5 Kasım 2015 Perşembe

The Pissy

O son fiili kölem.

ilk olarak bana geldiğinde çaresiz bir kedi yavrusu gibiydi, mail adresinde bile kedi geçiyordu. Bir pet olma fantezisi vardı. O günler seyahatte olduğumdan kendisi ile zor yazışıyordum. Başlangıçta takma ismi bile yoktu. Bu ismi ben koydum. Hem o çok istediği kedi (pet) rolü için uyumlu bir isim olarak Pissy adını taktım. Aynı zamanda İngilizcede suratsız, sidikli, mızmız gibi anlamlara geldiği için hakaret olarak da çok da güzel oturdu bu isim.

Aşmamız gereken bir güven sorunumuz vardı ve bu enderlik onun kontrolünü almamı daha da zorlaştırıyordu. Çıplaklıktan çekiniyordu, o kadar ki yüzü görünmese bile çıplak kare vermek istemiyordu.

Bu olumsuz bir durum olarak düşünülebilir herhangi biri tarafından, benim içinse değerlendirilecek bir kavram oldu. Şöyle ki, bunu ne kadar yapmasını sağlayabilirsem o kadar onu ele geçirmiş olabilecektim. Bu bir teslimiyet ölçütü olabilirdi. Genellikle kölemin teslimiyet ölçüsünü onun yapmakta zorlandığı bir şeyi, bir basamağı zorlayarak anlardım. Ya yapardı ya da "siktir olup giderdi". Kölelerime genelde iyi davranırım ama gerçekten adice defetmiş ve göndermiş olduğum kölelerim olmuştur.

Pissy beni kaybetmekten çok korkuyordu, bunu çok sonra gerçek anlamı ile anlayacaktım.

İşte bu benim için tadına doyulmaz bir güzellik olacaktı. Bu kadına canımın çektiği ve mantık dahilinde olan hemen her şeyi yaptırabilirdim. Benim zevk oyuncağım olmaya adaydı evire çevire kullanabilirdim. Onun istemediği şeyleri biliyordum, sıra ile hepsini yapacaktık.

Cinsel sergileme detayını kısa denilebilecek bir sürede aştık, bunda yavaş yavaş alıştırma, bahane kullanma yöntemim işe yaradı, aslında orospu buna da dünden hazırdı. Mahremiyetine her şekilde erişebildikten sonra bu benim için bir ölçüt olmaktan çıktı. Daha çok bir ritüel haline geldi.

İki defa buluştuk (şimdiye kadar), genellikle birincisi her zaman olduğu gibi biraz alışma buluşmasıdır, ikincisinde ise yeni yeni şeyler keşfetmektir amacım. Ancak nedense ikinci birincisine oldukça benzedi. Yaratıcılığımı ve sadizmimi sonrakiler ile birlikte arttırmayı hedefliyorum.

Birine uzaktan emrederek bir şey yaptırmak çok kolay değildir. Dürüstlük bağını kurabildiğinizde yapmış olduğu şeyleri bilirsiniz ancak yapmak istemediği şeyler konusunda onu çok kolay zorlayamazsınız. Burada bu kadınla bunları ne kadar zorlayabileceğimi öğrenmek bana heyecan verecek.

Kendisinin onayı ile yayınladığım bu yazıyı okuduğunda bunların ne olduğunu merak ettiğini söyleyecektir, soracaktır. Bu konunun onun hayalgücünü zorlayacağını, iyisi, teslim olup emirlerime uyarsa mutlu olacağını söyleyeceğim...

Benim de sınırlarım var elbet, bazı şeyleri yaptırmam ve bunlar arasında üçüncü kişilere mahremiyet konusu da bulunuyor.

Neler yapabiliriz peki? Hiç fark etmez, benim canımın istedikleri ne olur şimdiden bilemiyorum ama şu var ki, bunda onun ne istediğinin veya istemediğinin hiç bir önemi yok, burada benim zevklerim konuşur.






25 Eylül 2015 Cuma

İLAN: Stajyer Efendi Aranıyor

Kölemi benim ile birlikte, benim öğrencim olarak domine edecek bir veya birden fazla stajyer efendi arıyorum. Aşağıdaki koşullarımın yeni başlayan zevktaşlarım tarafından mazur görülmesini, peşinen kabul edilmesini istiyorum.

- 18 yaşından büyük erkek veya kadın
- Tercihen daha önce BDSM ilişkisi yaşamamış, öğrenmeye açık
- Şehirler arası seyahat edebilecek.
- Sınırlara uyacak, medeni ve kültürlü, müşkülpesent olmayan
- Güven ve güvenlik için önceden yapılacak görüşmeleri lüks görmeyecek
- Alfa efendiye (Ben) saygıyı koruyacak, alfa efendiye efendilik ve küstahlık yapmaya kalkmayacak
- Alfa efendi ve kölenin plan ve programına uymaya gönüllü, beklemeye sabır gösterecek
- Bunun sosyal bir oyun olduğunun bilincinde olacak, dur deyince durabilecek
- Ana amacı cinsellik olmayan
- Buluşma öncesi gerçek kimliğini gizlemeye gerek görmeyecek
- Buluşma ve eğitim masraflarını kendi karşılayacak
- Reddedilse bile buna rıza göstermeyi göze almış, gerekirse bir defa ile yetinebilecek

Başvuruyu lütfen bu yayına cevaben yapmayınız. Aşağıdaki bilgilerle birlikte sabri.yilar@gmail.com adresine mail gönderiniz.

