Sahiplik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sahiplik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2026 Cuma

Bir Hikaye: Ezberin Ötesi, Bölüm 3

Adam yatakta kadının önüne gelip dikildi, Kadına "Gözlerini aç" dedi, bunu derken bunun bir emir şeklinde olması kadını rahatsız etmedi, tam tersine  memnuniyetini biraz arttırdı. Bu şekilde basitleştirilmesi, işin doğasına uygun şekilde "kaçınılmaz" şeklinde olması onu rahatlatırdı. Belki de bu işin en sevdiği yönüydü, basit, "emreden" ve "itaat eden"...

Gözlerini açtı... Adam "yüzüme bak" dedi, zaten emirden başka bir dil, bir ton kullanmıyordu, karşısındaki kişi onun günlük dilde nasıl konuştuğunu bilemezdi, başka bir şekilde hiç karşılaşmamışlardı. Birbirlerine karşı olan roller kalıcıydı ve bu şekilde olması durumu daha gerçekçi hale getiriyordu.

Adam yüzüne bakıyordu, başını çok da kaldırmadan adama, yukarı doğru gözlerini kaldırarak baktı. Arada bir doğal göz kırpmaları dışında gözlerini ayırmıyordu adamın yüzünden, biliyordu emrin bu olduğunu ve eksiksiz yerine getirilmesi gerektiğini.

Adam sordu, ama sesi soru sorarken bile emir gibiydi, adeta soru değil de hesap soruyordu;

"Gor hikayelerini biliyor musun?"

Evet, biliyordu, "Chronicles of Gor" kitap dizisini okumamıştı ama o kadar çok duymuştu ki, artık biliyordu. Zayıf bir sesle "Evet, biliyorum" dedi. Adam sertlikle ekledi, "Biliyorum, efendim diyeceksin ve duyabileceğim kadar bir sesle söyle, bana cevap mı veriyorsun arkamdan mı söyleniyorsun belli olmuyor"...

Hızlı şekilde düzeltti, "Biliyorum efendim!" dedi kadın. "Daha yüksek sesle..." dedi, bu sefer söylenen şekli yüksekçe sesle aman dileme gibi çıkmıştı. Adam doğal ama kati ifadeler ile anlatmaya başladı:

"O hikayelerde her şey güzel hoş ama insanın hayalgücüne hitap etmeyen de çok şey var, güzel bir fikir ama okuyucuları, izleyicileri tarafından bazı yerlerde adeta mahvedilmiş". Kadın adamın yüzüne bakmaya devam ediyordu, adam devam etti. "Son derece kadim bir hikayenin, kadim unsurlarla anlatımının ortasına günümüz İngilizcesi terimleri sokmuşlar içine, inanamıyorsun. Mesela Nadu, bir emirdir aslında, oldukça da etkileyici bir kelime ama sonrasında 'Wall' ne, 'Collar me' ne? Hele hele 'Inspection' ne???" Biraz durdu, "insanlar porno dünyasına çevirmişler bu güzelim hikayeyi. Yazık, yazık". 

Adam gitti, çantasıdan bir kumaş getirdi, ne olduğu çok belli olmuyordu ama belirli bir kesime sahip, ancak sıradan bir malzemeden kumaştı. Adam kumaşı açınca bunun bir tarafı ortadan boylu boyunca yarılmış, ancak bir ucunda bu parçalar ayrılmamış bir giysi olduğunu gördü kadın. "Bunu hatırlıyor musun?"

"Evet efendim, ama adını şu anda hatırlayamıyorum, köleler giyiyordu". Bu son iki saattir kurduğu en uzun kelimeydi kadının. Bu kadar kontrolsüz uzunlukta olması genellikle bir efendiyi rahatsız edebilirdi ama kadının sesi içinde bulunduğu durumu adeta tarif edercesine, hatta müzik ezgisine benzer şekilde çıkmıştı, adam hiçbir şey demedi bu konuda. Giysinin adını da söylemedi cevaben. "Üzerindeki bira dökülmüş kıyafetleri tamamen çıkart, bunu giyeceksin" dedi.

Emrini unutmamıştı adamın, halen gözlerini adamdan ayırmıyordu. Adamın kendisini seyrediyor olduğu umurundaydı tabi kadının, kadındı sonuçta, ama doğal şekilde devam etmek zorundaydı, üzerindekileri tamamen çıkarttı ve bu kıyafeti giydi, daha doğrusu kumaşı üzerine geçirdi. Adamın ilk cevabı "ters giydin, yarık tarafı önde, birleşik yeri kıçında olacak..." Adam ne kadar rahat demişti, "kıçında" diye, tekrar duymak isterdi bunu tekrar ama bu mesajını adama verebilecek durumda değildi, alabildiği ile yetinecekti. Kıyafeti çıkartıp ters çevirip tekrar giydi,  adamın önünde bunu yapmak çok doğal gelmişti bu sefer, önündeki kuşağını da bağladı. Sanki hastanede ameliyat edilen hastaların giydiği hafif önlüklerden giymiş gibi hissediyordu ama bu kıyafet kendisi için de hoş bir his yaratıyordu. Bu hisse kendi de bir isim bulamamıştı; "değersiz", "kullanılmaya hazır", "çaresiz"... Belki de hepsinden biraz.


Adam "Nadu!" dedi, kadın pozisyonun adı olduğunu biliyordu, biraz önce konuşurken adam ipucu dahi vermişti. Ancak umarım doğru pozisyondu bu. Çok da şanslıydı, adam detaya takılmıştı "avuçların açık şekilde bana bakacak!", evet, doğal bir hareketle avuçlarını dizlerine koymuştu, hemen çevirdi.

Adam "Artık yüzüme bakmak zorunda değilsin, hatta hiç bakmayacaksın", arkasına dolaştı ve çantadan çıkarttığı tasmayı kadının boyuna taktı. "Bu, herhangi bir aksesuar değil, senin için boynunun etrafında değil başın ile bedenin arasındaki ilişkinin bir parçası bir varlığın, bu, burada olduğu sürece bedenin ve ruhun tamamen bana ait olacak, ne dersem koşulsuz olarak ve memnuniyetle yerine getirilecek." dedi adam. Kadın anladığını ifade eder şekilde yüzü yere bakan başını birkaç defa öne salladı.

"Ben tersini söyleyinceye kadar böyle kalacaksın" dedi adam ve içeriye gitti. Adamın ne yaptığı, ne zaman döneceği konusunda hiçbir fikri yoktu kadının. Öyle bekliyordu... Kafasından bir sürü düşünce geçiyordu ama bunlar gittikçe azaldı ve adeta gözleri açık bir uyku haline girdi. Önceleri seslerden adamın ne yaptığı konusunda fikir üretmeye çalışıyordu ama bir süre sonra bundan da vazgeçti, sesleri de duymuyor gibiydi. Adamın özel bir şey yaptığı da yoktu aslında zaten, mutfaktan bir bira daha almış, salonda bilgisayarını çıkarmıştı, sonrasında bilgisayarını açıp doküman türünde bir şeyler yazmaya başlamıştı.

Adamın ne yaptığını tam olarak bilmiyordu kadın ama kendisinin önemsenmemesi üzerine kurulu olduğunu seziyordu, bekleyecekti, ta ki adamın keyfi gelip kendisiyle oynamak için dönene kadar.

(Devam edecek)


23 Ekim 2026 Cuma

Bir Hikaye: Ezberin Ötesi, Bölüm 2

Adam bardağını aldı ve mutfaktan yavaşça çıktı, içeriden yüksek değil, duyabileceği bir sesle, ama kesin bir ifade ile, "beni takip et, buraya gel" dedi.

Bu tanıdık bir ifadeydi ama kadını ilk defa bu kadar heyecanlandırmıştı, şişesini aldı ve adamın peşinden gitti. Adam yatak odasındaki koltuğa oturdu. "Biranı bana ver ve ayakta bekle öylece".

Denileni yaptı. Çok zaman geçmedi, beklediği bir söz gelmişti. "Yatağın kenarına otur ve gözlerini kapat", bu da tamam, oturdu ve bir süre böyle bekledi. Ne kadar beklediğini bilmiyordu, zaman kavramı kalmamıştı, adamın sesini duymuyordu. Bir süre, gerçekten bir süre sonra... adamın, saçını tutup başını arkaya çekmekte olduğunu hissetti, uyum gösterdi, bu ilk temastı. Adamın, yüzünü yüzüne yaklaştırdığını soluğundan hissetti ama dokunmamıştı, burnu ve alnından hissediyordu sıcak soluğunu. Başını serbest bıraktı ellerini de geriye atarak destek aldı.

Adam "ağzını aç" dedi, "biraz rahatsız olacaksın bu yapacağımdan"... Ağzını açtı, açık şekilde beklerken soğuk biradan ağzına döküldüğünü hissetti, boğazına kaçmaması için hiç beklemeden yuttu, ancak yutması sırasında bira yavaş yavaş dökülmeye de devam ediyordu, nefes almamaya dayanamadı ve burnundan almak için önce ağzını kapattı, "ağzın açık gözlerin de kapalı kalacak" dedi  adam ve burnunu sıktı. Bu onun ağzının açılmasına neden oldu. nefes alması için kısa bir süre durdu adam ve o sırada yutkundu kadın ve derin bir nefes aldı.



Nefesten sonra biranın devamını bekledi dökülmesi için ama adam çok ağırdan alıyordu, geç de olsa geldi ağzına o soğuk tat. Yine ağzını kapattığında bu sefer biranın burun deliklerinden dökülmeye başladığını alamadığı nefes ile anladı. Bir refleks ile aksırmaya başladı başını öne eğip. Yüzünden burnuna dolan bira aşağı akıyordu. Derin derin nefes aldı. Adam, "devam ediyoruz" dedi. İtiraz etmeden eski pozisyonunu aldı kadın. Bu sefer de tam anlamıyla öncesinin adeta kopyası oldu, ancak bu sefer aksırmak için o kadar kolay saçını gevşetmedi, kadın kafasını öne çektikçe canını acıtmak istercesine arkaya çekti, ta ki öksürük tamamen zorlaştırıncaya kadar. Nefes almasının ardından adam bir şey demeden kadın kafasını kararlı bir hareketle kendi geriye yatırdı bu sefer, sanki öksürüp tıksıran o değildi biraz önce. Adam bu sefer yavaş yavaş döküp beş altı saniye bekledi, nefes almasına izin verdi, bu hareket uzunca sürdü, tekrarladı, artık uyum içindeydiler. Adam bir süre sonra nefes sonrası kadının bira ile ıslanmış yüzünü dudaklarından diliyle temizledi, kadın bunu beklemiyordu, bir after-care olarak çok hoşuna gitti tabi. Bu ara başından bu yana kadının gözleri hiç açılmamıştı. Başını arkasından tutarak düzleştirdi adam, kadın "gözlerimi açabilir miyim?" dedi. Son derece kararlı "hayır" cevabı ile artık kararların hiç kendisine ait olmadığını derin bir şekilde hissetti.

Biranın tadından, burnuna gözüne kaçmasından hafif bir acıma hissediyordu. Gözleri de yaşarıyor ve yüzündeki maiye karışıyordu, ancak kendini nedense çok hafif ve rahatlamış hissediyordu, ağzı burnu nefesi birbirine girmişti, halen hafif hafif öksürüyordu arada ama artık ona göre her şey yoluna girmişti. Burnundan genzine dolan içeceğin alkolü de etkilemeye başlamıştı aslında...

(Devam edecek)

9 Ekim 2026 Cuma

Madalyonun İki Yüzü Daima Farklıdır!

Bu çok klişe bir ifade, çoğu kişi "Madalyonun Diğer Yüzü" olarak istisnai bir durumu ifade etmek için kullanır ama burada gerçekten de istisna değil artık genelleme haline gelmiş bir durum için kullanacağım.


