30 Ekim 2026 Cuma

Bir Hikaye: Ezberin Ötesi, Bölüm 3

Adam yatakta kadının önüne gelip dikildi, Kadına "Gözlerini aç" dedi, bunu derken bunun bir emir şeklinde olması kadını rahatsız etmedi, tam tersine  memnuniyetini biraz arttırdı. Bu şekilde basitleştirilmesi, işin doğasına uygun şekilde "kaçınılmaz" şeklinde olması onu rahatlatırdı. Belki de bu işin en sevdiği yönüydü, basit, "emreden" ve "itaat eden"...

Gözlerini açtı... Adam "yüzüme bak" dedi, zaten emirden başka bir dil, bir ton kullanmıyordu, karşısındaki kişi onun günlük dilde nasıl konuştuğunu bilemezdi, başka bir şekilde hiç karşılaşmamışlardı. Birbirlerine karşı olan roller kalıcıydı ve bu şekilde olması durumu daha gerçekçi hale getiriyordu.

Adam yüzüne bakıyordu, başını çok da kaldırmadan adama, yukarı doğru gözlerini kaldırarak baktı. Arada bir doğal göz kırpmaları dışında gözlerini ayırmıyordu adamın yüzünden, biliyordu emrin bu olduğunu ve eksiksiz yerine getirilmesi gerektiğini.

Adam sordu, ama sesi soru sorarken bile emir gibiydi, adeta soru değil de hesap soruyordu;

"Gor hikayelerini biliyor musun?"

Evet, biliyordu, "Chronicles of Gor" kitap dizisini okumamıştı ama o kadar çok duymuştu ki, artık biliyordu. Zayıf bir sesle "Evet, biliyorum" dedi. Adam sertlikle ekledi, "Biliyorum, efendim diyeceksin ve duyabileceğim kadar bir sesle söyle, bana cevap mı veriyorsun arkamdan mı söyleniyorsun belli olmuyor"...

Hızlı şekilde düzeltti, "Biliyorum efendim!" dedi kadın. "Daha yüksek sesle..." dedi, bu sefer söylenen şekli yüksekçe sesle aman dileme gibi çıkmıştı. Adam doğal ama kati ifadeler ile anlatmaya başladı:

"O hikayelerde her şey güzel hoş ama insanın hayalgücüne hitap etmeyen de çok şey var, güzel bir fikir ama okuyucuları, izleyicileri tarafından bazı yerlerde adeta mahvedilmiş". Kadın adamın yüzüne bakmaya devam ediyordu, adam devam etti. "Son derece kadim bir hikayenin, kadim unsurlarla anlatımının ortasına günümüz İngilizcesi terimleri sokmuşlar içine, inanamıyorsun. Mesela Nadu, bir emirdir aslında, oldukça da etkileyici bir kelime ama sonrasında 'Wall' ne, 'Collar me' ne? Hele hele 'Inspection' ne???" Biraz durdu, "insanlar porno dünyasına çevirmişler bu güzelim hikayeyi. Yazık, yazık". 

Adam gitti, çantasıdan bir kumaş getirdi, ne olduğu çok belli olmuyordu ama belirli bir kesime sahip, ancak sıradan bir malzemeden kumaştı. Adam kumaşı açınca bunun bir tarafı ortadan boylu boyunca yarılmış, ancak bir ucunda bu parçalar ayrılmamış bir giysi olduğunu gördü kadın. "Bunu hatırlıyor musun?"

"Evet efendim, ama adını şu anda hatırlayamıyorum, köleler giyiyordu". Bu son iki saattir kurduğu en uzun kelimeydi kadının. Bu kadar kontrolsüz uzunlukta olması genellikle bir efendiyi rahatsız edebilirdi ama kadının sesi içinde bulunduğu durumu adeta tarif edercesine, hatta müzik ezgisine benzer şekilde çıkmıştı, adam hiçbir şey demedi bu konuda. Giysinin adını da söylemedi cevaben. "Üzerindeki bira dökülmüş kıyafetleri tamamen çıkart, bunu giyeceksin" dedi.