- Adınız (Başlangıç için takma isim olabilir)
- Yaşınız
- Cinsiyetiniz
- Nerede yaşadığınız, seyahat edebilirlik durumunuz
- Ne kadar süredir BDSM ile ilgili olduğunuz
- Fiili tecrübeniz olup olmadığı
- İşiniz ve benzeri yaşam şeklinize ve kültürel durumunuza ilişkin temel bilgiler

BDSM Hikayesi: İlk Teslimiyet - VII

Anahtarı yutması kolay olmuştu, minyatür bir anahtardı. Ancak kilit, zincirini bir arada tutmaya yetecek kadar sağlamdı. Zaten bu iş için çok iri bir kilit gerekmezdi.

Efendisi kadının yüzüne, yüzünün üst yarısını kaplayacak siyah bir örtü örttü, gözlerini de tamamen kapsayacak şekildeydi. Kadın beklemeye başladı.. Efendi kadının beklemediği şekilde bir hamle ile kadının dudaklarına yapıştı. Çok şiddetliydi. Bu bir öpme değildi, adeta dudaklarından bir tecavüzdü, daha çok emip de kanını emmek için uğraşır gibiydi. Kadın dudaklarını uyuşmuş, dişlerini sızlar halde bulmuştu. Ancak şimdiye kadar da hiç böyle güzel hissetmemişti.

Kadın efendisinin ilk şokunu atlatamadan göğüslerinin büyük bir kuvvetle sıkıldığını hissetti. Efendisi elleri ile kavramış bütün gücüyle sıkıyordu. Henüz buna alışmışken göğüslerinden yukarı doğru çekildiğini hissetti. Sıkılması mı daha çok canını yakıyordu yoksa çekilmesi mi, bunu bilemedi, zaten pek umurunda da değildi. Birer yağ torbası olarak elindeydi işte efendisinin... Bir süre sonra birini bıraktı efendisi. Bırakmadığını ise dibinden bir kendir, ısırıcı türde tüylü halatla sıktığını hissediyordu, halat batıyordu tenine. Aynı şey ikinci göğsüne de yapıldı.

Ne kadar süre geçtiğini bilmiyordu, ancak bir süre sonra göğüsleri çok hassaslaşmıştı. Efendinin göğüs başlarını parmakları ile ezercesine bastırmasıyla bu acıyı hissetti.

Bir yandan da aklı halen yuttuğu anahtardaydı. Çaresizlik ve endişe ile acı hissi birleşmişti.

Ayak bileklerini birleştiren zincirin aslında tek bir karabina (açılabilir zincir baklası) ile bilekleri birbirine bağladığını bacakları efendisinin çekmesiyle iki yana çekilince anladı kadın. İlk defa aklı başında bir efendi ile birlikte olmanın cahilliğini yaşayan kadın bunu pek düşünmemişti, zinciri bağlayacak, kilit dışında böyle bir şey olacağı aklına gelmemişti. Bu önlem kendisine veya duruma özgü değildi, efendisi yaşanabilecek tehlikelere karşı da daima bu tür önlemler alırdı. Kadın kendisini aptal gibi hissediyordu ve işin garibi bu durum çok hoşuna gitmişti. Efendisine karşı güveni düşünebileceği sınırların ötesine geçmişti, kendisine yapacağı her şeyi, her şeyi kabul etmeye hazır bir psikolojik durumdaydı.

Efendisi bacaklarını iki yana açılabileceği kadar ayırdı, hiç bu kadar ıslanmamıştı kadın daha önce, ıslaklığı yatak örtüsüne kadar akmıştı. Efendisinin etine girip çıkması çok ama çok kolay olmuştu. Bacaklarını daraltıp kadının omuzlarına kadar bastırarak devam etti efendisi, hızlı şekilde yüzündeki örtüyü çekti. Kadının gözleri zaten kapalıydı, efendisinin birkaç santimden gelen sert sesi "gözlerini aç" olarak kulağında çınladı ve anında açtı. Efendisi ile göz göze gelmişti, kendisine katı şekilde bakan gözünden başka bir şeyini görmüyordu, görmek de istemiyordu kadın. Sırtından tenine batmakta olan zincir baklaları ve göğüslerini ısırmakta olan halatlar acıdan çok zevk veriyordu. Efendi etine girip çıktıkça efendiye olan şükranını nasıl ifade edeceğini düşünüyordu. Kadın bu düşünceler içinde titredi, sıklaşan etini efendisinin organını saran ve hizmet için yaratılmış bir et olarak düşünüyordu.

Kadının boşalması göreceli olarak uzun sürdü. Bu süre boyunca efendi hiç durmamıştı, kendisi ile birlikte boşalmamıştı da. Kadın boşalırken gözlerini kapatmasına ses çıkarmamıştı efendisi.

Efendi bir süre sonra kalan zincirleri çıkarttı, kadının bedeninde giysi altı yerlerde küçük ezikler oluşturmuştu zincir halkaları.

Bundan sonra yaşanacak olanları, efendisinin kendisine daha neler yapacağını çok merak ediyordu, ne olduğunu bilmese de çok istiyordu bundan sonra olacakları, sınırlarını falan düşünmüyordu, her şeye hazırdı, ilk başladıkları zamanki endişeli kadın değildi artık...

4 Haziran 2015 Perşembe

BDSM Hikayesi: İlk Teslimiyet - VI

Endişe ettiği şeyler olmadı kadının efendisi (ki bu efendiyi artık kendi efendisi olarak benimsemişti) geriye döndü. Kadın halen bacakları mum gibi dimdik, elleri yastığında başın üstünde yatakta sırt üstü yatıyordu.

- Gözlerini kapat..