Şimdiye kadar bir sürü kölem oldu, günlük yaşamında da teslimiyetçi olan veya en azından mütevazi davranan bir kölem olmadı. Hepsi ya o ya bu şekilde, tam dominant olmasa da "güçlü kadın" olarak biliniyor ve kendilerini de böyle tarif ediyorlardı. Kadın... Evet, erkek tarafına hiç girmeyeceğim, çok da farklı değil ama "peki ya sen?" sorularını ancak kişisel yazışmalarda cevaplarım, her şey bedava değil 😉.

Bu konuya daha önceki bazı yazılarımda değinmiştim ama ana konu olarak irdelediğimi  hiç hatırlamıyorum. Bunu kişisel olarak bana sormuş olanlar çok oldu, bazıları, halen takip ediyorlarsa kendilerini bileceklerdir...

Bunun neden böyle olduğu konusunda kaynağını vermeye şimdi uğraşamadan biraz irdeleyeceğim bu yazımda, daha çok sentez olan bazı hipotezlerim var, bunların özgün olduğu konusunda da bir iddiam da yok zaten, bilimsel makale değil bu.

Bunlardan biri; insanın eksik kalan yönünü psikolojik olarak tamamlama ihtiyacı duyması. Yani bir davranış şeklini sürekli olarak uygulamak yorucudur, zıttı olan ihtiyaç bir şekilde kendiliğinden ortaya çıkar. İnsanların aşırı alkol aldıklarında ortaya çıkan sarhoşluk hali, yani "günlük hayatta yaşanamamış özlemlerin" bilinç altından birden fırlayıp, beyin bariyerini, Freud'çu yaklaşımla da egosunu aşağı doğru delerek ide işlemesi ve bu davranışın çırılçıplak bir şekilde ortaya fırlaması gibi. "ego ne, id ne ya?" diyecek olanlar varsa daha somut anlatımı: "kişinin gündüz çeşitli baskılar nedeniyle yapamadığını sarhoş olunca yapması", bir anlamda gerçek kişiliğinin (o da neyse) ortaya çıkmasıdır. Sözgelimi, bazı kişilerin sarhoş olunca şiddete başvurması veya tam tersine çok mizahperver bir hale gelmesi, bazen sürekli konuşması, bazen tersine dut yutmuş bülbüle dönmesidir.

Bir diğer bakış açısından; bu emanet alınmış (geciktirilmiş) bir empati durumudur. Empati sadece bir beceri değil, aynı zamanda genetik yapımızdan taşınan bir ihtiyaçtır da, karşımızdaki kim olursa olsun ne yapacağı önemlidir, bunu tahmin etmek ise empatinin özüdür, ona göre uyumlu bir davranış sergileriz. Bir doğada yaşamaya devam mekanizmasıdır bu ama günlük hayatımızda kişi kendisini karşısındakinin yerine koymak istese dahi sosyal ortam bunu yapmasına genelde o an izin vermez, çünkü bu, rolünü gevşetir, amaçtan uzaklaştırır. Bu ihtiyaç, müsait olunan bir şekilde, alternatif bir ortam veya anda giderilir. Bir kişi günlük hayatta karşısındaki insanları, belki olduğu gibi değil ama olmasını istediği gibi düşünür ve onların yerine koyar.

Başka bir bakış açısından ise; bu bir sosyal psikoloji konusudur. Sosyal psikolojide "sosyal çevreye uyum" en önemli konulardan biridir ve bu sosyal çevrede ortaya çıkan "Tutum" denilen şey 3 tane "D"nin uyumudur, "Düşünce, Duygu, Davranış". Bunlar kişide birbiri ile çelişirse kişi psikolojik rahatsızlık duyar ve bunu ya bu 3 D'yi aynı yöne hizalayarak, genelde de tezat olan D'nin diğer iki D'ye uydurarak anında değiştirir, ya da bunu bilinç altına atar ve bu bir şekilde, er veya geç, öyle veya böyle ortaya çıkar, genelde de kendine zarar vermeyecek müsait zamanında. Bu üç D kavramını somut bir örnekle ifade edeyim; Sözgelimi kişi hayvanları sevmiyordur (Duygu) ama çevresi nedeniyle seviyormuş gibi yapmaktadır (Davranış), bunun sonucu olarak Hayvanları sevmek mantıklıdır, çevresine açıklayamaz, neden sevmeyelim ki (Düşünce). Er veya geç, bir süre sonra bu kişinin hayvanları içten sevmeye başlamasına doğru diğer (Duygu'nun düşünce ve davranışı izlemesi). Bu durum bu üç D arasında herhangi ikisinin birini çekmesi şekline gelir. Konumuzla ilgili neydi peki, kaybolmayalım... Bir senaryo şöyle, bu farklı şekillerde de gerçekleşebilir; Kişinin duyguları kendisinin dominant olmasında suçlu hissettirmektedir (Duygu), mantıksal olarak da bunun insanlık dışı olduğunu düşünmektedir (Düşünce) ancak pozisyonu gereği bunu gösteremez, dominant kalmalıdır (Davranış). İlk fırsatta Duygu ve düşünce davranışı kendine yaklaştırır ve bunu cinsellik ortamında ifade eder.

Bir diğer yaklaşım ise tamamen teolojiktir (dinsel). Teoloji kişinin dinsel inanç dünyası ile ilgilidir ve aslında bir şekilde "neden-sonuç" ilişkilerini, kişinin dinsel inancı ne olursa olsun (ateist bile olsa) kapsar, eden bulur mekanizması daima vardır. Sözün kısası, dinler insana doğruyu gösterdiği iddiasındadır, diğer insanların alanına girmek "günah" olarak bilinir ve "günah" denilen şey er veya geç cezalandırılır. Bu diyet bugün ödenmezse bir şekilde ödenecektir, bazı dinlerde cennet cehennem mekanizması ile, bazı dinlerde gelecek kuşakların hesabı ödeyecek olması ile, hatta dinsel inanışı reddettiğinde dahi bunun "vicdani veya fiili" cezasını çekecek olmasının baskısı ile. Bu bağışlanma ihtiyacı mekanizması bir şekilde bu dünyada, çok da geç olmadan çalışmalıdır ve herkesin gözünden gizli aşaması cinsellik sırasındadır.



Eğer halen okuyorsanız 😂... "Bir diğer..." diyeceğim tekrar ve çok daha bulurum ben ama aslında çok da farkları yok birbirinden, sadece bakış açısı farklı.

Nedeni her ne olursa olsun, bu durum ya alkol alınca, ya da cinsellik ile ilgili olarak ortaya çıkar, bunun nedeni ise çok basittir, öyle çeşitli değil, hem cinsellik hem de alkol insanı olduğundan farklı bir sosyal havuza koyar, alkol biyolojik olarak, cinsellik ise hem biyolojik olarak hem de mecburi başka bir baskı ile, hormonların baskısı. Bazen de sadece sosyal role ilişkin bir arayıştan ibaret olarak. En basit hali ile cinsellik "hayvanlığınızı ortaya koyacağınız bir ortam" sağlar.

"Bu sene hormonlar iyi kafa yaptı" demek sanırım çok kötü bir espri olmazdı, ne dersiniz?

Bu alışılmışa göre biraz derin oldu sanırım, tamamını okuduğunuz hakkında veya "şundan sonra konudan koptum" gibi bir yorum belirtirseniz sevinirim. Teyit eden veya yok böyle değil, yorumlarınız da benim için önemli.

Tabi bir de sizin tecrübeniz olduysa paylaşmanızdan memnuniyet duyarım, herkesin hayatı, tecrübesi ayrı.



3 Ekim 2026 Cumartesi

Belirsizlik Bir Kusur Değil, Malzemedir!

 İlişkilerimde ne istediğini bilenler daima aslında yanlış öğrenmiş olanlar veya macerayı geçememiş bir çaresizlik içinde kıvrananlar oldu. Ne istediğini tam olarak bilmek, özellikle BDSM ilişkisinde "bayağı BDSM pornosunun aynısını isteyen" kişiler yaratır. Bazı hoş yaratıcılıklara şahit olmuş olsalar bile aslında öğrenecekleri şeylerin sayısını azalmış bulurlar ve bu durum tatminsizlik ile şekillenir.

Bir slave adayım, ki başlayamadan mutlu şekilde bitti, kendisine yapılan ve aslında benim de yaratıcı bulduğum bazı aksiyonlardan söz etmişti. Burada anlatmadan edemeyeceğim. Bir ezeli rekabet futbol karşılaşmasını televizyondan izlerken kendisine rakip takımın forması giydirilmiş ve maçı seyrederken bir yandan da kendisine cinsel her muamele yapılmış, kendi bir açıdan mutlu olmuş tabi ama BDSM'nin dışında bunu sadece bir farntezi olarak yorumlayan bendim sanırım. Benzer şekilde vajinasında bir vibratör ile türk kahvesi yaptırılmış olmasını anlattı, empati kurduğumda bunun nasıl bir aksiyon olduğunu anlayabiliyorum; Eğlenceli bir işkence.

İnsan olmanın doğası gereği bir konuda ilk olmanın bir dezavantaj olduğunu, acemilik taşıdığını, utanılması gerektiğini düşünür insanlar. Aslında tam tersi... Bunun derinliğine gireceğim birazdan (mecazen yani)....



Öncelikle ve öncelikle eğer bir şeyi ilk olarak yapıyorsanız , hayatın her dalında, müthiş bir avantajınız vardır: hata yapma özgürlüğünüz. Bunu özellikle Araştırma-Geliştirme dünyasında yaptığım işlerden bizzat bolca tattım.

Kimse sizi doğrudan suçlamaz, affetmez de ama siz kendinizi her zaman rahat hissedersiniz.

Bir diğeri ise belirsizliğin yarattığı heyecandır, bu heyecanı her şeyin nasıl olup biteceğini bilen biri hiç bir şekilde yaşayamaz.

Ancak ve ancak... İşin en güzel yanı aslında daha önce yapmamış olduğunuz şeyi yapıyor olmanın hissidir, bu bir korku ve endişe içerir ama kendine bir güven de içerir.

Kendinize güvendiğiniz için kendinizi "adam gibi" (aslında "insan gibi" ama seksist anlamın dışında düşününüz) hissedersiniz, hayatta kendinize ait bir şey yapıyorsunuzdur ve bu sizin hayatınızdır. Kontrolü ona bırakmışsınızdır ama bu "ilk" aslında her zaman olmasını istediğiniz şey değil miydi? Yoksa siz zaman içinde "onun içine düşmek" hissinden mahrum mu olacaktınız? Hayatınızda her zaman olan şey değil, yarım yamalak olarak yaşamanın işin tamamını mahvedebileceği bir olguyu hakkıyla yaşama şansının eline bırakmışsınızdır aslında kendinizi. Bu bir mutluluktur.

Siz zannedersiniz ki kontrolü elinde tutan, nam-ı diğer "efendi", her şeyi çok iyi bilir ve uygular. Evet görevi kesinlikle o rolü oynamaktır ama o zaten bu belirsizliğin tadını, her kadının kendine özgü doğası olduğu kabulü ile aslında ilk olarak yaşamaktadır. Kontrol etmeyi bilmek zorundadır, yaşı ve tecrübesi bunu bir üst seviyeye taşır, bu belirsizliğin içinde o da ne olacağını tam bilmemekten nasıl zevk alacağını öğrenmiştir.

Bir sanatçı gibi içinden geleni malzemeye uygun şekilde yapar ve en güzel olanı ortaya çıkarmaya çalışır. 

Yaptığı eserler birbirinin aynı değildir, bu bir sanattır ve malzemeye, BDSM hayatında efendi ve köle arasında gelişen ilişkiye göre bir eser çıkar ortaya.

Çamura şekil veren bir usta gibi malzemesine uygun çalışır, çok sıkarsa güzel bir sonuç çıkmayacağını bilir, çok gevşek bırakırsa şekil veremeyeceğini bilir. Onun çamuru olarak siz onun eline bırakırsınız kendini.

Buradaki teşbihte çok somut bir konu ortadadır ki; eğer siz zaten sertleşmiş ve belirli bir şekil almışsanız o güzel eseri vermek usta için de zorlaşır, çamur için de bir değer oluşturmaz.

Açıkçası itiraf etmeliyim ki tamamen birbirinin aynı iki köle adayım olduysa bunlar kendi doğalarını izleyen kişiler değil, porno endüstrisinin dayattıklarını sergileyenlerdi.