Emrini unutmamıştı adamın, halen gözlerini adamdan ayırmıyordu. Adamın kendisini seyrediyor olduğu umurundaydı tabi kadının, kadındı sonuçta, ama doğal şekilde devam etmek zorundaydı, üzerindekileri tamamen çıkarttı ve bu kıyafeti giydi, daha doğrusu kumaşı üzerine geçirdi. Adamın ilk cevabı "ters giydin, yarık tarafı önde, birleşik yeri kıçında olacak..." Adam ne kadar rahat demişti, "kıçında" diye, tekrar duymak isterdi bunu tekrar ama bu mesajını adama verebilecek durumda değildi, alabildiği ile yetinecekti. Kıyafeti çıkartıp ters çevirip tekrar giydi,  adamın önünde bunu yapmak çok doğal gelmişti bu sefer, önündeki kuşağını da bağladı. Sanki hastanede ameliyat edilen hastaların giydiği hafif önlüklerden giymiş gibi hissediyordu ama bu kıyafet kendisi için de hoş bir his yaratıyordu. Bu hisse kendi de bir isim bulamamıştı; "değersiz", "kullanılmaya hazır", "çaresiz"... Belki de hepsinden biraz.


Adam "Nadu!" dedi, kadın pozisyonun adı olduğunu biliyordu, biraz önce konuşurken adam ipucu dahi vermişti. Ancak umarım doğru pozisyondu bu. Çok da şanslıydı, adam detaya takılmıştı "avuçların açık şekilde bana bakacak!", evet, doğal bir hareketle avuçlarını dizlerine koymuştu, hemen çevirdi.

Adam "Artık yüzüme bakmak zorunda değilsin, hatta hiç bakmayacaksın", arkasına dolaştı ve çantadan çıkarttığı tasmayı kadının boyuna taktı. "Bu, herhangi bir aksesuar değil, senin için boynunun etrafında değil başın ile bedenin arasındaki ilişkinin bir parçası bir varlığın, bu, burada olduğu sürece bedenin ve ruhun tamamen bana ait olacak, ne dersem koşulsuz olarak ve memnuniyetle yerine getirilecek." dedi adam. Kadın anladığını ifade eder şekilde yüzü yere bakan başını birkaç defa öne salladı.

"Ben tersini söyleyinceye kadar böyle kalacaksın" dedi adam ve içeriye gitti. Adamın ne yaptığı, ne zaman döneceği konusunda hiçbir fikri yoktu kadının. Öyle bekliyordu... Kafasından bir sürü düşünce geçiyordu ama bunlar gittikçe azaldı ve adeta gözleri açık bir uyku haline girdi. Önceleri seslerden adamın ne yaptığı konusunda fikir üretmeye çalışıyordu ama bir süre sonra bundan da vazgeçti, sesleri de duymuyor gibiydi. Adamın özel bir şey yaptığı da yoktu aslında zaten, mutfaktan bir bira daha almış, salonda bilgisayarını çıkarmıştı, sonrasında bilgisayarını açıp doküman türünde bir şeyler yazmaya başlamıştı.

Adamın ne yaptığını tam olarak bilmiyordu kadın ama kendisinin önemsenmemesi üzerine kurulu olduğunu seziyordu, bekleyecekti, ta ki adamın keyfi gelip kendisiyle oynamak için dönene kadar.

(Devam edecek)


23 Ekim 2026 Cuma

Bir Hikaye: Ezberin Ötesi, Bölüm 2

Adam bardağını aldı ve mutfaktan yavaşça çıktı, içeriden yüksek değil, duyabileceği bir sesle, ama kesin bir ifade ile, "beni takip et, buraya gel" dedi.

Bu tanıdık bir ifadeydi ama kadını ilk defa bu kadar heyecanlandırmıştı, şişesini aldı ve adamın peşinden gitti. Adam yatak odasındaki koltuğa oturdu. "Biranı bana ver ve ayakta bekle öylece".

Denileni yaptı. Çok zaman geçmedi, beklediği bir söz gelmişti. "Yatağın kenarına otur ve gözlerini kapat", bu da tamam, oturdu ve bir süre böyle bekledi. Ne kadar beklediğini bilmiyordu, zaman kavramı kalmamıştı, adamın sesini duymuyordu. Bir süre, gerçekten bir süre sonra... adamın, saçını tutup başını arkaya çekmekte olduğunu hissetti, uyum gösterdi, bu ilk temastı. Adamın, yüzünü yüzüne yaklaştırdığını soluğundan hissetti ama dokunmamıştı, burnu ve alnından hissediyordu sıcak soluğunu. Başını serbest bıraktı ellerini de geriye atarak destek aldı.