Gözlerini kapatmasını takiben efendi çantasından bir şeyler çıkardı. Kadın bir şeyler olacağını anladı ve çok geçmeden ayak bileklerine temas eden metalin soğukluğunu hissetti. Efendi ayak bileklerini zincir dolayarak birbirine bağlamıştı. Aynı soğukluğu dizlerinde hissetti. Belinin altından geçirilen zincir kadının belini sıkıyordu. En sonra bir klik sesi duydu. Efendi kadının yüzüne bir anahtar yaklaştırdı, bedenini saran zincirin bağlayıcı asma kilidine aitti bu anahtar. Kadının dudaklarına yaklaştırdı küçük asma kilit anahtarını. Hareket etmeye çalıştığında zincirin bütün vücudunu sardığını anlamıştı.

- Ağzında tutacaksın.

Kadın dudakları ile kavradı anahtarı. Ciddi şekilde uyarılmıştı, artık efendisinin yapacaklarına ek olarak o da istiyordu, arzu ediyordu bir şeyler yapılmasını. Kendini çok cesur hissetti bir anda ve kendisinin bile inanamayacağı bir soru sordu.
- Yutmamı ister misiniz efendim?

Efendi bu tür şeylere alışıktı, kölesinin havaya girmiş olduğuna sevindi;
- Şimdi senin bokunun içinde anahtar mı aratacaksın bana? Anahtarın yedeği yok.
dedi ve suratında bir tokat patlattı.

Kadının canı yanmıştı, artan adrenalin ile cevap verdi;
- Emrederseniz yutarım efendim. İsterseniz beni böylece bırakıp gidebilirsiniz efendim.
Bunu söylerken efendisinin yapmayacağını biliyordu ama yut dese yutmaya hazırdı. Hiç beklemediği bir şey oldu:

- yut anahtarı.

Önce bir yutkundu ve anahtarı yuttu. Aklını anahtardan uzaklaştırmak için çaba harcıyordu ancak nasıl açılacağına dair merakını yenemiyordu, efendisinin bir B panı var mıydı yoksa gerçekten kendini zayi edecekti de yöntem bu muydu? Bir süre sonra efendisine sordu.

- Efendim, bir şey sorabilir miyim? diye çekingen şekilde sordu?

- Hayır.

Bu cevap ile sustu ve birkaç saniye içinde kendinden geçti, nasıl olduysa birden aklından çıkmıştı anahtar artık bu cevap ile. Artık ilgilenmiyordu, konu tamamen efendisine aitti.


Önceki bölüm Sonraki bölüm

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Favori Siteler

Bu özet kullanılabilir değil. Yayını görüntülemek için lütfen burayı tıklayın.

BDSM Hikayesi: İlk Teslimiyet - V

Bu acı faslının sonu yine geldi. Artık sızıları kadını uyarıyordu. Birden sızlayan kalçalarında bir ıslaklık hissetti, ıslak bir sünger geziyordu cildinde özellikle de canı acıyan yerleri seçtiği de belliydi.

Kadının bu durumun tadını çıkarması da gerekiyordu, biraz önce hakkında pek de emin olmadığı efendi şimdi onunla ilgileniyordu. Kendisini daha çok ait hissetmeye başlamıştı. Bedeninin artık onun malı olduğunu kabul ettiğini düşünüyordu.

Kulaklık kulağından çıktığında bir müzik dinlemekte olduğunu hatırladı. Birden sessizlik basmıştı ortalığı. Çok geçmeden gözleri de çözüldü, ortalık çok da aydınlık değildi, ne zaman olduğunu fark etmemişti ama perdeler kapatılmıştı, kapalı gözlere göre daha aydınlıktı ama çok da gözleri kamaşmamıştı.

Efendisi ona yüzünü gösterdiğinde az öncekine göre ne hissettiğini sorguladı kendi kendine. Aslında sanki o bir başkasıymış hissine de kapıldı ama elindeki spatulanın sapı ile burnunun ucundan dudaklarına inip araladığında gerçekliğin biraz farkına vardı. Dahası vajinasına dokunduğunda geldi, kadın yutkundu. Bir süre oyundan sonra efendi hassas olan bölümlere odaklandığında gözleri bir refleks olarak kapandı. Bu keyfi takiben saniyeler içinde yüzüne inen bir ve canını acıtan şaplak ile bölündü. Bunu hiç bir şekilde tereddüt içermeyen yüksek ve tok bir ses takip etti.

- Gözünü kapatmayacaksın, gözlerimden de ayırmayacaksın!

Kadın maillerinden hatırladığı tek şeyi söyledi.

- Emredersiniz efendim!

Bunu bilinçli olarak söylememişti, öylece dökülmüştü dudaklarından. Gözleri sürekli efendisinin gözlerini takip ediyordu artık gördüğü sürece. Menzilinden uzaklaşınca tekrar yakalamak üzere başına doğru bakıyordu. Efendi durumu biraz zorlaştırıyordu, artık klitoris civarına daha sertçe çalışmaya başlamıştı parmakları ile. Gözlerini açık tutmak çok zor oluyordu ama bu duruma da alışmaya başlamıştı bir yandan da. İnsan bu, her şeye alışıyordu... Efendi yüzüne gözler açık durumdayken bir şaplak daha indirdi, gözleri hareketten dolayı biraz kırpılmıştı ama tekrar açması an meselesi olmuştu, efendi bunu görmüştü, kadın da gördüğünü görmüştü ama efendisi görmezlikten geldi. Efendinin kendisini hataları ile de çok fazla sorgulamadan kabul ettiğini düşünüyordu kadın.

- Gözlerini kapatabilirsin
dedi efendi sakin bir sesle. Sanki bir seçenek değildi bu, emir telaki etti ve hemen kapandı. Kadın dudaklarında efendisinin önce soluğunu sonra kendi dudaklarını ayıran dilini hissetti, bunu klasik ama teni zorlayan bir öpüş takip etti. Efendisi bunu çok uzatmadı, böyle olması kadına çok alışılmamış geldi, pek de memnun değildi, ama efendisi böyle istemişti, böyle olacaktı, yapabileceği onun tercihlerine uymaktı o da bunu yapıyor olmakta kendisine bir mutluluk yarattı.