Not: Bu yazıda bahsettiğim yaklaşım şu anki duruşumu da yansıtıyor.

İlgilenenler Güncel sayfasına göz atabilir.




10 Eylül 2022 Cumartesi

BDSM Hikayesi: Gün Boyunca - VI - Hava Boşluğu

 Streç filmin nasıl işe yaradığını Sabri iyi biliyordu, ekmek gibiydi, yalnız başına yavan kalıyordu ama renklendirildiğinde inanılmaz olabiliyordu, birkaç streç film numarası daha deneyecekti Yeliz üzerinde.

Yeliz’i yine salonun ortasına aldı, beline streç film ile iki üç tur attı. Bekleyen Kerem’e verdi streç film rulosunu.Kollarını arkasında birleştirilmiş şekilde streçin içinde bırakacak şekilde sarmak üzere Yeliz’i olduğu yerde çevirmeye başladı Sabri.Başı açıkta kalacak şekilde boynunu da kapsayacak şekilde sarıyordu. Öncekilere göre farklılık olacaktı, o da bel altında olacaktı. İki bacağını birlikte değil, ayrı ayrı sarmak üzere Yeliz’i çevirmeyi bırakıp Kerem ile ruloyu Yeliz’in bacak arasından al ver yaparak sardılar iki bacağını ayak bileğine kadar. Dikkatli bir şekilde yere sırt üstü yatırdıktan sonra Yeliz’in iki bacağını iki yana açıp evdeki süpürge sopasını Yeliz’in iki bacağını iki yana açacak şekilde yerleştirdi Sabri. Sopa belinin altından geçip iki ayak bileği hizasına doğru iki yandan uzanıyordu. Bacak arasında bir kişinin yerleşebileceği kadar bir boşluk bırakıp ayak bileklerinden süpürge sopasına sarmaya başladı Sabri. Yeterince gerginleştikten sonra Sabri Yeliz’in bikini bölgesindeki naylon kısmını keserek aldı. Göğüs bombelerini tamamen dışarıda bırakacak şekilde göğüs bölgesindeki naylonu da keserek açtı. Yeliz’in yüzüne borulu bir medikal maske yerleştirdi ve başını da tamamen sardı.Artık nefes alış verişi tamamen borudan oluyordu Yeliz’in. Nefes almasını engellemek için Sabri’nin yapması gereken tek şey hortumun ucunu eliyle kapatmaktı. Yeliz’in esmer saçları tamamen streç filmin altında kalmıştı, bu şekli ile ters bir T harfini andırıyordu. Süpürge sapı tamamen Yeliz’i tutup kendine çekecek bir araç haline gelmişti.Yeliz’i becermek isteyen sapı istediği yüksekliğe getirip girip çıkabilecekti, sapı iki ucundan tutup istenen yere sürükleyerek götürmek de mümkündü.

Sabri Yeliz’in göğüs hizasına yaklaştı ve meme uçları ile oynamaya başladı. Sert ve soğuktular. Parmağı ile birer fiske vurdu ikisine de, Yeliz dar streç sargının içinde hafifçe hareketlendi bu uyarım üzerinde. Bir göğüs ucunda Sabri diğerinde Kerem olmak üzere bu uyarıma daha da hızlanarak ve sertleştirerek devam ettiler. Artık Yeliz hafif hareket etmiyordu, adeta kıvranıyordu streç filmi yırtarcasına ama pek şansı da yoktu yırtıp çıkmak için. Kerem fiske atmaya devam ederken Sabri Yeliz’in bacakları arasında yerini aldı ve girip çıkmaya başladı. Yeliz’in vajinası adeta kasıla kasıla dans ediyordu Sabrinin penisi etrafında. Sabri hortumun ucunu aldı ve Kerem’den durmasını rica etti. Yeliz nefes nefeseydi ama gittikçe sakinleşiyordu. Sabri girip çıkmaya kaldığı yerden devam ederken hortumun ucunu tıkadı. Bir süre havasız idare eden Yeliz, sık nefes alıp verme trendinde olduğu için çok sürmedi. Hortum ve maske refleks ile kasıldı, Sabri hortumu hemen bırakmadı ama bu konudaki zamalamanın ne kadar hayati ve tehlikeli olduğunu biliyordu. Uygun bir zamanda bıraktı ve Yeliz’in göğsü derin derin inip çıkmaya başladı. Kendine geldiğinde hortumu tekrar kapattı, bir yandan da Yeliz’e girip çıkmaya devam ediyordu. 

Birkaç tekrardan sonra Yeliz bir süre sonra bilincini kaybetmişçesine kendini Sabri’ye doğru itiyor ve vaijnal kasları ile sahibinin penisini okşuyordu. 

Bir ara hortumu bıraktığı aralıkta Kerem’in artık fiske atmak falan değil kadının göğüslerini koparırcasına çekiştirerek sıkmakta olduğunu gördü. Sabri Kerem’i de yola getirmiş olduğunu düşündü. Kerem’i kendi yerine davet ederek Yeliz’i becermeye devam etmesini istedi. Yavaşça kadının başındaki streçli bölgeyi açtı maskeyi aldı, Yeliz yüzünde maskenin izi ile tamamen su içinde kalmıştı, sahibine yarı yalvaran yarı müteşekkir gözlerle bakıyordu.

Sabri yüzüne kulağını yaklaştırdı, “Efendim çok yoruldum ama sizi halen istiyorum, çook istiyorum sahibimmm” dedi. Sabri kendi meme ucunu kadının ağzına yaklaştırdı, Yeliz önce dili ile erişebildiği bu nimete daha da yaklaşınca dudakları ve dişleri ile katıldı, adeta saldırırcasına yalamaya emmeye başladı. Sabri de kadının meme başlarını olanca gücüyle sıkıyor, alttan Kerem becermeye devam ediyordu. Sabri penisini kadının ağzına yaklaştırdı ve yalayıp emmesine izin verdi. Dibine doğru yavaşça birkaç giriş çıkış yaptı. Esmer saçlarından sıkı sıkı tutmuştu Sabri Yeliz’in. Ağzına boşaldı, Yeliz son damlasına kadar yuttu, emmeye devam ederek penisin içini de temizledi.

Yer yer streç filmler açılmış, toplanmıştı bu kadar aksiyonun içinde. Sabri dikkatli bir şekilde maket bıçağı ile streç filmleri keserek Yeliz’i serbest bıraktı.

Sabri Yeliz’e yatağı gösterdi, bu bir izindi, Yeliz yatağa gidip uzandı ve yorgunluktan uyudu kaldı. Uyurken birkaç defa daha becerildi, garip ama Yeliz’in bir becerisiydi bu. Uyandığında sahibi ve Kerem giyinmiş onu bekliyorlardı. O da giyindi, evi toparlayıp çıktılar.


FİN...... KAÇIRDIYSANIZ ÖNCEKİ BÖLÜMLERİ BURADAN OKUYUN...


9 Eylül 2022 Cuma

BDSM Hikayesi: Gün Boyunca - V - Yeliz İle Banyoda Kahvaltı

 Sabri geldiğinde Kerem boşalmış ve koltuğa oturmuştu dinlenmek için. Sabri Yeliz’i ayağa kaldırıp dengesini bulmasını sağladı. Mutfağa kadar gidip birasını almasını söyledi. Hafif bir yalpalamanın ardından mutfağa gitti Yeliz. Bu, Yeliz’in biraz kendine gelmesini sağladı, zaten bu nedenle böyle istenmişti kendisinden.Sabri çantadan çıkardığı  streç filmin ucunu bulmaya çalışıyordu Yeliz döndüğünde, inat etmişti ne Yeliz’den istiyordu bunu yapmasını ne de Kerem’den. Ucunu bulduğunda katlayarak ayırdı ve Yeliz’i tasmasından salonun geniş bir yerine götürdü. Kerem’den gelmesini rica etti. Çıplak olan Yeliz’in belinin etrafından çevirdi iki tur streç filmi. Kerem’den tutmasını rica etti ve Yeliz’i kendi etrafında yavaşça dönmesi için hareketlendirdi. Kollarını iki yana açtı Yeliz’in, tıpkı turnet tahtasındaki kili şekillendiriyordu. Bir yandan da sıkılığını ayarlıyordu streç filmin.

Belinin etrafı dört beş tur sarıldıktan sonra Sabri eline ketçap tüpünü aldı, sarılmış olan yerin içine sokup sıktı. Ardından döndürmeye devam etti. Yeliz’in kollarını indirdi ve çevirmeye devam etti. Ketçap’ın yerini mayonez aldı. Streç filmin içine sıra sıra yumurta içi, çikolata sosu, nar ekşisi, zeytinyağı, beyaz peynir, toz şeker, jöle, puding, pişmiş spagetti makarna ne bulursa dolduruyordu Sabri. Kerem şaşkınlıkla izliyor ve bir anlam veremiyordu bunun neden yapıldığına, Sabri’nin daha önceden yaptığı hazırlık gözünden kaçmamıştı. “Abi bu kadar malzemeyi nereden buldun” diye sorabildi ancak. Sabri bunları doldururken dışarı taşmamasına streç fimin içinde kalmasına özen gösteriyordu. Dizlerineden boynuna kadar sarılmıştı Yeliz. Kerem’in de desteği ile banyoya götürüp dizerini de sarıp küvete yatırdılar. Sabri en son kafasına makarna boşalttı, üzerine de puding ve bal döktü. Öylece orada bıraktılar ve ışığı da üzerine kapattılar. Salona geçip oturdular ve konuşmaya başladılar. Sabri; “Bundan nasıl zevk aldığımı düşünüyor olmalısın” dedi. Kerem bozuntuya vermeden “yok işte çöpümüz oldu artık kadın, diğer çöplerle karıştırıp dışarıdaki konteynere de bırakalım akşam çıkarken” dedi. Sabri güldü, “bu öyle değil, dediğin özellikle Yeliz için kendinden geçirici olabilirdi ama bunu o hoşlandığı için yapıyorum. O streçlerin içinde nasıl bir zevk alıyor biliyor musun şimdi?, alkol uyuşturucu falan hiç bir şey veremez o hazzı ona, benim açımdan güzelliği şu ki tam istediğim kıvama getiriyor onu, tabi ayrıca böyle savunmasız ve değersiz olması da etkiliyor bir miktar.”.

Yeliz marine olup kalmasın diye banyoya gittiler ve maket bıçağı ile “pisliği” üzerindeki naylondan kurtardılar. Sabri gelen çişinin kokusunu bu karışmış kokulara kattı. Kerem ağzına gelen tükürüğünü bir kaç defa Yeliz’in yüzüne tükürerek bu çorbada tuzum olsun dedi. Kalan malzemeleri de küvete Yeliz’in üzerine boşalttılar ve çıkarken bu sefer ışığı ve kapıyı açık bıraktılar.

On dakika kadar sonra Sabri yalnız başına banyoya gitti, alçak ama sert bir sesle, “Mutlu musun canım?” dedi. “Deliriyorum” dedi kısık sesiyle Yeliz, “Keşke saatlerce böyle kalsam, hiç azalmaz”.

“Ama sonu geldi, seni yıkayacağız.” dedi Sabri ve küvetin deliğinden geçemeyecek şeyleri (Yeliz’in kendisi hariç) kaba olarak temizleyip bir poşete doldurdu. “Yıkanacaksın ve başka şekilde devam edeceğiz.”.

Yeliz o kadar yıkanmasına köpük köpük şampuanlanmasına rağmen halen garip bir yiyecek kokusu çıkıyordu teninden. Kötü bir koku da değildi ama işin garibi.

Salona geldiğinde Kerem bir kez daha geçti Yeliz’in üzerinden. Kerem devam ederken Yeliz becerildiği yerde Sabri’ye dönüp “sahibim, keşke o getirdiğiniz hayali gençler şimdi burada olsalar da sırayla beni…” dedi. Kerem bir anlam veremedi, Sabri kısaca gülümsedi, tam tavına gelmişti Yeliz.