Adam "ağzını aç" dedi, "biraz rahatsız olacaksın bu yapacağımdan"... Ağzını açtı, açık şekilde beklerken soğuk biradan ağzına döküldüğünü hissetti, boğazına kaçmaması için hiç beklemeden yuttu, ancak yutması sırasında bira yavaş yavaş dökülmeye de devam ediyordu, nefes almamaya dayanamadı ve burnundan almak için önce ağzını kapattı, "ağzın açık gözlerin de kapalı kalacak" dedi  adam ve burnunu sıktı. Bu onun ağzının açılmasına neden oldu. nefes alması için kısa bir süre durdu adam ve o sırada yutkundu kadın ve derin bir nefes aldı.



Nefesten sonra biranın devamını bekledi dökülmesi için ama adam çok ağırdan alıyordu, geç de olsa geldi ağzına o soğuk tat. Yine ağzını kapattığında bu sefer biranın burun deliklerinden dökülmeye başladığını alamadığı nefes ile anladı. Bir refleks ile aksırmaya başladı başını öne eğip. Yüzünden burnuna dolan bira aşağı akıyordu. Derin derin nefes aldı. Adam, "devam ediyoruz" dedi. İtiraz etmeden eski pozisyonunu aldı kadın. Bu sefer de tam anlamıyla öncesinin adeta kopyası oldu, ancak bu sefer aksırmak için o kadar kolay saçını gevşetmedi, kadın kafasını öne çektikçe canını acıtmak istercesine arkaya çekti, ta ki öksürük tamamen zorlaştırıncaya kadar. Nefes almasının ardından adam bir şey demeden kadın kafasını kararlı bir hareketle kendi geriye yatırdı bu sefer, sanki öksürüp tıksıran o değildi biraz önce. Adam bu sefer yavaş yavaş döküp beş altı saniye bekledi, nefes almasına izin verdi, bu hareket uzunca sürdü, tekrarladı, artık uyum içindeydiler. Adam bir süre sonra nefes sonrası kadının bira ile ıslanmış yüzünü dudaklarından diliyle temizledi, kadın bunu beklemiyordu, bir after-care olarak çok hoşuna gitti tabi. Bu ara başından bu yana kadının gözleri hiç açılmamıştı. Başını arkasından tutarak düzleştirdi adam, kadın "gözlerimi açabilir miyim?" dedi. Son derece kararlı "hayır" cevabı ile artık kararların hiç kendisine ait olmadığını derin bir şekilde hissetti.

Biranın tadından, burnuna gözüne kaçmasından hafif bir acıma hissediyordu. Gözleri de yaşarıyor ve yüzündeki maiye karışıyordu, ancak kendini nedense çok hafif ve rahatlamış hissediyordu, ağzı burnu nefesi birbirine girmişti, halen hafif hafif öksürüyordu arada ama artık ona göre her şey yoluna girmişti. Burnundan genzine dolan içeceğin alkolü de etkilemeye başlamıştı aslında...

(Devam edecek)

16 Ekim 2026 Cuma

Bir Hikaye: Ezberin Ötesi, Bölüm 1

O gün ilk buluşma için eve gelmişti, henüz erkendi, şaşılacak şekilde işleri yolunda gitmiş, adresi de kolayca bulmuş ve buluşma vaktinden önce eve varmıştı. Ancak bu kısıtlı talihin dışında, bu buluşma diğerlerinden çok da farklı görünmüyordu. "Gelince yine çeşit çeşit adamlardan biri olacak" diye geçirdi içinden.

Kendini ümitsizliğe alıştırmak için olsa gerek "Belki yine bildiğin yurdumun dominant erkeği, kıllı Anadolu tipi erkek, eğer BDSM diye bir şeyi keşfetmemiş olsaydı muhtemelen evde karısını dövüyor olacaktı kıro" diye geçirdi içinden.

Sonra devam etti: "Kimler gördü bu kadın, yazsam kitap olurdu, Morun Binbir Deseni derdim adına. Aslında bedava orospu arayıp becermekten başka bir şey yapmayanlar en kötüleri, hatta masanın üzerine para bırakıp giden bile oldu, şoke oldum, dur diyene kadar çekti gitti, rol oyunu desen amenna, tamam ama adam cidden kerhanede gibi, adamın gerçeği bu.  Bir de kendi dünyasını herkese kanıtlamaya, kendini adam  yerine koydurtmaya çalışan ergenler var, onlar da acemi çaylak, daha memeyi görünce boşalıyorlar. Haklarını yemeyeyim ama en azından erken de olsa defalarca boşalıp tekrar tekrar deniyorlar" diye düşündü ve gülümsedi.