Efendi kadının arkasında ellerini birleştiren giysiyi çekti ve kadının elleri serbest kaldı.

- Yatağa uzan

dedi efendi yine bas bir ses tonu ile. Kadın yatağa yattı, nasıl yatacağı konusunda inanılmaz bir acemilik yaşıyordu.

- Böyle mi efendim?

dedi.

- Kendini bırak, ben nasıl olmasını istiyorsam öyle yaparım

Efendi kadının ellerini kadının başının üstünde yastıkta duracak şekilde elleri ile yönlendirdi. Bacaklarını birleştirdi, kadını öylece bırakıp odadan çıktı. İçeriden gelen sesleri duyuyordu, kapılar açılıyor kapanıyordu. Her türlü mahremiyetine giriliyordu. Bu durum kadını rahatsız etmiyordu pek. Normalde bir kişi bunları yapacak olsa, peşinden gidip en azından ne yaptığına bakardı. Burada her seste kendisini daha çok teslim olmuş hissediyordu. Bu da ona çok garip bir mutluluk yaşatıyordu. Tek endişesi efendisinin umulmadık bir soru sormasıydı. Bu konuda kendisini çalışmadığı yerden soru çıkmış bir öğrenci gibi hissetme olasılığı vardı ama her ne sorulursa her açıklamayı olduğu gibi yapmaya da hazırladı. Hoşgörüsü konusunda da bir güven hissediyordu artık.

Önceki bölüm | Sonraki bölüm

9 Mayıs 2015 Cumartesi

BDSM Hikayesi: İlk Teslimiyet - IV

Kadın, göğüs başlarında bir soğukluk hissetti, metalik bir soğukluktu, efendi bir şey gezdiriyordu. Bu gezen şeyin ne olduğunu, efendinin ne yapacağını merak ediyordu.

Bunun göğsünü kıstıracak bir şey olduğunu meme başında acıyı hissedince anladı, kıstırılan göğsünün acısı nedeniyle inlemesi tamamlanmadan bu diğer göğsünde de tekrarladı. Ellerinin arkasında, harekete izin vermeyecek şekilde bağlı olması göğsündeki acımaya karşı çaresiz oluşu ile birleştiğinde çok garip bir his haline geliyordu.

Kadın dudaklarını ısırıyordu, bunu bilinçsiz bir şekilde yapıyordu, acıdan mı, yaşadığı çaresizlikten mi yoksa cinsel uyarımdan mı kaynaklandığını o da bilmiyordu.

Ama bu umurunda da değildi... Bu hissi başka şekilde yaşayamazdı.

Sağ göğsünde sızı değil ama  baskı bir anda biraz rahatladı, bağlı şeyin çıkartılmış olduğunu tahmin ediyordu, zira halen diğerinden farksız olarak, hatta belki de daha fazla acıyordu. Ta ki, efendisinin ıslak dilinin meme ucu etrafında döndüğünü hissedene kadar...

Bu rahatlık tıpkı ileri derecede idrarına sıkışıp tuvalete gitmeye benziyordu. Efendisi dilinin ucu ile meme başının ezilen yerleri takip ediyordu. Dudaklarına değen metal şeyi hissettiğinde sıranın diline veya dudaklarına geleceğini düşünmüştü, ama yanılıyordu, efendisi ağzına serbest şekilde bırakıp ağzını kapattığında dili ile bunun bir kağıt kıskacı olduğunu anladı. Efendi bilerek, kıstırmadan ağzı ile tutmasını, hissetmesini, ne olduğunu bilmesini istemişti. Kadın ağzında dili ile çevirmeye başlamıştı kıskacı. Diğer göğüs ucundakinin canını daha çok yaktığını efendi bunu gevşettiğinde anladı. Halen acıyordu, efendinin dilini hissediyordu ama göğüs başının kenarını dişiyle ısırıp kanatmış olduğunu hissetmemişti.

Birden vajinasına umulmadık bir şaplak ile sıçradı, çok sert değildi ama bunu hiç beklemiyordu. İkincisi gelir diye bekledi, kendisini hazırladı. Herhangi bir şey gelmedi. Herhangi bir gölge görmediği herhangi bir ses duymadığı için hiç bir fikir de yürütemiyordu.

Kadın ayakta durmaktan yorulduğunu hissediyordu ama bunun asıl nedeni, ne olacağını bilmediği için psikolojik durumundan dolayı dizlerinin titremesiydi, dizlerinin bağı gevşemişti,ayakta durmak için çaba sarf ediyordu. Aradan ne kadar geçtiğini bilmiyordu ama kalçasına şaplayan şeyi hisetmişti ve bu sefer gerçekten acıtmıştı, bu bir tokat olamazdı, acıyordu. Artık beklemek garip bir acı haline gelmeye başlamıştı. Sızlaması devam ediyordu.

Efendi gidip yatağa uzandı, ellerini ensesinde birleştirdi ve yarı oturur şekilde çıplak kölesini  izlemeye başladı. Mutfaktan getirdiği mutfak spatulasını biraz acımasız kullanmış olduğunun farkındaydı ama etkisi görülüyordu. Neresine ne geleceğini bilmeyen kölesinin artık dizleri titremeye başlamıştı. Kölesi kendi sesini taktığı kulaklık nedeniyle duyamadığı için inlemeleri de doğal bir şekilde ağzından dökülüyordu. Kölesi garip sesler çıkartıyor, arada bir kafa sesi çıkıyordu dudaklarından, bu sızan sesler efendiye doğru yolda olduğunu söylüyordu. Çok net değildi ama sonuncusu açıkça "yapsın artık ne istiyorsa, yapabileceği her şey hiç bir şey yapmamasından daha güzel olacak, bir bok hissetmeyeceğim" demişti. Efendi kölesinin bu durumunu büyük bir zevkle bir süre izledi. Sıkıldığında ayağa kalktı ve nefesini hissetmesine izin vermeden, kendini hissettirmeden kölesinin bedeninin detaylarını inceledi.