  DEVAMI BURADA


3 Eylül 2022 Cumartesi

BDSM Hikayesi: Gün Boyunca - IV - Bana Ne Oldu Sahibim?

 İçerisi bomboştu… Yanında bulunan sahibi dışında kimse yoktu odada… Mutfaktan bir bira kutusunun fısıltılı açılış sesi geldi sadece. “Nereye gittiler sahibim?” dedi, bir kedinin miyavlaması gibi çıkmıştı sesi… Sonra durumu anladı ve “Sahibimmmmm” dedi Yeliz… Sırt üstü düştü ve yarı baygın kaldı.



Ayılana kadar olan kısmı bilmiyordu, Sabri tansiyonuna, nabzına bakmıştı bu sürede, hatta ipleri bile çözülmüştü. Halat göğüslerinde iz bırakmıştı biraz, teni halen soğuktu.

Ayılır ayılmaz, Yanında duran Sabri yanına uzandı ve Yeliz’e sarıldı, Yeliz de kollarını ve bacaklarını Sabri’ye doladı bir süre o şekilde kaldılar. Yeliz masada oturan kişiyi fark etti, bu kişiyi tanıyordu… O Kerem’di ve Sabri’nin gözüyle yaptığı davetle yanlarına geldi Sabri kalktı ve bu sefer Kerem Yeliz’in bedenine sarıldı. Sabri Yeliz’in ağzını ve burnunu kapatarak kanındaki karbondioksit miktarını yükseltti, Yeliz tekrar sikilmeye hazırdı. Yeliz’i Kerem’in altında gidip gelinir şekilde bırakarak içeri birasını almaya gitti Sabri.

2 Eylül 2022 Cuma

BDSM Hikayesi: Gün Boyunca - III - Eğitim Candır, Tecrübe Heyecandır

Sabri yataktan inip doğruldu, biraz bekledi. Evde Yeliz’in göremediği bir şeyler oluyordu. Sonrasında dış kapının açıldığını duydu hava cereyanından ve seslerden kapının öncekilne göre daha uzun bir süre açık kaldığını hissetti Yeliz.

Sabri’nin uzaktan sesi geldi, kendisine demediği açıktı. Birilerine konuşuyordu ama net şekilde anlaşılır bir konuşmaydı.

Genç arkadaşlarım…, bugün sizi biraz farklı bir tecrübe bekliyor, biliyorum zaten bunun için buraya toplandınız. Hepiniz medeni arkadaşlarsınız. Sizden birkaç ricam var.

Öncelikle lütfen sizlere belirlediğim sıraya uyun ve sizden önceki arkadaşlarınızın hakkına saygı gösterin. Öncesinde prezervatifinizi kontrol edin, bu konuda bu abiniz size yardımcı olacak. Boşaldığınızda lütfen yerinizi sıradaki diğer arkadaşınıza bırakın, arzu ederseniz tekrar sıraya girip kaç parti istiyorsanız o kadarını atabilirsiniz. Aynı prezervatifi tekrar kullanmayın, yenisini alın takın. Anal ve oral olarak girmeyeceksiniz, umarım doğru deliği biliyorsunuzdur (hafif gülümseyerek). Memelerini sıkıp meme başları ile oynayabilir yalayabilirsiniz.

Yeliz donup kalmıştı, hafif bir titreme bir korku hissediyordu.

Burada sizin için eğitici olacak Yeliz ablanızın kendi tercihi BDSM’dir ve kendi isteği ile burada bulunmaktadır. Kendisi saygıdeğer bir insandır, kerhane köşesindeki bir orospu değildir. Burada bulunmasından benim emrim dışımda başkaca bir menfaati bulunmamaktadır, ancak şu andaki durumu ceza alıyor olma durumudur, yapacaklarınızdan doğrudan zevk almayacağını hesaba katın.

Kendisinden bahsedilmişti… Pür dikkat dinliyordu…

Her şeyden önemlisi, bundan sonra yaşayacağınız ilişkilerinizde BDSM aramayın, kız arkadaşlarınıza sevecen, kibar ve anlayışlı davranın, burada yapacağınızı sadece fiziksel bir eğitim faaliyeti olarak görünüz, burada bu konuda kendini yönlendirmiş bir kadın bulunuyor, kız arkadaşlarınıza aynı şeyi böyle yapmaya çalışırsanız ya tokat yersiniz ya da terk edilirsiniz. Onlara ılımlı sevecek ve sabırlı yaklaşın, böyle Yeliz’e dalar gibi haşır huşur dalmayın.

Hah, kendisinin güya orospu olmadığı söyleniyordu ama “haşır huşur dalınacak” bir araç olarak gösteriliyordu, kaşarlığı tuttu burada ama sesini çıkaramazdı tabi. Sabri konuşmasına devam etti.

Önce ben gireceğim dikkatli izleyin. Sonra sıra ile hepini
z aynı şekilde sikeceksiniz. Sabri Yeliz’e yaklaştı, buz gibiydi Yeliz’in bedeni, ter olmuştu. Girip çıkmaya başladı. Yüzünü Yeliz’in yüzüne yaklaştırdı. Yeliz fısıldıyordu: “Sahibim lütfen yapmayın, ne istiyorsanız yaparım size, ama bunu kaldıramam… Lütfennn… Lütfeeeennn…”, suratında tokat patladı Yeliz’in “Bari kaç kişi var onu söyleyin, esirgemeyin benden…”...


Sabri Yeliz’in etinden çıktı, “Peki kendin gör gençleri” dedi… Poposunun üzerinde doğrulmasını sağladı Yeliz’in ve gözlerindeki bağı açtı.

  DEVAMI BURADADIR

30 Ağustos 2022 Salı

BDSM Hikayesi: Gün Boyunca - II - Bir, İki, İkibuçuuk

Sabri kalktı, Yeliz sahibinin altında ne kadar süre geçmiş olduğunu bilemiyordu, sahibi tarafından sırtüstü çevrildi ve göğüslerindeki bağlar düzeltilip tekrar sıkıştırıldı. Ayak bileklerine aynı halattan birer volta sarıldığını hissetti Yeliz ve diz altlarından yatağın başına doğru gerildiğini hissetti. Ters dönmüş bir kurbağa gibi duruyordu yatakta, hareketi neredeyse mümkün değildi. Başı yatağın başına çok yakın değildi ama ipler yeterince geriyordu bacaklarını, dizlerinden aşağı yatağın altına doğru gerildiğini de hissetti, dizlerini ileride de tutamıyordu, bütün vajinası hizmete açık şekilde, sümük sümük bekliyordu.

Bu hali ile bir erkeğin kendisini gelip becermemesi mümkün değildi. Sabri prezervatifini taktı ve beş on dakika Yeliz’i becerdi. Bu sürede Yeliz’in ağzını ve burnunu kapatıp nefes almasını sınırlayıp daha da azmasını sağlıyordu. Bir süre sonra Sabri durdu ve yataktan kalktı.

Sabri yataktan uzaklaştı. Yeliz ayak seslerini duyuyordu zemindeki, bir süre sonra dış kapı açıldı ve tekrar kapandı. Sahibi çıkıp gitmiş miydi?

Hayır… Tekrar kendisine yürüdüğünü hissetti Yeliz sahibinin, yalnız… Yalnız, Sabri yalnız değildi, kaç kişi olduğunu bilmiyordu Yeliz odada, kimse konuşmuyordu, sahibi dahil. 


“Sahibim” dedi, “burada mısınız?” cevabını alamadı ama baş kısmında yatak ile başı arasındaki boşlukta bir beden ve ardından da dudaklarına sürülen bir penis hissetti. “Bu kimin bakalım bilecek misin?” diye kararlı bir ses işitti, evet bu sahibiydi… “dişlerin sikime değmeyecek…”. Yeliz’in başını arkaya çekip ağzının kendisine bakmasını sağladı Sabri, Yeliz görevini icra etmeye başlamıştı. Dişlerini efendisine değdirmemek için çaba harcıyordu sürekli, zira zaten ağzına zor sığıyordu, dudakları arasında boşluk bile kalmıyordu.

Bir süre sonra bacaklarının arasında ikinci kişi hissetti Yeliz. Evet… Bir kişi daha vardı, erkekti ve şu anda sahibi ağzına girip çıkarken o kişi de ıslanmış olan vajinasından ritmik şekilde yara yara çalışıyordu. Kişi gittikçe hızlandı ve sonra dışarıda kaldı, üzerine uzanmış memelerini sıkıştırıyor meme başlarını emiyordu. Göğüsleri hemen hemen morarmıştı, yumuşaklıktan eser yoktu. O artık her kimse prezervatifine boşalmıştı…

“Acaba sahibim beni becermeye devam eder mi?” diye düşünürken içinde yine biri girdi, Sabri halen ağzında olduğuna göre… Sadece bir kişi getirmemişti sahibi. Aynı kişi de değildi, bu biraz daha hafifti ve daha acemice girip çıkıyordu. Kısa da sürdü… Yeliz anlamıştı, genç ve bakir bir delikanlının ilk tecrübesi, seks materyali olmuştu kendisi.

Bir an, “acaba kaç kişiye malzeme olacağım daha?” diye düşünüyordu ki sahibinin siki ağzında dişine dokundu… Sahibinin siki ağzından çekildi… Yeliz “lütfennnn sahibimmm, istemeden oldu, çok şaşkındım, lütfen bana acıyınnn” dedi. Sahibi bekledi, Yeliz şunu eklemeyi tercih etti “Sahibimmmm, lütfen, bana her istediğinizi yapmaya hakkınız var, kendimi insafınıza bırakıyorum”...

 DEVAMI BURADADIR

29 Ağustos 2022 Pazartesi

BDSM Hikayesi: Gün Boyunca - I - Isınma Turu

O gün biraz farklı yaşanacaktı. Yeliz bundan haberdardı, hatta farklılığın ne olacağı konusunda bilgisi vardı ama nasıl olacağı hakkında en ufak fikri bile yoktu.


Kölelerinin Sabri’ye rutin hitap şekli “efendim” olduğu halde köleleri arasında sadece Yeliz “sahibim” diye hitap ederdi. Yeliz sahibi ile buluştu, sahibi onu arabasında bekliyordu, arabaya bindiler ve kısa konuşmalar ile eve kadar gittiler. Önde Sabri arkada Yeliz asansöre girip çıktılar ve kapıdan da bu şekilde geçtiler. İçeri girdiklerinde Yeliz kendisine gösterilen köşeye gidip sırtını duvara yasladı ve gözlerini ileri dikip beklemeye başladı. Üzerinde günlük giysileri vardı. Fazla zaman kaybetmeden boynuna tasması bağlandı Yeliz’in. Bu sefer gözleri de bağlandı… Sabri saçlarından başının arkasını aşağı çekerek yüzünün yukarıda hafif açılı şekilde yukarı bakmasını sağladı… Böyle kalacaksın… dedi.

Yeliz biraz bekleyeceğini biliyordu önceki tecrübelerinden, sahibi muhtemelen evi bir gezecek, o gün neler yapacaklarını kurgulayacaktı.

O gün çok kısa bekledi ve garip, hiç yapmadığı  bir şey yaptı sahibi. Yeliz’in dudaklarına dudakları ile yapıştı ve bedenini kolları ile sarıp sıkmaya başladı, nefes almasına bile izin vermiyordu, Yeliz’in burnundan nefes aldığını yüzünde hissediyordu. Hareketsiz, kolları aşağı başı hafif yukarı bakar şekilde bekledi Yeliz. Sahibinin elleri önce göğüslerini sıkıştırdı sütyeninin üzerinden. Sütyeni canını yakmıştı arada kaldığından. Sabri halen dudaklarındaydı, aralarında bayağı boy farkı olduğundan Yeliz’in yüzü halen yukarı bakar durumdaydı. Sabri yavaşça belinden aşağı kaydırdı ellerini ve kalçalarına yine giysisinin üzerinden elleri ile kaba kuvveti ile sıktı ve sıkılı tuttu, gittikçe daha fazla sıkıştıracak şekilde arttırdı şiddetini, Yeliz’in dudaklarını bırakmış yüzüne bakıyordu, yüzünde bir acı belirtisi arıyordu ve tabi sonunda buldu.