Her zaman bu kadar kötü değildi ama, bazen "evet süper oluyor böyle" dediğinde yine o doyumu bulamamıştı. Buna da alışmıştı aslında. "Bazen yaratıcı olanlar da oluyor ama buluşmayı bir eğlenceye, beni de maymuna çeviriyorlar, hadi tamam ilkleri iyiydi de artık heyecan falan vermiyor, eziyet gerçekten eziyet oluyor" diye düşündü. "Şimdiye kadar gerçekten istediğimi alabildiğim oldu mu? Haksızlık etmeyeyim diyorum ama artık rutin oldu, ilk defalarda heyecan vardı, şimdi yerini bekleme aldı".

Daire kapısı çaldı.

Aslında her seferinde asıl zevk aldığı bu heyecandı, gerisi konusunda beklentisi olabileceği kadar düşüktü. 

Kapıya yaklaştı, kapıdakini hiç görmeyecek şekilde kapıyı araladı ve açık bırakarak salona geçti. Kendi kendine heyecan yapıyordu biraz işte.

Salona girdi, yazıştığı efendi adayı kapıdan girmiş salona gelmişti. Adam kapıdan girdikten sonra durdu, biraz onu süzdü, o da adamı süzdü.

Adam oturdu ve ona baktı, o ise halen ayaktaydı. "Tamam başlamak lazım artık" dedi içinden, "ben başlayayım ve erkeklerin pek de hayır demediği şeyi yapayım" dedi. Eteğini çıkardı yavaşça, açılış seremonisi gibi külotlu çorabını indirecekti ki adam "Dur ne yapıyorsun, giyinik kalacaksın" dedi. "Tamammm" dedi uzatarak, eteğimi tekrar giyeyim mi? "İyi olur" dedi adam.

Böyle retler olmuştu ama sonrasında genelde cinsel havuza en kısa sürede dalacak şekilde yatak odasına gidilirdi. Bu sefer böyle olmadı...

"Çok bekledin mi?"

"Biraz..."

"Acelen ondan mı?"

"Yok, öyle seversin diye düşündüm, biraz tembel işi... Hazır pasta yani..."

"Belki sevebilirdim ama farklılığı özledim"

"???", adam ne demişti böyle? Farklı... neyden farklı demek istemişti. İçinden "Amaan siktiret" dedi, "hisli maço işte". Sonra durdu, "ama halen oturuyoruz..."

Adam sessizliği bozdu:

"Evi beğendin mi?"

"Erken geldim ama sadece anormal bir şey var mı diye baktım..."

"Buldun mu?"

"Neyi?"

"Anormal şeyi..."

Gülmemek için kendini biraz tuttu. "Yok, çok aradım ama yok."

Adam gülümsedi. Ancak o gülümseme bir garip gülümsemeydi, hafif alaycı ama iletişim kurmuş olmanın tadını çıkartmıştı sanki. Halbuki kadının ağzından adeta bilinçsizce dökülmüştü bu cümle. Bir cevap verecekti, o da bu oldu.

"Ters mi biraz? Bu biraz korkak mı çıktı? Yoksa beni itici falan mı buldu? Anasını satayım burası dizi film seti değil ki, mükemmel olsun her şey. BDSM yapmaya geldik buraya." diye düşünmeye başlamıştı. Halbuki bu olasılıkları kendi kurduğunun farkındaydı, geçmişe göre o anı yazıyordu.

Adam; "çay var mı? veya herhangi bir içecek?" dedi, kadın mutfağa gitti.

"O da anormal bir şey galiba, o da yok evde, gelirken bira almıştım, soğuk, dolapta, onlardan getirebilirim."

"Evet, ama bardakta olsun." dedi adam, sesi yakından gelmişti, mutfak kapısının eşiğinde dikilip dolabı açarken onu seyrediyordu.

Bardak buldu, su bardağından bozma, "bu olur mu?", adam başıyla onayladı, "sen de kutuda kalanı içebilirsin" diye ekledi.

"Dur, bir şey sessizden geliyor mu ne?" dedi kadın. "Kendine bardak bize de kutuda kalan". Çok önemli bir şey değildi, hatta hiç önemli değildi ama mesaj sessiz şekilde gelmişti "Yerini bileceksin, benden sonrasın". Bu kadar buluşmasında tek bir aşağılama cümlesi demeden ilk defa bu kadar net bir mesaj almıştı. Halbuki "ya çattık manyağa" demeye hazırlanıyordu tam.