Spatulanın göğsüne inmesi ile canı yanmasına rağmen kadın çok rahatlamıştı, Üzerinden bir yük kalkmış gibiydi. Dizlerinin titremesi bile kesilmişti artık. Bu sefer farklı olarak o kadar beklemeden, bir kaç saniye aralıklarla sağlı sollu iniyordu o şey, bir kaç defadan sonra kalçaya da rastgele iniyordu arada. Bu hali canını daha çok yaksa da kendini çok daha iyi hissediyordu beklemeye göre. Dili dolaşır şekilde "elinize sağlık efendim, lütfen benden temasınızı esirgemeyin" dedi. Ancak efendisi o beklenmediklik durumunu kısa süreli olarak yaratıyordu, aksak bir aralıklarla düzensiz olarak kadının göğüs ve kalçalarına iniyordu.

Önceki bölüm | Sonraki bölüm

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Neden 25+ Yaş

Cinsellik ve benzeri bedensel paylaşım aktiviteleri için yasal sınır 18'ken ben neden 25+ diyorum. Bunu anlatmaya çalışacağım. Bazen kendi kendim sorarım, insanların önemli bir bölümü ilişkide neden yaşıtları civarını tercih eder diye? Prensip olarak "genç, taze daha iyidir" diye manav usulü bir tercih çok basit bir mantıkla geçerli olabilirdi.

Bedeni körpecik "huriler" aslında daha çok bizim çakma dindarların konusu, adamlar "cennette çıtırlar bize verecek" gibi bir kafayla ibadet ediyorlarsa vah zavallı açlar vah... derim. Ha, işlerini öbür dünyaya bırakmayanları da var tabi.

Ama bende öyle değil. İstatistikle sabit, itiraf edeyim, şimdiye kadar 25 yaş altı kimse ile BDSM konusunda dikiş tutturabildiğim söylenemez. Bir Yeliz vardı en genç, tanıştığımızda 26 yaşındaydı, ben de 39 falandım sanırım.

Galiba benim favorim hep 26-35 arası oldu.

Bu bence sosyal ve iletişim boyutu olan bir konu, beklentiler ve geçmiş tecrübeler hayata bakış şeklini ve diğerini anlama şeklini değiştiriyor tarafların.

Biraz genelleme dolu olacağını şimdiden söyleyebilirim.

Genç olduğunda karşı cinse biraz daha arayış odaklı bakıyor insanlar, önünde uzun bir gelecek oluyor ve çoğunlukla "cinsellik ve ilişki" konusunda ne aradıkları konusunda çok da emin olmuyorlar. Bu arayış yaşıtları ile ilişkilere de yansıyor tabi, kısa ve arayış dolu. Bu arayış sırasında yolu BDSM'den geçenler oluyor, muhtemelen bu yazıyı okuyan siz de bunlardan biri olabilirsiniz.

Bu yaşlarda kişilerin evlilik hayatına bakışı da olduğundan fazla mükemmelleştirilmiş veya en azından idealleştirilmiş olduğundan, bu kavramı eskitmemiş olduklarından benim hem nasıl evli hem de BDSM'yi dışarıda yaşamakta olduğumu anlamakta güçlük çekiyorlar. Bu konuda bazen onlar beni suçlamakta, bazen hakaret edip fırça bile atmaktan çekinmezken ben onları suçlamıyorum. Orson Welles'in bir şarkısı vardı; "Ben genç olmanın ne olduğunu bilirim ama sen yaşlı olmanın ne demek olduğunu bilmezsin" gibi. Hani o kadar da yaşlı değilim ama idealist olup da BDSM konusunda bana yazmalarını da ben anlayamıyorum...

25+ tercihimde etkili bir konu da BDSM'den önce insanların normal bir cinsellik sürecini tatmış olmaları, buna rağmen bir arayışa girmiş bulunmaları gerektiğini düşünmem. Varsaymak zorundayım ki bana yazan insanlar 18'leri civarında cinsellliği aktif yaşayabilmişler ve 25'lerine geldiklerinde bu işin öyle veya böyle alternatiflerini aramak durumuna gelmişler.

Cinselliğim daha yeni bir olgu olduğu gençler için BDSM'ye ilginin sadece bir merak konusu olduğunu düşünüyorum. Bence aslında biraz da yanlış bir merak, sert seks ile BDSM bu konuda biraz birbirine karışmış oluyor bu yaşlarda.

İlerleyen yaşlarla insanlar cinsellikte bazı eksiklikleri veya yeni heyecanları aramak için yelken açıyorlar (bir genelleme daha). Çocuğunun olması, cinsel partnerlerin birden fazla olabilmesi hayatın bazı unsurları olarak kabul edilebiliyor. En azından "vardır bir nedeni ve beni de ilgilendirmez" denilebiliyor.

Tabi yaşı 30'ları bulmuş ancak cinsellik konusunda 18'inde gibi taze olanlar da yıllarca böyle taze kalabilenler de var. Bunun tersine 20'sine varmadan hayatın sillesini yemiş olanlar da. Ama ister gecikmiş tecrübe olsun, ister erken gelen tecrübe olsun, yıllar evet, bazı şeyleri değiştiriyor.

Bana 18 altı olarak yazanlara daha çok çocuk muamelesi yaptığımı 18-25 arası olanlara biraz kültürel öğretmenlik yaptığımı (BDSM'nin aslında aradıkları şey olmadığı sonucuna varmaları ile sonuçlanması ile) söyleyebilirim. 25+ üstü için potansiyel bir partner gözüyle baktığımı belirtmeliyim.