Elini ön tarafından külotuna soktu ve aşağı doğru kaydırdı, ıslaklığını bilmek istiyordu. Her zamanki gibi sümüksü jeli ile vıcık vıcık olduğunu anladı, aslında bu kadar çabuk ıslanmış olmayabileceğini düşünüyordu ama yanılmıştı. Yeliz’in külotunu giysisi ile birlikte aşağı çekti ve elini Yeliz’in külotuna silerek kuruladı. Yeliz’in sutyen ve giysisinin üst kısmını da çıkardı Sabri.

Tasmasının ense kısmından tutarak yatağa kadar önünde yürüterek götürdü ve yüz üstü yatağa iterek bıraktı Sabri, Yeliz nereye düştüğünü görmüyordu. Yeliz’in ellerini  ısırıcı tipteki halat ile dirsekten aşağı kısımları arkasında üst üste gelecek şekilde arkadan bağlayıp sırtından önüne geçirdi ve göğüslerinin etrafından tur atarak sıkıştırdı sutyen bağı gibi arkasına geçirip arkada bağladı. Sabri sıkabileceği kadar sıktı ama daha fazla sıkabilmek, boşluğunu alabilmek için hem önde hem arkada iki kalemle çevirip sıkıştırdı, onları da geriye açılması diye mandalla sabitledi. 

Aslında sahibi yatak muhabbetini fazla vanilya bulurdu, bu da garipti, ipler olmasa Sabri’nin vanilya moduna girmiş olduğunu düşünecekti Yeliz. Ağzının ve burnunun herhangi bir bilgi verilmeden kapatıldığını hissetti, hava alamıyordu ama bunu biliyor ve seviyordu. Defalarca bu şekilde zevkten çıldırmış bir şekilde hizmet etmişti sahibine. Yine mükemmeldi Sabri’nin zamanlaması, nefes tutma ve bırakma şeklinde birkaç defa tekrarladı bunu. Nefes nefese kalmıştı Yeliz, bir yenisinin daha gelip gelmeyeceğini bilmeden bekliyordu. Sabri'nin elini önce vajinasında sonra da kaygan şekilde analında gezerken hissetti. İçine parmak girmesi korkutuyordu ve anal seks için yeterince açılamıyordu Yeliz, ancak Sabri’nin parmağını alabilecek kadar yeri vardı kıçında yine de. Bir süre sonra arka deliğini iki parmağın zorladığını hissediyordu. Bir parmak da önünde aynı anda girip çıkıyor ve içerideyken parmaklar birleştiriyordu. Bu pek hoşuna gitmiyordu ama bunu önemsemeyecek kadar uyarılmıştı, sahibinin sevdiği bir şeye bu kadar da katlanması normaldi, Sabri bazen sınırları bir şekilde zorlamayı severdi. Çoğu kölesi için umursamayacakları bu eylem nedense Yeliz için zordu, sanırım ilk ilişkileri hatta çocukluğu ile ilgili bir konuydu.

Yeliz’i yüzüstü yatar şekilde bıraktı öylece Sabri biraz. İpler memelerini ısırıyordu Yeliz’in, bunu daha önce pek hissetmemişti. Bunu özellikle Sabri tamamen üzerine yatınca daha da hissetmeye başladı. Sabri Yeliz’in üzerinde bütün ağırlığı ile uzanmış, altındaki Yeliz yatağa gömülmüşken elleri ile bir şeyler yazıyordu cep telefonuna Sabri.

DEVAMI BURADADIR

18 Mayıs 2022 Çarşamba

Kızımız Pelin için Kadın Efendi Arıyoruz

Uzunca bir süredir bana hizmet eden Pelin'in (beni her zaman ebedi bir efendi olarak görmekle beraber) bir süredir kadın bir dominant tarafından domine edilmesi özlemi içinde olması beni aslında benim pek de ilgimin olmadığı bir arayışa itti. Aslında nedendir diye düşünüyorum, yani neden kendisine bu konuda destek olmaya çalışıyorum? Bir borç hissettiğim için değil muhtemelen, sanırım saha çok onu tanıdığım için. Yıllardır beraber olduğum kölelerim için de bu şekilde düşünürdüm aslında.  Domine edilmenin cinsel yönünün yanında psikolojik yönünün ağır bastığı durumlarda aslında "aradığını bulmanın" daima fazlası, değişik olanı istenir. İşte Pelin de bu yönde.

Köleyi tescil ettikten sonra ona pet, ev hayvanı muamelesi yapmak, evet bir kadın dominantın bunu yapmak istemesi bana nedense daha olası geliyor. İlk düşünüşte daha çok bunu bir erkeğe yapmak istemesi daha doğal geliyor ve evet, diğer psikolojik eziyetleri de öyle.... Pelin de özellikle aşağılanma ve küçük düşürülme isteği oldukça baskın. Hayal gücünüze kalmış yapabilecekleriniz, bir de üzerinde anlaşabilecek limitlere. Bir kadın bu konuda daha kolay empati yapabilir diye düşünüyorum.

Ancak gerçekten bilemiyorum ki bir kadının kendisine kadın efendi istemesi kadar bir kadının kendisine kadın köle istemesi de rastlanılabilir bir şey midir? Benim alanıma pek kadın dominant girmediği için, giren de benim alanım dışında erkek köle istediği için öylesine kültürel :-) sohbetler ile geçmiş yazışmalar halinde oldu.


Bir erkek işin içinde olmadan bunu yapabilecek zevkte birini arıyoruz kendisine sözün kısası. Ben bir yerden sonra (tanışma ve köle edinme faslını takiben) işin içinden tamamen çıkarım. Pek çok pet sahibinin pet edindirme ilanlarında olduğu gibi takipli falan da olabilir, sıkıntısı olursa zaten eski evine dönecek kadar sadıktır kendisi. Bir köpek gibi mi desem, kedi gibi mi desem, işte bildiğiniz hali ile.

Bu ara resimler sembolik, Pelin değil onlar :-) İlgileniyorsanız ve ona iyi bakabilecekseniz bana sabri.yilar@gmail.com adresinden erişebilirsiniz.




7 Şubat 2021 Pazar

Köle ve Teslimiyetçi Farkı (Slave vs Sub) II

Bu yazı bir önceki "Köle ve Teslimiyetçi Farkı (Slave vs Sub) I" yazısının devamıdır.

Öte yandan teslimiyetçi kişiler, yani ihtiyaçları ve arzuları olanlar olacaktır. (“Arzu” ve “ihtiyaç” arasında fark görmekteyim. Arzu, benim için lüks bir kelime, bir özlem kelimesi, “çikolata arzusu”nda olduğu gibi. Hiç kimsenin yemek "arzulamakta olduğunu" duymadım, ama yemek ihtiyaçları vardır. Teslimiyetçi ne kadar sunmaya ihtiyaç duyarsa (sadece arzu etmek yerine), ölçekte o kadar fazla ileride olur, köleliğe o kadar yaklaşır.

Son cümlemin son ifadesini oldukça bilinçli seçtim: “Köleliğe o kadar yaklaşır”, gerçek bir kölelik yoktur ve bu ülkede var olamaz (Ç.N. Yazar ülke için ABD'yi belirtmemekle birlikte, bunun bizim ülkemizde de geçerli olduğunu düşünüyorum, bütünlüğü bozmamak için yazarın dilinden devam edeceğim).

Bir birey köleliği akla gelebilecek her şekilde kabul etse bile, Birleşik Devletler'de köleliği, rızaya dayalı veya başka türlü geçerli bir statü olarak tanıyan bir mahkeme yoktur. Bir köle bir gün köle olmayı bırakmaya karar verirse, onlarca noter onaylı belge imzalamış ve sahibinin adını kıçlarına markalamış olsalar bile onları kölelik durumlarına geri dönmeye zorlamak için yasal bir yol yoktur. Eğer ayrılmak bir seçenekse, bu gerçekten bir “kölelik” midir? Yaşam tarzında kölelik dediğimiz şey, "gerçek" ihtiyaçlar tarafından meydana getirilse ve kontrol ve itaat altında 7/24 yaşansa bile, aslında özenle hazırlanmış ve sürdürülen bir fantezidir.

Aşırı duyarlı olduğumu veya insanların her zaman (gerçekten her zaman) düşünebildiği gibi abartılı olduğumu düşünüyorsanız her tespitimizde, ne kadar geniş ve kapsamlı olmaya çalışırsam çalışayım tartışacak bir şeyler bulabilirsiniz. Bundan dolayı önceki paragrafımla ters düşen birilerinin var olduğunu açıkça belirtebilirim. Neden? Çünkü köleliğin bu ülkede (Ç.N. yazar ABD'yi kastediyor) olmadığını ve olamayacağını söyledim . Bana yasadışı ücretler ile çalıştırılan yasadışı göçmenlerle ilgili (ki köle olarak tutuluyorlar), şantaj, şiddet, sahtekarlık ve aldatma suçları gibi yasadışı koşullarda çeşitli makalelere bağlantılar gönderildi. Saygılı bir şekilde, bu tür şeyler olsa da, hala yasadışı olduklarını ve bu ülkenin yasaları veya hükümeti tarafından onaylanmadığını belirtmekteyim.

Kayan ölçek teorisi, ancak siz teslimiyetçiliğin ve dominantlığın "ölçülerini" öznel değil de nesnel bir biçimde ifade etmeye çalışana kadar geçerlidir.

Bir kıstas bir zamanda bir yerde birilerinin kararlaştırdığı ve ifade ettiği ortak bir ölçüt, tıpkı “inç” (Ç.N. ölçü birimi), gibi başkaları tarafından da benimsenir. Ancak yaşam tarzımızın karşılaştırılabilir bir ölçüsü - inç, santimetre, fit veya yarda yoktur.

Bir keresinde efendime, sosyal hizmet uzmanlarının sahada bu durum ile karşılaştıklarında çocuklarını alıkoymamaları umuduyla sadomazoşizm ve eylemleri (yazar kink ifadesini kullanıyor) temeli konusunda bilgilendirmek üzere üniversitede bir sunum hazırlamasına yardım ettim. (Ç.N. ABD'nde bu uzmanlar çocukları aileden alıkoyup devlet himayesine teslim etmeye memurdurlar). Bu çalışmada cinsel ifadenin “geniş spektrumunu” temsil etmek için doğrusal bir ölçek kullanmayı denedik.

PowerPoint sunusunda, bir ucunda "mutlak bekârlık" yazan tatlı küçük bir rahibe resmi kullandım. Diğer tarafa, tamamen deri ve zincirlerle süslenmiş, binici kırbacı sallayan, gösterişli bir adamın fotoğrafını yerleştirdim. Sonra, ikisi arasındaki davranışları ortaya koymaya başladık. Rahibeden sonra "mastürbasyon", ardından "ağır sevişme" ve "oral seks", ardından "ışıklar kapalı şekilde heteroseksüel misyoner pozisyonu" koydum. "Ama herkes tipik ilişkiden önce oral seks yapmaz," dedi efendim, Neden oraya koydun? (Ç.N. Yazıyı okurken benim de aklıma ilk gelen buydu).

"Bill Clinton" dedim kuru bir şekilde, "Bugün bir yerde okudum ki, çoğu genç bir saksofon işinin seks yapmak olduğunu bile düşünmüyor."

Ve... eklediğimiz her cinsel aktivite veya eğilimle daha da sorunlu olmaya devam etti. Anal seks mi? Bunu "tüm Kama Sutra'nın keşfinden" önce mi yoksa sonra mı koydunuz?

Kanlı dayak yemeyi kabul edebilen bazı SM kadınları tanıyorum, ancak kocalarıyla bile anal yapmıyorlar. Gey ve lezbiyen yönelimleri göz önünde bulundurursanız, anal seks, oral seks, yumruk sokma ve yapay penis kullanımı sıralaması “normal” bir heteroseksüelin sıralayabileceğinden farklı olacaktır.

