim zamanlarda onu kullanmam ona yetmiyor, bu daha çok onu bir sokak köpeği yerine koyamama benzetiyordu bunu, o evcil köpek olmak istiyordu, sürekli baskı altında.
Ben BDSM konusunda kararlı bir yapıda olmama rağmen aslında cinsellikle de ne kadar iç içe olduğumu fark ettirdi bu yaklaşımı.
Kölelik standardı o kadar yüksekti ki, daha ilk geceden benim "tabusal baskı" aracım olan cinsel ekspozasyon ona az bile gelmişti. Bu kadar çabuk teslim olmuş olan bir köle adayı daha hatırlamıyorum.
Ancak ne kadar hızlı adapte olduysa o kadar da çabuk bıraktı bu işi, saygılı bir köle olarak azadını istedi. Daha sonra kısaca yazıştık, kendisinden bu yazıyı yayınlamak için izin istemek için, sanki bir şekilde tekrar havaya girdi ancak yine koptu, ne istediğini bilen ancak çok da kararlı olmayan bir izlenim verdi açıkçası.
En zor anlayabildiğim ruh hali oldu bu benim için şimdiye kadar. Onun açısından baktığımda, aslında işsiz güçsüz olsaydım, hayatımı dolduracak başka bir şeyler olmasaydı, hayatımda vakit ayırmam gereken insanlar var olmasaydı acaba BDSM havuzuna kendimi bu kadar sürekli ve bu kadar geniş şekilde nasıl salardım. Bana bile zor görünüyor bu şekli. Umarım aradığını bulabilir.
İş hayatı, günlük kişisel hayat derken hakikaten 7 gün 24 saat dominant kalmanın ne kadar zor olabileceğini de kavradım. Kendimi sorguluyorum acaba artık BDSM nosyonumu kaybetmeye mi başladım diye. Eskisine göre tecrübem fazla ama sanırım enerji konusunda artık o kadar savurgan olamıyorum gibi.
Çok daha uzun yazabilirdim, klavyeme geldikçe yazıyorum şimdi. Hadi burada keseyim bari, biraz farklılık olsun...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