2 Mayıs 2015 Cumartesi

BDSM Hikayesi: İlk Teslimiyet - III

İki taraftan çıplak omuzlarına değen parmakları hissetmişti kadın. Yavaş yavaş kollarını izleyerek aşağı doğru iniyordu bu his. Efendi kadının bileklerine geldiğinde durdu, bileklerini sert bir şekilde kavradı ve arkasında kalçalarının üzerinde birleştirdi.

Kadın, üzerindeki ince geceliği zar zor hissetmesine rağmen yukarı kaldırıldığını hissetti, geceliğin geniş dekoltesinin kolaylaştırdığı şekilde boynundan çıkarılıp ellerine kadar geldiğini hissetti. Gecelik, arkasında ellerini bağlar durumdaydı. Efendi geceliği biraz daha sıkıştırdı ve bağ olarak kendiliğinden çıkmayacak halde bıraktı. Kadının elleri arkasında bağlıydı.

Sert bir emirle irkildi kadın; "Bacaklarını arala"... Kadın araladı... Ses boynunun yanındaki ağızdan gelecek kadar yakındı."Dediğimi doğru yap, arala...". Efendinin yeterli bulmadığını anlamıştı, iki yana daha çok açtı kadın. Bu hareket onu uyarmıştı, ıslanıyor olmalıydı. Bunun hayali bile onu titretebilirdi ama gerçeğe geldiğinde durum biraz farklıydı. Merak duygusu cinsel hisleri ile karıştığında farklı bir etki yaratıyordu, neler olacağını merak ediyordu.

Kalçalarının yuvarlıklarında ellerin dolaştığını hissediyordu. Boynunu hafifçe geriye attı kadın, bunu bilinçli yapmamıştı, belki de bilinç dışı bir mesajdı. Öyle görünüyordu ki mesaj alınmıştı, kulak memesine önce dudaklar değdiğini hissetti, sonrasında ise dişlerin arasında kaldığını... Eller bedeninde yukarı doğru kaymıştı, göğüslerine ulaşmış, meme uçlarını parmaklar arasında tutuyordu. Meme uçları pek alışık olunmadık şekilde sıkılıyordu, hiç kimse daha önce burasıyla bu kadar acımasızca oynamamıştı.

O beden nedensizce ani bir şekilde kendisinden ayrıldı... Efendisine bir kusur yapmış olduğu endişesine kapıldı kadın. Neyi yanlış yapmış olduğunu düşünüyordu. Aradan dakikalar geçti, bir süre sonra kulaklarına kulaklık takıldığını hissetti. Arka planında doğadan sesler olan new age türü bir şeyler çalıyordu, daha önceden çok ilgisini çeken bir müzik değildi bu ancak gözlerindeki eşarptan dolayı görememesi ile birleştiğinde bütün mesaj ortamı artık bedeni olmuştu.

Önceki bölüm Sonraki bölüm





BDSM Hikayesi: İlk Teslimiyet - II

Daha önce yatak odasının kapısının gıcırdamakta olduğunu hiç fark etmemişti, kapı gıcırdayarak aralandı. Kadın nefesini tutmuş her sesi dinlemeye çalışıyordu.

Bir süre hiçbir şey olmadı, adam kadının nefesini tutmuş, stres içinde beklediğini iyi biliyordu ve bunun fiziksel ve psikolojik bir dayanma noktasını beklemeye kararlı görünüyordu. Bu aynı zamanda kadının rahatlama ve "tamam, devam edelim" sinyaline kadar; derin nefes alışverişine kadar devam edecekti.

Kadın derin bir nefes aldı verdi, bu bir "hazırım" sinyaliydi. Nefesini verirken "ne olacaksa olsun" diye düşünüp vermişti zaten. Verip aldığı o solukla başka bir dünyaya adım atmıştı sanki... Gerçekten O'na şu anda teslim olduğu geçiyordu aklından.

Sessizliği adamın sert sesi bozdu... "Kalk ve duvara yüzünü ver"... Bu ilk temas sayılabilirdi... Adamın sesi çok yakından geliyordu.

Üzerinde incecik bir gecelik vardı, önceki konuşmalarında çıplak olunmasını istememişti efendi. Ancak üzerinde de tek giysiden başka bir şey olmaması konusunda bilgi vermişti, tek bir takı bile istemiyordu...

Kadın kalktı ve yatağın ayak ucu tarafında boş olan duvara doğru ilerledi. Bir süre sonra yatağın gıcırdadığını duydu, efendisi kendi boşalttığı yatağa oturmuş veya uzanmıştı. Muhtemelen kendisini izliyor olmalıydı.

Kadın ne kadar süre geçtiğini bilmiyordu, kalbinin temposu sakinleşmiş ve düşüncelere dalmıştı. Arkasında kendisini birinin sürekli olarak izliyor olması fikri ona çok normal gelmeye başlamıştı.

Bir ara yatakta bir hareket sesi duydu ama bunu bir şey takip etmedi. Sanki efendi yataktan kalkmıştı. O ise artık nerede olduğu konusunda endişesiz sadece normal bir merak duyuyordu.

Boynunda bir nefes sıcaklığı hissetti. Efendi yakındı, hem de çok.

Kendi üzerine ne düşerse koşulsuz yapması gerektiğini düşündü...