Herhangi bir davranışın diğerinden daha "aşırı" veya "normal" olduğunu ima ederseniz, SM veya eş paylaşanlardan oluşan iki grubu da kızdırmadan yapamazsınız. Çünkü çoğu eş değiştiren, SM'lerin hasta ve sapkın olduğunu düşünürken, Deri Yaşam Tarzı'ndaki pek çok kişi hala tek eşliliği "dürüstlük" için altın standart olarak tutuyor.

Sonunda, cinsel davranışların doğrusal bir çizelgesinin en geniş genellemeden başka bir şey olamayacağını, kelimenin tam anlamla alınamayacağını kabul ettik, çünkü her bir etkinliğin çizelgedeki sıralaması dünyadaki her bir kişi için potansiyel olarak farklıdır. Bir kişiye “müstehcen” olan şey, bir başkası için “normaldir”. Dominantlar ve itaatkarlar için bir ölçek oluşturma girişimlerimdeki ile tamamen aynı sorun.

Ölçeğin uç noktalarını genelleştirebilirsiniz, ancak aradaki dereceleri ölçmenin bir yolu yoktur çünkü yaşam tarzındaki her bir kişi kendi ölçütlerine göre ölçüm yapmaktadır. Bir kişinin santimi, başka bir kişinin milidir.

(Ç.N. Bu yazıya önceki bölümden geldiği üzere sonraki bir bölüm ile devam etmeyi planlıyorum, aslı oldukça uzun).

Bu yazıyı https://www.katekinsey.com/the-difference-between-a-slave-and-a-submissive.html sitesinden yazarın Türkçe'ye tercüme iznini alarak yayınlıyorum.

18 Haziran 2020 Perşembe

Köle ve Teslimiyetçi Farkı (Slave vs Sub) I

Çoğumuzun kafasını karıştıran bir konudur köle ve teslimiyetçi ifadelerinin BDSM açısından ne farkı olduğu. Anlamları açısından bence oldukça net olmakla birlikte Kate Kinsey isimli bir teslimiyetçi kadın yazarın sitesinden alıntı yaptım, en azından ne dediğini bilen bir teslimiyetçinin gözünden yazıldığı için.

Benim dil bilgime göre köle mevcut bir durumu, statüyü ifade eder, yani kölenin kölesi olduğu ve bu kişiye karşı bazı mecburiyetleri borç edinmiş kişidir köle. Teslimiyetçilik ise bir ruh durumunu ifade eder, biri ile ilgili olsun olmasın kendini teslim etmekten hoşlanır, bundan haz alır. Teslimiyetçiye itaatkar da deniyor.

Teslimiyetçi bir kişi veya kişiler ile teslimiyetçi yönünü ilgilendiren bir kişiye kontrolünü verdiğinde köle statüsüne erer.

Bazıları aynı şekilde benzer anlamlı "Efendi(Master)/Baskın(Dominant)" çifti için de konu ederler ve inanılmaz sevgili okurlar, inanılmaz, Türkçeden uzak, mantıktan yoksun ne tanımlar yaparlar ne tanımlar. Master ikinci düzeymiş de, Dominantlık şöyle olanmış da.... Başkalarını da kandırırlar, "aman ne çok biliyor, ne kadar da teknik bir kişi" diye görünmek için. Efendi kölenin karşıtıdır, iki kişilik sosyal psikoloji etkileşimindeki emir veren kontrol eden statüsündeki kişiye verilen addır, yani bir statüdür. Dominant (ben "baskın" diye çevirdim ama böyle de pek duymadım açıkçası, direkt dominant deniyor genelde) ise bir yine bir ruh halidir, başkalarını kontrol etmeyi, üstte olmayı seven ve tercih eden bir ruh hali. İster BDSM dahilinde bir kişi ile etkileşim halinde olsun ister olmasın, ruh hali böyledir.

"Ha, ben dominant hissediyorum, ama sanal olarak bunu uyguluyorum, şimdi ben efendi miyim? Dominant mıyım?" diyen olursa, artık kusura bakmasın, ebesinin amı artık..., taksın kendi ismini kendine :-) Mesela Domhan falan diyebilir kendisine.

Sevgili teslimiyetçi Kate Kinsey şunları yazmış, müdahale altında google desteği çevirdim hızlı olsun diye, tereddüt edenler için yazının linki en sonda var açar bakarlar.

Yalnız... Bir şey dikkatimi çekti, köle ve teslimiyetçi arasındaki fark o kadar karışmış ki google dahi aşağıdaki başlığı "KÖLE VE KÖLE ARASINDAKİ FARK NEDİR?" gibi çevirdi ve ben düzelttim. Algoritması gereği insanların kullandığı şekline bakarak çeviriyor o garibim ve bu konuda insanların nasıl bir dramatize zihin karışıklığı yaşadığının da bir belgesidir bu.

----

TESLİMİYETÇİ VE KÖLE ARASINDAKİ FARK NEDİR?

Birisi bunu bana her sorduğunda cevap için bir kuruş alsaydım, bunu Karayipler'de bir plajda bir dizüstü bilgisayardan yazıyor olurdum.

Son zamanlarda bu soruyu cevaplamaya hep karşı koydum, çünkü başka birinin akla gelebilecek her açıklamayı tartışacağını biliyorum ve zamanımı daha tanımlanabilir felsefi argümanlar için harcamayı tercih ederim.

Ancak 97 yaşımda bir bunak olduğumda da insanlar hala bu soruyu soracağından (ve yine de cevap vermemek için ısrar edemeyeceğimden), şimdiden bu soruya “kesin” cevabımı yazabilirim ki beynimin ilgili bölümleri artık pelteleştiğinde“Bu tür şeyler hakkında düşüncelerinizi hatırlıyor musunuz?” diyen notlarıma başvurabilirim.

Peki, teslimiyetçi ile köle arasındaki fark nedir?

Size başkalarının ne söyleyebileceği veya söylediklerini söylerek başlayabilirim ve bu konuda şöyle diyebilirdim (Çevirenin Notu: Yazar burada anlamları açıklamıyor, sadece yapılan romantik tanımları eleştirmek için sıralıyor):
  • Bir teslimiyetçi ortak paydada buluşur; ama köle öyle değil.
  • Bir teslimiyetçinin sınırları vardır; bir köle, sahibinin kendileri için belirlediği sınırlar dışında tüm sınırları bırakmıştır.
  • Bir teslimiyetçi her seferinde bunu seçerek itaat eder ve hizmet eder ve iradesini korur. Bir köle başlangıçta efendisine itaat etmeyi seçer ve daha sonra her zaman efendisinin iradesine sunar.
  • Köle itaat kabul ederken, teslimiyetçi boyun eğmeyi kabul eder.
  • Bir teslimiyetçi, D/s ilişkisi bağlamında bazı haklarını elinde tutarken, bir köle tüm hakları bırakmış ve gerçek bir mülk haline gelmiştir.
  • Bir teslimiyetçi sahiplenilir, fakat köle bir mülktür.
  • Bir kölenin mobilyaların üzerinde oturmasına veya kıyafet giymesine izin verilmez ve daima sahibinin ayaklarına diz çöker.
  • Bir teslimiyetçi oyunu bitirmek için güvenli bir kelimeye (Ç.N.: Safe-word kastediliyor) sahipken, bir köle rızasızlığa rıza gösterir.
  • Bir köle teslimiyetçi olmalıdır, ama her teslimiyetçi mutlaka bir köle değildir.
  • Bir teslimiyetçi olmak, bir köle olan “nihai” boyun eğme durumuna giden yolda sadece bir adımdır (Ç.N.: Hah hah haaa).
  • Bir köle “salt” bir teslimiyetçiden daha teslimiyetçidir. Teslimiyetçiler sadece oynar; köleler ise bu yaşam tarzını yaşarlar.
  • Bir teslimiyetçinin bir köleye göre daha fazla öz saygısı vardır. Köleler ise çılgındır, çünkü aklı başında kim bir köle olmak ister ki?

Falan filan falan... Bu, yumruk yumruğa, saç saça baş başa kavgaların başladığı noktadır ve sonunda birileri nihai kutsal el bombasını fırlatıp atar : “Sen gerçek bir teslimiyetçi/köle değilsin!”.

Yukarıdaki tanımların hepsi aslında insanlardan duyduğum veya çeşitli kitaplarda, web sitelerinde okuduğum şeylerdir. Bazıları şu anda zaten bildiğim şeyler. Bazıları belirli bir kişinin yaşam tecrübesi ve  kendilerini köle ya da teslimiyetçi olarak algıladığı biçim için olan tanımlardır ve aslında tamamen doğrudur. Bazıları ise tamamen saçmalığın dik alasıdır. Ama böyle demek beni nihai cevaba da yaklaştırmıyor.

Belki bir teslimiyetçi ile bir kölenin ortak yönlerini sorgulayabiliriz. Her ikisinin de kontrolünün en azından bir kısmını bir dominata teslim etme konusunda derin bir ihtiyacı ve arzusu vardır. Çoğu zaman buna “ihtiyaç duyarlar” çünkü güvenlerini, saygılarını ve (genellikle) sevgilerini kazanan bir Dominant'a hoşnutluk ve / veya hizmet sunma, teslimiyetçinin/kölenin yerine getirilmesinin ve memnuniyetinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Dolayısıyla, bu “ortak zemini” doğal şekli ile takip edersek, teslimiyetçi ve bir köle gerçekten de itaat etmeleri dışında aynıdır. Bir köle kendisini daha çok sahibine teslim eder.

Ah, ama, “daha ​​fazlası” nedir? Kim daha az olandan daha fazla? Bir kez daha sıkıntılı bölgeye geri döndük çünkü herkes boyun eğme derecelerini (ve hatta ustalıklarını) ölçmek ve değerlendirmek istiyor.

Hepimizi bu büyük kademeli ölçekte görüyorum: Bir tarafta dominant, diğer tarafta teslimiyetçi. Dominant tarafın en ucunda, kişilikleri ve kontrol etmesi gereken efendiler, onları bir köle veya teslimiyetçi “sahibi olmak” ile gelen ek sorumlulukları üstlenmeye zorlar; ayrıca, deneyimleri onlara bu unvan hakkını kazandırmıştır.

(Ç.N. Bu yazıya sonraki bir bölüm ile devam etmeyi planlıyorum, aslı oldukça uzun).

Bu yazıyı https://www.katekinsey.com/the-difference-between-a-slave-and-a-submissive.html sitesinden yazarın Türkçe'ye tercüme iznini alarak yayınlıyorum.

29 Temmuz 2019 Pazartesi

BDSM Nedir? Efendi İçin ve Köle İçin...


Özellikle BDSM ile ilgili olmayan kişilerin veya yeni araştıranların "hmm, nasıl ola ki?" diyeceği, bu işin içinde bulunanların da muhtemelen "evet, adam yazmış valla" diyeceği, belki bazı şeylere "ama bu bana pek uymaz" da diyebileceği doğrudan bir karşılaştırmayı pek yapmadığımı fark ettim.

Aynı argümanlar cinsinden efendi ve köle açısından ifadeleri biraz toparladım, aşağıdakiler çıktı.

Efendi için böyle / Köle için tabi ki böyle

* * *

Güven

Güven karşılığı gerekli sorumluluğu alabilmektir
Güvenip iplerini teslim edebilmektir.

Partnerinin güvenini sağlamaktır
Güvenebileceği kişiyi seçebilmiş olmanın rahatlığıdır.

Kendine güvenin en yükseldiği noktadır.
Kendine olan güvenin teslim edildiği noktadır.


Bedensel Hisler

Partnerin vücudundaki en çok haz aldığı noktaları ve eylemleri keşfetmektir.
Vücudunda dolaşan ellerin nereden geçtiğine göre duyu organlarını oraya taşıyabilmektir.


Ruh durumu

Partnerinin eylemleri karşısında küçülmesinden zevk aldığı halde onu ezmemektir.
Gittikçe küçülmek, küçülmek daha küçülmektir.


Kontrol

Kararları vermekten zevk alsın almasın, iki kişi adına kararların tamamını verebilme yaratıcılığına sahip olmaktır.
Kararları tamamen partnerinin vermesinden zevk duymaktır.