"Masadaki sandalyelerden birini al. pencerenin yanına götür, orada otur... Bana dönük otur." dedi adam ve kendisi masaya oturdu. Kadın sessizce denileni yaptı. Denilenden farklı bir şey yapacak halde olması zaten doğasına aykırıydı, adam da bunu biliyordu, hissettirmeye başlamıştı.

Hiç bu kadar kafa yorduğunu hatırlamıyordu olan bitene, aslında olan biten var mıydı, yoksa "ben kendim mi her şeyi abartmaya yüceltmeye başladım kafamdan" diye sordu kendine. Belki de adeta bu kısacık reddedilme, kararının elinden alınması onu sinirlendirmişti, eğer bu kafa karışıklığı bir sinirlenmeyse tabi.

Karşı koyamıyordu, bu kadar basit bir silsile, onu sarmalamıştı adeta, sürükleyip duruyordu....

(Devam edecek)






9 Ekim 2026 Cuma

Madalyonun İki Yüzü Daima Farklıdır!

Bu çok klişe bir ifade, çoğu kişi "Madalyonun Diğer Yüzü" olarak istisnai bir durumu ifade etmek için kullanır ama burada gerçekten de istisna değil artık genelleme haline gelmiş bir durum için kullanacağım.


Şimdiye kadar bir sürü kölem oldu, günlük yaşamında da teslimiyetçi olan veya en azından mütevazi davranan bir kölem olmadı. Hepsi ya o ya bu şekilde, tam dominant olmasa da "güçlü kadın" olarak biliniyor ve kendilerini de böyle tarif ediyorlardı. Kadın... Evet, erkek tarafına hiç girmeyeceğim, çok da farklı değil ama "peki ya sen?" sorularını ancak kişisel yazışmalarda cevaplarım, her şey bedava değil 😉.

Bu konuya daha önceki bazı yazılarımda değinmiştim ama ana konu olarak irdelediğimi  hiç hatırlamıyorum. Bunu kişisel olarak bana sormuş olanlar çok oldu, bazıları, halen takip ediyorlarsa kendilerini bileceklerdir...

Bunun neden böyle olduğu konusunda kaynağını vermeye şimdi uğraşamadan biraz irdeleyeceğim bu yazımda, daha çok sentez olan bazı hipotezlerim var, bunların özgün olduğu konusunda da bir iddiam da yok zaten, bilimsel makale değil bu.

Bunlardan biri; insanın eksik kalan yönünü psikolojik olarak tamamlama ihtiyacı duyması. Yani bir davranış şeklini sürekli olarak uygulamak yorucudur, zıttı olan ihtiyaç bir şekilde kendiliğinden ortaya çıkar. İnsanların aşırı alkol aldıklarında ortaya çıkan sarhoşluk hali, yani "günlük hayatta yaşanamamış özlemlerin" bilinç altından birden fırlayıp, beyin bariyerini, Freud'çu yaklaşımla da egosunu aşağı doğru delerek ide işlemesi ve bu davranışın çırılçıplak bir şekilde ortaya fırlaması gibi. "ego ne, id ne ya?" diyecek olanlar varsa daha somut anlatımı: "kişinin gündüz çeşitli baskılar nedeniyle yapamadığını sarhoş olunca yapması", bir anlamda gerçek kişiliğinin (o da neyse) ortaya çıkmasıdır. Sözgelimi, bazı kişilerin sarhoş olunca şiddete başvurması veya tam tersine çok mizahperver bir hale gelmesi, bazen sürekli konuşması, bazen tersine dut yutmuş bülbüle dönmesidir.

Bir diğer bakış açısından; bu emanet alınmış (geciktirilmiş) bir empati durumudur. Empati sadece bir beceri değil, aynı zamanda genetik yapımızdan taşınan bir ihtiyaçtır da, karşımızdaki kim olursa olsun ne yapacağı önemlidir, bunu tahmin etmek ise empatinin özüdür, ona göre uyumlu bir davranış sergileriz. Bir doğada yaşamaya devam mekanizmasıdır bu ama günlük hayatımızda kişi kendisini karşısındakinin yerine koymak istese dahi sosyal ortam bunu yapmasına genelde o an izin vermez, çünkü bu, rolünü gevşetir, amaçtan uzaklaştırır. Bu ihtiyaç, müsait olunan bir şekilde, alternatif bir ortam veya anda giderilir. Bir kişi günlük hayatta karşısındaki insanları, belki olduğu gibi değil ama olmasını istediği gibi düşünür ve onların yerine koyar.