Önceki bölüm Sonraki bölüm

1 Mayıs 2015 Cuma

BDSM Hikayesi: İlk Teslimiyet - I

Genç kadın ilk defa BDSM partnerle buluşacaktı. Daha önce bu adamla yapmış olduğu yazışmalar ve telefon görüşmeleri yanında bu gelişmeler kendisine çok ama çok daha canlı geliyordu. Çok uzun süredir BDSM konusunda araştırmış, bir bölümü porno olan çok sayıda filmden bunu öğrenmeye çalışmıştı. Bilgi, izleme ve hayaller ona artık yetmiyordu; BDSM'yi zihninde canlandırmak hoştu, sınırsızdı, her şey istediği gibi oluyordu seçimleri tesadüfi olmadığından. Gerçekten bunu yapabilmek ise hep bir mit olmuştu ve bir yandan biraz ürpertici, bir yandan da komik ve suni geliyordu. Henüz yaşamamış olduğundan buna dışarıdan bakarak bu şekilde algıladığının da farkındaydı.

Kafasından bu düşünceler geçerken dairesinin kapısı apartmanın girişinden çalındı... Gelen o olmalıydı... Kapı açma düğmesine bastı. Zor duruma düşürecek kötü bir tesadüf yaşanmaması için kapıyı çaldıktan sonra mesaj da atacaktı. Daha önce konuşulmuş olduğu üzere cep telefonuna gelen SMS'in sinyalini duydu genç kadın, heyecandan içeriğine bile bakmadan daire kapısını araladı. Asansörün sesini dinledi, kendi katında açıldığında kapıyı aralık bırakarak hızlı bir şekilde yatak odasına koşturdu. Kılık kıyafet ile uğraşmadı, onları yarım saat önceden giymişti bile. Yatak odasında gözlerini siyah eşarp ile bağladı ve sırt üstü olarak yatağa upuzun uzandı.

Kadının yapacağı, yapması gereken bir şey yoktu. Bu saatten sonra artık başına gelecekleri kendisinin belirleyemeyeceğini, belirlemeye kalkarsa beklediği tatmini tam tersine olumsuz hale getireceğini biliyordu. Kaderi başkası, o adam çizecekti artık.

Yatak odasına giden koridordan sakin sakin yürüyen ayak sesleri gelirken yatağına uzanmıştı... Bekliyordu...

Sonraki bölüm

15 Şubat 2015 Pazar

Bu Nasıl Bir Kafadır?

Gencecik kıza vahşice tecavüz etmek, onu hunharca öldürmek. Nasıl bir kafaya sahip olmalı insan bunu yapabilmek için? O sıfat bulamadığım yaratığın yerine kendini koymaya çalışmak falan nafile, kendini evde sizden kaçan bir hamamböceğinin yerine koymak bile mümkünken bu insan dışkısından pis ve değersiz herifi, herifleri anlamak insan için mümkün değil.

Yolculuk yapacağını, son durağına varacağını sanırken araçtaki bir takım yaratıklar tarafından tecavüze uğrayıp feci şekilde öldürülen kızımız Özgecan'dan bahsediyorum.

Bir de tahrik etmiştir falan gibi saçmalayan kafasını o adamdan veya adamlardan daha az sakat görmediğim kişiler çıktı.

Bu karşılıklı zevkler için fanteziler üzerine konulu bir blog, herkes gönüllü ve yaptığında istekli. Ama nasıl bir kafa yapısıdır bu katillerinki, onları savunanlarınki, biri lütfen anlatsın.

Dokuz yaşındaki kız çocuğu ile evliliği (adı evlilik, kendisi tecavüz) konu edenlere daha sıra gelmedi, o kafa da bu potansiyelde, belli.

10 Kasım 2014 Pazartesi

Camisk


Gor Hikayelerinde Kajira (Dişi köle) kıyafetidir Camisk. Kajira'dan bahsettiğim bir önceki yazımın resimlerinde bunu giymiş bir Kajira (gerçekte manken tabi) örnekleri bulunuyor. Çeşitlendirmek için bu yazımda başka örnekleri de vermek istedim.

Sarı ve mavi olan resimlerdekiler online satış sitelerinden. Beyaz giymiş manken ise photo stock'tan alınma, telif hakkı doğurmamak için küçük yayınlamam gerekti ama sanırım ki fikir veriyordur.

Bunu ilk olarak Belgin ile konuşmuştuk zamanında, kumaş alındı falan ama kaynadı gitti, o da uğraşamadı ben de. Diğer taraftan Ezgi elindeki imkanlarla benzerini yaptı ama görmek mümkün olmadı. Kısmet Eylül'eymiş.

Eylül tamı tamına benim çizimimdeki gibi yapmadı, resimlerden gördüğünü hazırladı. Ne de olsa yetenek başka bir şey :-) ve kadınlarda moda algısı erkeklere göre çok daha iyi. Eylül bunu giydiğinde gerçekten şimdiye kadar gördüğüm en çekici gecelik ortaya çıktı. Gerçekten çok yakışmıştı.

Bu kıyafetin özelliği nedir diye düşündüm onu bu kadar farklı hale getiren. Toparlayabildiklerim şunlar oldu;
  • Öncelikle çok basit bir kıyafet. Bir köle değerine çok uygun, işi görecek minimum maliyet. Kölenin de kendisini basit görmesi mantığına da çok uygun.
  • Çok kolay çıkartılabiliyor, kemeri çözdüğünüz anda köleniz anadan doğma kalıveriyor. Bu kolay giyilmesi anlamına da geliyor ama işin bu tarafının kime faydası olur bilemiyorum.
  • Kıyafet çıkartılmadan kölenin her etinden kolaylıkla yararlanılması mümkün ve gerçekten bu şekli erkek için çok da uyarıcı.
  • Kölenin cinsel uzuvlarının adi şekilde görülmesini engelliyor ama oralarının varlığını sürekli vurguluyor.
  • Normal bir gündüz kıyafetinin çok iddialı kalacağı şekilde bazı vücut bölümlerini ortaya çıkarması (Kalçaların yan kısımları, göğüslerin yan kısımları gibi). Başka bir ifade ile "Süper yırtmaç" etkisi.
  • Kölenizin neresini isterseniz orasını bağlamanıza engel olmayacak bir kıyafet. Neredeyse her pozisyonda, bağlı veya sabitlenmiş durumdayken kolayca giyilip çıkartılabilir. Tek deliği baş deliği olduğundan tipik olarak bağlı durumdayken çıkartılıp giyilemeyen külot, çorap, t-shirt engelleri yok.
  • Genellikle dar veya geniş gelmeyen bir kıyafettir ve uzun kısa ince kalın, iri göğüslü veya küçük göğüslü neredeyse bütün kölelere uyar.
Diğer yanda bu kıyafetin taşıması gereken bazı olmazsa olmazları var;