Yeni bir şeyler bulabilmek üzere zihinsel efor sarf edip bunları güvenli bir şekilde kölesinde nasıl uygulayabileceğini düşünmek ve bunun için sürekli bilgisini yenilemektir.
Efendisinin yaratıcılığının ve araştırıcılığının bir kobayı olmaktan zevk alabilmektir. Yeni ufuklar için efendisinin kendi üzerindeki tercihlerini geliştirmesine yardımcı olabilmektir.

Kölesini, sert oynasa bile, tüketmeden kullanmayı; oyuncağı ile oynamayı bilir.
Kullanılmaktan, efendisinin oyuncağı olmaktan büyük zevk alır.


Sorumluluklar

Partnerinin yeni sınırlarını denerken onu ölçüp onun ruhunun sesini dinlemeye önem vermektir. Kölesini çekebileceği acının empatisini kurmakta, onun mimiklerini okumakta başarılı olmaktır.
Efendisi için bir acı çekiyorsa bunu sorgulamamaya, ancak tepkisel olarak gerçek durumunu ifade etmeye önem verir.


Cinsellik

Cinsellik onun için bir enstrümandır, cinsellik ile dominans arasındaki bağı kurmayı iyi bilir.
Efendisinin hükmettiği cinsel uyarım noktalarına göre akordu düzgündür, efendisinin hangi sesleri çıkarması istediğine ilgisi vardır, öğrenir.

Oyun sırasında kölesine girip çıkarken hem kendi hem kölesinin boşalmasını kontrol edebilir, oyunu saatlerce sürdürebilir.
Efendisinin girip çıkması onun için bir hediyedir, efendisi izin vermeden boşalmamayı öğrenir.

* * *

İtiraf etmeliyim ki; analitik takılalım diye bildiklerimden bir tablo yapayım dedim, ama blogger'da hızlı ve pratik bir tablolama aracı bulamadım. Sanırım olsa da mobil kullanıcılar tarafından pek erişilemez.


5 Mart 2019 Salı

Fazla Empati

Yıllar önce bir partnerim bolca D/s içeren bir seansımızdan sonra evinden ayrılmaya yakın zamanda, tuttu iki meme başımı olanca gücü ile sıktı. Canım yandı ciddi ciddi. Tamam ben mandallar ile daha yeni canına okumuştum, bir yandan içine zevkle dalıp çıkarken bir yandan göğüs başlarına sıkıştırdığım mandalları canını yakacak şekilde çekiştiriyordum. Bir efendiye intikam hissi beslemek akıl alır bir şey değil. Bilemiyorum belki de intikam değildi, tipik bir SAM olayıydı, emin değilim halen. Halen beni okuyorsa, bunu okuduğunda bir mesaj yazsa yeridir, merak ediyorum, kim bilir belki kendi de bilmiyordur, içinden gelmiştir.

Şimdi "ulan, girişecektin kadına orada direkt, canını bir kat daha yakacaktın! Yetmemiş işte kaltağa :-)" diye geçti ama o an aklıma gelmedi, insanız işte, beklemediğimiz şeylere hazırlıksız olabiliyoruz.


25 Şubat 2019 Pazartesi

Köle Mülkiyeti

Bir kölenin ait olması, mülkiyeti ne demektir? Eğer bir orta çağ kölesi veya Kunta Kinte neslinden bahsediyorsak amaç çok açıktır: Sahibi denilen şahsın kendi yapmak istemediklerini, sadece temel ihtiyaçları karşılığında (o da mecburiyetten, ölmesin diye) yapacak biri veya birileri. Bir tembellik ve konfor aracı. Bugünün kiralık işçilerinin temelli ömür boyu hali. El değiştirdiğinden ve varlığı maddi güce dayandığından aslında suni olarak yaratılmış bir sınıftır. Kölenin toplumdan uzaklaşma (kaçma) durumunda canı ile ödeyebileceği bir riske girmemek için toplumun kendisine verdiği bu mecburiyet altında yaşamaktır yapabileceği tek şey.

BDSM'de amacın bu olması ancak ileri bir fantezi konusu olabilir. BDSM kapsamındaki kölenin tanımlanış şekli de çok gerçek üstü değildir aslında. Efendinin kendi türünden bir canlı üzerinde hakimiyet egosunu doyuracak olmak gibi düşünülse de aslında normalde pek paylaşılmayacak bir nitelik grubuna, başkasına ait, rızası dışında erişilemeyecek bu şeylere koşulsuz sahip olmak, sorgusuz sualsiz bunları kullanabilmektir. Eğer bu mutlaklığı acı ve işkence şeklinde yapmak istiyorsa, efendi olsun olmasın o kişi bir sadisttir de. Efendinin sadistliği, kölenin varlığını sadistlik nedeniyle mi istediği tartışılabilir ama sadistlik ve mülk-ü himaye arasında belirli bir ölçekte yer alır genellikle. Açık söyleyeyim mazoşist bir efendiye ben hiç rastlamadım şimdiye kadar.

İşe kölenin tarafından bakabilecek kadar bir fikrim var, zaman zaman paylaştım ama bunu tanımlamak için kendimi yeterli görmüyorum. En azından köleden köleye değişebilecek bazı kıstasların olduğuna, ancak genelleyebilecek kadar kendi hissiyatını ölçmüş bir köleye rast gelmediğimi söylemem lazım, aslında çoğu becerirdi ama bu kadar üzerinde kafa yormuş olmamayı tercih ettiler demem mümkündür.

Aitlik nedir? Nesi aittir kölenin efendisine? Köleliğin kapitalizm altında biçim değiştirdiği bir efendi köle ilişkisi dışında, ki biz buna iş dünyası diyoruz. Kölenin de kölesi var bu dünyada, nedir BDSM'de el değiştiren veya paylaşılan.

Buna "her şeyi" demek şeklinde bir genelleme yapacaklar çıkar ama ben biraz detaya gireceğim, en azından kendi değerlerim açısından.

Köleye dair paraya çevrilir şeylerin sahibi olma ile ilgilenenler var, banka hesaplarının, iş gücünün ait olması gibi, güzel bir fantezi ama benim beklentim bu kadar derin olmadı hiç. Kontrat ile kölenin el değiştirmesi, başka efendiye bütün varlığının devrini (evet bankadaki parası, mirası vb. de dahil) konu olan durumlar da var.

Maddi değeleri 40'larını geçe halen kavrayamamış biri olarak benim bu konuya ilgim sadece topikal bir fanteziden ibaret, bu konuda gerçek bir sahiplenmeden bahsedemem kendi adıma.

Kölenin bu dünyaya ait değerlerinden kalan birisi somut; kölenin biyolojik varlığı, yani bedeni. Diğeri ise bundan çok soyutlanamamakla birlikte kölenin zihni, düşünce ve duyguları, bazılarının ifadesi ile ruhu.

Bunların birincisi belli; bedeni ve onunla birlikte gelen eti sütü kemiği, sıvıları falan. Erkek köle değil de kadın köle istememin altında özellikle bu konudaki potansiyelin olduğunu söyleyebilirim. Sadece cinselliği değil, zihinsel teslimiyetsiz bir bedensel teslimiyetin önemi olmadığını söyleyebilirim.

İkincisi ise "ruhu" denilen konu ki, aslında "bana aşık olsun, beni çok sevsin" konusu değil. Bu konu daha çok kölenin "mahremiyetine" sahip olmak ki benim ek yüksek değerim bu. Hepimizin sosyal ve kişisel sınırları var, bazılarında başka diğer bazılarında daha başka, ancak bir kölenin benden "kişisel alanında" gizli bir şeyi olmaması benim efendiliğimin varlığının nedenidir. Her ne kadar partnerin sınırlarına göre davransam da zaman içinde benim sınırlarımı kölemin sınırları yapmak, onun bu konuda ruhuna işlemek, ruhunda ve algısında güzel bulacağı izler bırakmak çok hoşuma gider. Kölemin "kişisel alanında" benden gizli hiçbir şeyi olmamalı, bedeni, düşünceleri, görüşleri, algıları da dahil. Bunlara istediğimde "bana ait" olduklarını kendime kanıtlayabilmem önemlidir ve bunu beklerim. Sıkça kullandım; "kişisel alan" nedir? Çok basit, üçüncü kişilerin kendilerini doğrudan ilgilendirecek olan konular kişisel alanın dışında kalır, köle bunları istediğinde paylaşabilir ama kendine tutma hakkı her zaman vardır, çünkü kölemin çevresi benim kölem değildir. Kendi kişisel alanında birileri ile paylaştığı şeyler olabilir ki doğaldır, bu paylaşımlardan rahatsızlık duymam, ancak kendine ait gizlediği bir şeyin olmasını hiç istemem. İstediğim zaman bedenine, istediğim zaman zamanına, istediğim zaman mekanına erişebilmeliyim. Mülkiyetini bunlar ile sınırlı değil ama temelini bunlar olarak görürüm.

Bundan dolayıdır ki mülkiyetine hakim olmaya başladığım bir kölenin önce genel isteklerini, yaşam tarzını benim uygun göreceğim şekilde sınırlandırmasını, bedensel olarak kendini tam paylaşmasını ve bunları teslim almış olmanın bir güvenini beklerim. Benim olmazsa olmaz olan mahremiyetin karşılığı ise vereceğim güvendir.

Mahremiyeti bir çeşit özgürlük, kendine aitlik gibi düşünürsek "özgürlüğünden vazgeçmesi"ve başkasına (bana) vakfetmesi, mutlak olarak her emrime koşulsuz uyması benim için "ideal"dir. "İdeal" tanımım, bir aşamada kendi sınırları kalmamış olmasının benim isteklerimin onun sınırlarını oluşturmasının, onu "istediğim gibi çatır çatır kullanıyor" olmamın konusunun kulağına hoş gelmesini beklerim.






13 Ekim 2018 Cumartesi

Yasak Hayaller ve Sınırlar III - Çiftlik

Günlük yaşantıdan vazgeçmeden, günlük yaşantıyı vakfederek bir kölelik sistemi de mümkün. Bu konuda belirttiğim şekil "kapitalizm" veya "sosyalizm" değil tabi, en azından yaygın şekliyle.

Bu modelde bağımlı bir hayat sürülmesine göre biraz daha farklı bir konu var. O da efendinin bu sistemin nimetlerinden yararlanması ve buna göre bir hayat sürmesi üzerine. Birden fazla köleye sahip bir efendinin gün içinde kölelerinin ne yaptığına pek karışmaması ama aynı çatı altında ekonomik bir model ile her şeylerini efendilerine vakfetmeleri burada önemli hale geliyor.

Efendinin hayatı kölelerin etinden ve sütünden yararlanan adi bir tembel hayatıdır. Kölelerinin her şekilde kullanır ve kölelerinin tadını çıkarır.

Somut olarak, köleler gündüz iş yaşamlarını devam ettiriyor, sosyal olarak kendilerini korumak için üzerlerinde kart/nakit bulunduruyorlar ama akşam efendinin evine döndüklerinde tamamen soyunup birbiri ile konuşamayacakları kafeslerine giriyorlar, aralarından sıra ile seçilen görevli köle tarafından besleniyorlar. Kazançlarının tamamını efendinin kasasına bırakıyorlar (kumbara türü kasa), evin ve efendinin her türlü ihtiyacı bu kasadan efendi alıyor ve alışverişe gidecek köleye veriyor.

Efendi kendi hobi işleri dışında çalışmıyor, köleler kasada ne kadar olduğunu bilmiyorlar, kasadan bir çıkış da yok. Kölelerin önceden gelen varlıklarının tamamı efendi üzerine geçiriliyor ve bu çalışmayan efendinin bir teminatı oluyor. Efendi kendi keyfine göre bir gün geldiğinde bunu köleye verip vermeme otoritesine sahip, köleler asla ve asla kendilerine ait bir varlık bulunduramıyorlar.

Efendi eğlenmek için kölelerin herhangi birini tercih edebilir, köleleri birbiri ile istediği gibi etkileştirebilir ve istediği anda istediğini dövebilir veya becerebilir.