Başka bir bakış açısından ise; bu bir sosyal psikoloji konusudur. Sosyal psikolojide "sosyal çevreye uyum" en önemli konulardan biridir ve bu sosyal çevrede ortaya çıkan "Tutum" denilen şey 3 tane "D"nin uyumudur, "Düşünce, Duygu, Davranış". Bunlar kişide birbiri ile çelişirse kişi psikolojik rahatsızlık duyar ve bunu ya bu 3 D'yi aynı yöne hizalayarak, genelde de tezat olan D'nin diğer iki D'ye uydurarak anında değiştirir, ya da bunu bilinç altına atar ve bu bir şekilde, er veya geç, öyle veya böyle ortaya çıkar, genelde de kendine zarar vermeyecek müsait zamanında. Bu üç D kavramını somut bir örnekle ifade edeyim; Sözgelimi kişi hayvanları sevmiyordur (Duygu) ama çevresi nedeniyle seviyormuş gibi yapmaktadır (Davranış), bunun sonucu olarak Hayvanları sevmek mantıklıdır, çevresine açıklayamaz, neden sevmeyelim ki (Düşünce). Er veya geç, bir süre sonra bu kişinin hayvanları içten sevmeye başlamasına doğru diğer (Duygu'nun düşünce ve davranışı izlemesi). Bu durum bu üç D arasında herhangi ikisinin birini çekmesi şekline gelir. Konumuzla ilgili neydi peki, kaybolmayalım... Bir senaryo şöyle, bu farklı şekillerde de gerçekleşebilir; Kişinin duyguları kendisinin dominant olmasında suçlu hissettirmektedir (Duygu), mantıksal olarak da bunun insanlık dışı olduğunu düşünmektedir (Düşünce) ancak pozisyonu gereği bunu gösteremez, dominant kalmalıdır (Davranış). İlk fırsatta Duygu ve düşünce davranışı kendine yaklaştırır ve bunu cinsellik ortamında ifade eder.

Bir diğer yaklaşım ise tamamen teolojiktir (dinsel). Teoloji kişinin dinsel inanç dünyası ile ilgilidir ve aslında bir şekilde "neden-sonuç" ilişkilerini, kişinin dinsel inancı ne olursa olsun (ateist bile olsa) kapsar, eden bulur mekanizması daima vardır. Sözün kısası, dinler insana doğruyu gösterdiği iddiasındadır, diğer insanların alanına girmek "günah" olarak bilinir ve "günah" denilen şey er veya geç cezalandırılır. Bu diyet bugün ödenmezse bir şekilde ödenecektir, bazı dinlerde cennet cehennem mekanizması ile, bazı dinlerde gelecek kuşakların hesabı ödeyecek olması ile, hatta dinsel inanışı reddettiğinde dahi bunun "vicdani veya fiili" cezasını çekecek olmasının baskısı ile. Bu bağışlanma ihtiyacı mekanizması bir şekilde bu dünyada, çok da geç olmadan çalışmalıdır ve herkesin gözünden gizli aşaması cinsellik sırasındadır.



Eğer halen okuyorsanız 😂... "Bir diğer..." diyeceğim tekrar ve çok daha bulurum ben ama aslında çok da farkları yok birbirinden, sadece bakış açısı farklı.

Nedeni her ne olursa olsun, bu durum ya alkol alınca, ya da cinsellik ile ilgili olarak ortaya çıkar, bunun nedeni ise çok basittir, öyle çeşitli değil, hem cinsellik hem de alkol insanı olduğundan farklı bir sosyal havuza koyar, alkol biyolojik olarak, cinsellik ise hem biyolojik olarak hem de mecburi başka bir baskı ile, hormonların baskısı. Bazen de sadece sosyal role ilişkin bir arayıştan ibaret olarak. En basit hali ile cinsellik "hayvanlığınızı ortaya koyacağınız bir ortam" sağlar.

"Bu sene hormonlar iyi kafa yaptı" demek sanırım çok kötü bir espri olmazdı, ne dersiniz?