Kafes kapılarında kilit bulunmuyor, ancak efendinin takdirine göre kafeslerdeki prangalar kullanılabiliyor.

Bu yaşam şekli de aslında bir ahır veya çiftlik türü bir yaşam modeli. Bir anlamda hayvanlaştırılmış (kafes, çıplaklık ve ekonomik unsurları ile ayrılıyor) harem hayatına da benziyor. Neden mümkün olmadığının nedenleri sosyal nedenler ağırlıklı olarak kölelerin kişisel hayatlarından tamamen soyutlanmaları gerekmesi.

11 Ekim 2018 Perşembe

Yasak Hayaller ve Sınırlar II - Bağımlı Bir Hayat

Bir insanın "günlük" yaşamından vazgeçmesi, ancak bunu benim için yapması. Bu fikir beni cezbediyor. Benzerlik açısından hemen bir "aman, günlük hayattan vazgeçme, hayattan değil" deme ihtiyacı duyuyorum. Bu bir anlamda "7/24 power exchange" denilen ilişki tarzına benzemekle birlikte benim zihnimdeki biraz daha farklı, 7/24 kadar iletişimsel değil.

Köle evden yalnız başına hiç çıkmaz, hiç bir süs eşyası bile takmadan, tamamen ve sürekli çıplak olarak efendisinin evinde "bulunur". Efendisi işine gider gelir, alışverişi yapar, o ise hep evdedir, kimse ile irtibatı yoktur. Efendisinin izin verdiği ve seçtiği birkaç kitabı okuyabilir ve birkaç filmi seyredebilir evde. Mutfakta sudan başka bir şey bulunmaz ve efendisinin kendisi için buzdolabına bıraktıklarından başka, kölesinin şişmanladığını düşündüğünde bazen bırakmaz da. Efendisinden başka kimse onun bu evde bulunduğunu bilmez. Kitap lambası ve televizyonun ışığı dışında ışıkları açamaz. Küçük bir mum kullanabilir karanlık olan tuvalete vb. gitmesi gerektiğinde.

Akşamları efendisi geldiğinde onu karanlık odada bekliyor olur, o odada bir kafesi vardır ve efendisinin geleceği saate yakın oraya girer, sesini çıkartmadan kafesinde oturur. Efendi gelip yemeğini verir, eğer canı istiyorsa istediği gibi sınırsızca kullanır. Bütün gün sonrasında bu kullanım ne kadar sert olsa da kısa veya uzun demeden bundan doyumsuz bir zevk alır. Efendisi ile konuşmaz, sadece sorusu olursa cevaplar.

Bazen efendisi haftalarca akşamları kafesinde tutar (gündüz rutinleri hariç), yanına uğramaz bile.

Derdini kapıya yapıştırdığı boş post-it'ler ile anlatır. Dört renk post-it vardır evde bolca.  Bazen iki üç gün yemeğini vermeyi unutur, kendisi hastalanıp efendisine yük olmasın diye bunu anlatmak için efendisi gelmeden kırmızı ama boş post-it kağıtlardan yapıştırır kapıya. Adet görmeye yakın sarı pos-it kağıt yapıştırır ve bitince çıkartır. Adet süresinde şort ve hijyen aracı kullanmaya izni vardır. Efendisine teşekkür için yeşil post-it yapıştırır kapıya. Efendisinden cinsellik istediği zamanlar ise mavi post-it yapıştırılıdır kapıya. Bu isteğinin efendi için bir önemi yoktur ama efendi ne kadar memnun edilebileceğini bilmek için bu pos-it'i ister. Mavi post-it aynı zamanda evde "içme suyu bitti" ile eş anlamlıdır bundan dolayı, yani anlamı "susadım"dır. Eğer gerçekten susamışsa efendi ağzına boşalarak bu kuruluğunu acil olarak geçirebilir de, çünkü çeşme suyu içmek yasaktır.

Buzdolabında kendisine bırakılmış yemeğin daima yarısını yemeyi öğrenmiştir, böylece efendisi yemek vermeyi unutursa tamamen aç kalmamış olur. Çatal ve bıçak kullanamaz, katı şeyleri elleri ile yer, sıvı şeyleri ağzını içine sokarak içer ancak kendini daima temiz tutar.

Evde her yerde kamera vardır ancak efendi dışarıdan hiç bakmamıştır bile kameralar ilk kurulduğu zaman hariç olmak üzere. Efendi arkadaşlarını getirdiğinde onu arkadaşlarına ikram edebilir cinsel malzeme olarak, o durumda görevi efendisinin arkadaşını tam olarak mutlu edebilmektir.

Bu, bazı detayları atlarsak bir pet, bir evcil hayvan yaşamı ki, evcil hayvanların bile daha çok özgürlükleri olduğu söylenebilir. Bu yaşam, bu hali ile köpekten çok bir kedinin yaşamın
a benziyor. Ancak kedi aç kalırsa çare arayabilir, buradaki kahramanımız onu da yapamaz. Efendisi kaza geçirip ölürse o da evde açlıktan ve yalnızlıktan ölür, tıpkı bakıma muhtaç bir bebek gibi. Bu açıdan tamamen ideal bir bağımlı hayattan bahsediyorum.

Bu amacı tam yerine getirmede de bir film hatırlıyorum, Boxing Helena, en azından ev hapsi konusunda benzerlik taşıyor, kadının uzuvlarını kesip tamamen bağımlı bırakma fikri ise beni hayallerimde bile oldukça insaflı olduğumu söylüyor bana.

Bunun sınırlayıcı çok yönü var, aklı olan insan açısından çok örnek vermeye bile gerek yok. Öncelikle bu şekilde yaşamak bir insanı çıldırtır, ruh hastası haline getirir. Kimse diğer insanlardan bu kadar kopuk da değildir, ya çevresi vardır, ebeveyn, akraba vesaire, pratik olarak böyle bir kişi yoktur. Herkesin hayatını sürdürdüğü ve geçmişten yaptığı bir yatırım düzeni vardır. Dolayısıyla bu fazla ideal bir fantezi. Belki bir süre olabilir ama o olasılık o kadar düşük ki kişinin bu şekilde bir hayatına ayırabilecek zamanının ve özgürlüğünün olması gereklidir.

Özetle, hiç kimse özgürlüğünü bir tek kişiye bırakacak kadar özgür değildir.

9 Ekim 2018 Salı

Yasak Hayaller ve Sınırlar I - Giriş

Bazı fanteziler vardır sadece zihinde yarı tabu bir hayal olmaya mahkum olurlar. Mutlaka bir nedeni vardır. Aşamayacağınız bir nedeni. Bu sınır duruma bağlı olarak bizzat kendiniz ve psikolojik yapınız da olabilir, toplumsal, vicdani veya insani nedenler de olabilir.

Çoğu kişi bunları sadece "toplumsal kurallar" boyutuyla düşünebilir. Bence bununla sınırlı olması çok doğal gelmiyor, zira sadece ve sadece "toplumsal kural" veya "günah" gibi başlıklar ve ilişkili bilinç altında yer etmiş halleri ile insan sınırlanıyorsa o insandan korkmak, korkmak da yetmez, oradan bir an önce kaçmak lazımdır, çünkü bu nedenlere dayanıyor olması bir "bilinç altına itilme", "başka şekilde ortaya çıkma" silsilesi yaratır ve bazen kendisinden daha zararlı ancak toplumsal veya dinsel yasakların dışında kalan yönlere de götürebilir. Kimisi BDSM'yi de dahil edebilir, ama söylemek lazım ki sınırları çerçevesinde yapıldığı sürece BDSM gerçekten en az cinsellik kadar masumdur. Sadece biraz daha sıra dışıdır.

Kişi yaşamak istediklerini yaşar, yaşamak isteyip yaşayamadıklarını hayal eder, yaşamak istemediklerinden kaçar. "Yaşamak isteyip yaşayamadıkları" bölgesi oldukça gridir (Bu grinin o aptal 50 tonlu gri ile ilgisi yoktur, yazarı tesadüfen bir süre benim yolumdan yürümüştür sadece). Kişinin bundaki cesareti genel hayat konusundaki cesareti ile benzerlik gösterir. Ancak kişiden kişiye bu gri bölgenin bazı yerleri artık aydınlanmıştır ve kişi bunu bir ölçüde içselleştirmiş, beyazlaştırmıştır.

Bazıları için "memesinin bağlanması", "tanımadığı bir kişinin içine girmesi" gibi şeyler bile çok uyarıcı fantezi olsa bile, fikren mücadele edilmesi zor olabilir, zihinden uzaklaştırılmak için efor harcanıyor olabilir, bunları açıklayarak deşifre ettiğinde başına gelecek olan bilinmezden korkuyordur. Belki bunları konuşmak veya aklının köşesinden geçirmek bile korkutuyordur. Dahası, tecrübe ile sabit, böyle bir tecrübeyi yaşadıktan hemen sonra yatağa uzanmış, kıçının ve memesinin acısına rağmen keyifli ve meraklı şekilde sorular sormanın zevkini gözlerde görmek mümkün.

Diğer birileri için bunlar normal, yaşanmış ve hatta sıradanlaşmış olmakla birlikte yine söylenmeyen ama fantezisi sınırlanmaya çalışılan konular olabilir, bilinçli veya bilinç dışı. Başkaları için tabu olan şeyleri çoktan aşmış olması kişinin kendi tabuları olamayacağı anlamına gelmeyecektir. Bunları birilerinin okuması okuyan için bazen "aslında istediğinin asla bu olmadığı" kanısına da götürebilir ve muhtemelen yarıda keser, bazen de yaşayamadığı o şey için elini cinsel bölgesinde gezdirip alternatif bir lezzet için hayal gücüne teslim edebilir tabusunu.

Bunlar nelerdir? Kendimi beyaz fare yerine koyarak (labirentte peyniri bulamama riskini alarak) bir kaç konu çıkarabilirim.

Bunların bazıları tek cümle ile ifade edilebilir ancak detaylı olanlarını bir yazı dizisi olarak blogda yayınlamayı düşünüyorum, hepsini burada tüketmeden. Bir dominant/sadist erkeğin bakış açısından olacaktır ancak potansiyel bir partneri de ilgilendirecek detaylar her zaman var, BDSM en az iki kişi tarafından yaşanmazsa zaten hayalden ibarettir.

Bunlardan biri kölelerimin bedeninde hayat boyu taşıyacağı bilinçli bir iz bırakmaktır. Bir yara bereden bahsetmiyorum, bilinçli bir imza. Ancak bunu yapmamayı tercih ediyor olmamın nedeni kölemin sosyal durumu. Bunu bir "ömür" ile ilgili karar olarak görmek, fikirlerin değişebileceğine ilişkin saygı bu konuda benim sınırımı çiziyor, kaldı ki bu sınır benim bir sınırım, çünkü açıkçası kendi bedenimde böyle sosyal göstergeli bir iz bir istemediğim için "dövme" bile yaptırmak benim için tabudur. Ancak bunu böyle düşünmeyen çok kişi olduğu çok açık, bu "dövme yapılmış olmasından tamamen nefret etmek" anlamına gelmediğini belirtmeliyim, kendi bedenimi düşünüp empati yapıyorum sadece.

25 Eylül 2018 Salı

Adsıza İsim Aranıyor

Bloguma en çok yazan kişi Adsız diye biri. Ama bir karakteri var ki değişken mi değişken, sanki yirmi ayrı kişiliği var. Bazen reklam yapmak isteyen bir dom, bazen gay oluyor telefonunu veriyor, bazen de çok istekli, bütün blogumu devirmiş ve azgınlaşmış bir genç kadın.

Bazen öyle bir hali var ki, ya bir yakalasam onu Şarkıcı Tarkan'ın yaptığından beter edeceğim. Neydi o uzun süre oldu, yakalarsam muck muck. Ama benim öpüşmeyi pek sevmediğimi bütün kölelerim bilir. Bunun yerine, önüme yatırıp çıplak bedenini sıka sıka kızarana morarana kadar yoğurmak yani vıck vıck acaba güzel olur muydu?

Hayal gücünüz size ait, kendiniz için çalıştırın bakalım...