Bu alışılmışa göre biraz derin oldu sanırım, tamamını okuduğunuz hakkında veya "şundan sonra konudan koptum" gibi bir yorum belirtirseniz sevinirim. Teyit eden veya yok böyle değil, yorumlarınız da benim için önemli.

Tabi bir de sizin tecrübeniz olduysa paylaşmanızdan memnuniyet duyarım, herkesin hayatı, tecrübesi ayrı.



3 Ekim 2026 Cumartesi

Belirsizlik Bir Kusur Değil, Malzemedir!

 İlişkilerimde ne istediğini bilenler daima aslında yanlış öğrenmiş olanlar veya macerayı geçememiş bir çaresizlik içinde kıvrananlar oldu. Ne istediğini tam olarak bilmek, özellikle BDSM ilişkisinde "bayağı BDSM pornosunun aynısını isteyen" kişiler yaratır. Bazı hoş yaratıcılıklara şahit olmuş olsalar bile aslında öğrenecekleri şeylerin sayısını azalmış bulurlar ve bu durum tatminsizlik ile şekillenir.

Bir slave adayım, ki başlayamadan mutlu şekilde bitti, kendisine yapılan ve aslında benim de yaratıcı bulduğum bazı aksiyonlardan söz etmişti. Burada anlatmadan edemeyeceğim. Bir ezeli rekabet futbol karşılaşmasını televizyondan izlerken kendisine rakip takımın forması giydirilmiş ve maçı seyrederken bir yandan da kendisine cinsel her muamele yapılmış, kendi bir açıdan mutlu olmuş tabi ama BDSM'nin dışında bunu sadece bir farntezi olarak yorumlayan bendim sanırım. Benzer şekilde vajinasında bir vibratör ile türk kahvesi yaptırılmış olmasını anlattı, empati kurduğumda bunun nasıl bir aksiyon olduğunu anlayabiliyorum; Eğlenceli bir işkence.

İnsan olmanın doğası gereği bir konuda ilk olmanın bir dezavantaj olduğunu, acemilik taşıdığını, utanılması gerektiğini düşünür insanlar. Aslında tam tersi... Bunun derinliğine gireceğim birazdan (mecazen yani)....



Öncelikle ve öncelikle eğer bir şeyi ilk olarak yapıyorsanız , hayatın her dalında, müthiş bir avantajınız vardır: hata yapma özgürlüğünüz. Bunu özellikle Araştırma-Geliştirme dünyasında yaptığım işlerden bizzat bolca tattım.

Kimse sizi doğrudan suçlamaz, affetmez de ama siz kendinizi her zaman rahat hissedersiniz.

Bir diğeri ise belirsizliğin yarattığı heyecandır, bu heyecanı her şeyin nasıl olup biteceğini bilen biri hiç bir şekilde yaşayamaz.

Ancak ve ancak... İşin en güzel yanı aslında daha önce yapmamış olduğunuz şeyi yapıyor olmanın hissidir, bu bir korku ve endişe içerir ama kendine bir güven de içerir.

Kendinize güvendiğiniz için kendinizi "adam gibi" (aslında "insan gibi" ama seksist anlamın dışında düşününüz) hissedersiniz, hayatta kendinize ait bir şey yapıyorsunuzdur ve bu sizin hayatınızdır. Kontrolü ona bırakmışsınızdır ama bu "ilk" aslında her zaman olmasını istediğiniz şey değil miydi? Yoksa siz zaman içinde "onun içine düşmek" hissinden mahrum mu olacaktınız? Hayatınızda her zaman olan şey değil, yarım yamalak olarak yaşamanın işin tamamını mahvedebileceği bir olguyu hakkıyla yaşama şansının eline bırakmışsınızdır aslında kendinizi. Bu bir mutluluktur.

Siz zannedersiniz ki kontrolü elinde tutan, nam-ı diğer "efendi", her şeyi çok iyi bilir ve uygular. Evet görevi kesinlikle o rolü oynamaktır ama o zaten bu belirsizliğin tadını, her kadının kendine özgü doğası olduğu kabulü ile aslında ilk olarak yaşamaktadır. Kontrol etmeyi bilmek zorundadır, yaşı ve tecrübesi bunu bir üst seviyeye taşır, bu belirsizliğin içinde o da ne olacağını tam bilmemekten nasıl zevk alacağını öğrenmiştir.

Bir sanatçı gibi içinden geleni malzemeye uygun şekilde yapar ve en güzel olanı ortaya çıkarmaya çalışır. 

Yaptığı eserler birbirinin aynı değildir, bu bir sanattır ve malzemeye, BDSM hayatında efendi ve köle arasında gelişen ilişkiye göre bir eser çıkar ortaya.

Çamura şekil veren bir usta gibi malzemesine uygun çalışır, çok sıkarsa güzel bir sonuç çıkmayacağını bilir, çok gevşek bırakırsa şekil veremeyeceğini bilir. Onun çamuru olarak siz onun eline bırakırsınız kendini.

Buradaki teşbihte çok somut bir konu ortadadır ki; eğer siz zaten sertleşmiş ve belirli bir şekil almışsanız o güzel eseri vermek usta için de zorlaşır, çamur için de bir değer oluşturmaz.

Açıkçası itiraf etmeliyim ki tamamen birbirinin aynı iki köle adayım olduysa bunlar kendi doğalarını izleyen kişiler değil, porno endüstrisinin dayattıklarını sergileyenlerdi.

Not: Bu yazıda bahsettiğim yaklaşım şu anki duruşumu da yansıtıyor.

İlgilenenler Güncel sayfasına göz atabilir.




7 Şubat 2026 Cumartesi

BDSM Fast Food

Bu blogu halen takip ediyorsanız muhtemelen siz de benim gibi BDSM ev yemeklerinden hoşlanıyorsunuz demektir. Nasıl oluyor BDSM fast food? Nasıl oluyor BDSM ev yemekleri?

Birileri sizin için hazırlıyorsa, ucuza, MSG destekli (!) olarak çabucak tüketip mutluluk falan boş ver bir sonraki öğüne kadar hemencecik karnınızı doyuruyorsanız o şey fast food ürünüdür. Eğer uğraşıp kendi tarzınızı karıştırıp evde iyi veya kötü yapıyorsanız (ki ustası yeterince kötü yapmıştır, artık kötü yapmaz) o şey evde hazırlanmıştır.

Burada mecaz ayrı bir konu ama kastedilen kapsam çok geniş. Benim kastettiğim şeyler aşağıdakileri içeriyor genel olarak:


  • BDSM ONS (One-Night-Stand)
  • Kısa twitter mesajları ile başlayan tanışmalar
  • Tanışmadan sonra soyunup efendinin karşısına çıkılması, sub'ın başını öne eğip bir efendinin keyfini beklemeyi tekrar hızlıca hatırlaması. Hatırlaması diyorum ama bu zaten bir "olmazsa olmaz", bu nedenle halen öğrenemediyse cezasını çekmeyi öğrenecektir.
  • Daha normal günlük rutindeyken, giyinik, çekingen durumda yeni tanıştığı efendinin beklenmedik bir teması ile içinin hoplaması, derin çekilen bir nefes ve bunu izleyen ani bir ıslanma. Bu kısım aslında vanilya hayata da düştü ama iş BDSM olunca karşı koyamama kesin oluyor tabi, bir süre sonra yerlerde sürünme moduna geçiyor.
  • Başladığı şekilde jet hızıyla bitme ve kendini akşamki nizami yemeği, akşam seansına bırakma.

Eğer her zaman fast food ile beslenirseniz olacak şey bellidir... Evet şişmanlarsınız tabi, nasılını boşverin. Bazen fast food bir öğlen yemeğinin ardından akşam yemeğine gidebilir ve genellikle gider de, mum ışığı altında, mum damlalarının küçük yakışları ve efendinin emrinde geçen bir gece, bazen normal uykularla kapanır sabaha kahvaltı edilir, bazen vanilya ile tatlısı yapılır, bazen de sabaha kadar köleniz emrinize amade, siz keyfinize bakın, o köşede dikilsin sabaha kadar...

Bir de evet... Bir de en alışamadığım fast foodlar var. Herkes birbirini tanır, garip bir örgütsel dilde konuşurlar, birbirlerinde ne aradıklarını bilmezler. Bunlar işte yiyip bir süre sonra doyduğunuz şeyler değil, yemekten bıktığınız şeylerdir.

Özellikle kendi içinde bir community içinde adeta köşelere dükkan kurmuş, eş dost ticaretinde twitter bekçilerinin birbiri ile BDSM'cilik oynadığı hafif atıştırmalıklar, boş işler. Aslında bunlardan bahsedecektim ama dervişin zikri meselesi düşüncelerim yine güzeline kaçtı, kıyamadım kendi BDSM anlayışıma.