  • Pahalı bir malzemeden yapılmamalıdır. Zevke göre keten çuval kumaşı kullanılabilir ki aslında bu konseptine daha uygundur. Ancak saten ve benzeri seksi gece kıyafeti kumaşların tercih edenler olabilir, bence bu da oldukça çekici duruyor.
  • Şeffaf kumaştan olmamalıdır. Unutulmamalıdır ki bu kıyafet mağazalarda satılan tülden vb. mamul seksi iç giyim kıyafetinden biraz farklıdır. Bilmiyorum, belki ben sevmediğim için kişisel yorumum da olabilir.
  • Beyaz, kırmızı, pembe, turuncu renkler daha uygundur. Sarı, yeşil ve mavi renkler (her ne kadar resimlerdeki mankenler bununla seksi dursalar bile bu onların seksiliği) çok uygun değildir. 
  • Kölenin boyuna ve kilosuna göre "ideal" boyutları değişebilir ama diz altına inmemeli, süper mini etek veya şort giymişçesine kısacık olmamalıdır.


Eylül'ün nasıl yaptığını blogumda yayınlamak üzere sordum. Gönül ister ki onun güzel vücudu üzerinde burada sergileyebileyim. Ama her yiğidin yoğurt yiyişi farklı. Bedeni ile deşifre edilmek istemediği için yapmış olduğu camisk'in kumaşını soldaki gibi sergileyebiliyorum. Sadece biraz virgülüne dokunarak Onun ifadesi ile yayınlıyorum;

Eylül'ün Kaleminden;

Boyu 1,5 metre Eni 50 cm dikdörtgen şeklinde kumaştan yapılıyor. Bu ortalama bir boya göre ölçü, omuz genişliğine göre en ölçüsü değişiklik gösterebilir. Bunun için net ölçü omuz hizasının bitimi olarak ayarlanabilir.

Ben jarse kumaş kullandım, farklı kumaş seçeneğinde ölçülerde değişiklik olabilir.

Bu kumaşı boyuna ve enine olmak kaydıyla dörde katlayarak kumaşın tam orta noktasını buluyoruz, bunu ölçerek de yapabiliriz.

Orta noktadan itibaren 45 cm. kadar kesiyoruz. Bu da vücut ölçülerine göre değişiklik gösterebilir. Net ölçümüzü göğüsün 15cm kadar altına kadar olacak şekilde ayarlayabiliriz. Tespit ettiğimiz orta nokta ensemize dayanacak şekilde boynumuzdan giyiyoruz. Kumaşın boyundan başında kesmiş olduğumuz eni 10 cm boyu 1,5 metre olan kuşağımızı göğüs altından bağlıyoruz ve camisk'imiz hazır :)









9 Kasım 2014 Pazar

Kajira



John Norman'ın klasikleşmiş serisi olan olan Gor hikayelerinde (Chronicles of Gor) çizdiği kastlardan biridir kajira. Efendilerine her şekilde hizmet veren bir dişi sınıftır.

Gor hikayelerinin ve Gor kültürünün çok detayına girmeyeceğim, engin denizdir, isteyen inceler araştırır. Ben devam etmeden önce bir araştırın derim. Wikipedia'da Türkçe bir şeyler de bulabilirsiniz.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Gor_(Chronicles_of_Counter_Earth)
http://tr.wikipedia.org/wiki/Kajira

Burada aslında Kajira kavramını biraz eşelemek istiyorum. Wikipedia editörleri aslında bayağı güzel bilgi toparlamışlar, kendilerini tebrik etmek isterim. Ancak ansiklopedik bilginin dışında modern D/s açısından da biraz yorumlamak gerekiyor.


Kajira bir köle ama gönüllü olup olmadığı hakkında somut bir yoruma rastlayamadım, seriyi bir okumak lazım. Bu durum okurun da, yazarın da, aslında pek kimsenin umurunda da değil galiba. “Tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bak” örneğindeki gibi ya seve seve ya da sike sike köle olacak kız. Bazıları kader kurbanı, bazıları için geyşa, bazıları içinse cariye kavramları ile pekiştirebilir. Ama Gor öyle bir kültür ki herkesin yerini kastlar şeklinde belirlemiş. Bu da belirli bir kastın başka birine ait alana girmesine izin vermiyor. Geyşalık’ta da, Cariyelik’te de durum aynı değil mi? Halbu ki bugün özgür irade ile “özgür olmama” seçilebiliyor.

Bu bana Türbanist kafalı hocaların ve kocaların kadınlar için “kapanmak için özgürlük mücadelesi” dilemma’sını hatırlatmakla birlikte o derece yaygın olarak pompalanmadığı için pek de önemli değil.

Gönüllülük varken niye böyle kaderi işin içine sokar ki sayın Norman diye düşünürüm, aslında yanıtı da belli: Gerek olmadığından, kendini kasmamış sayın Norman. Kendisi bir düzeni tanımlamış, isteyen okuyucu istediği karakterin yerine koyar kendini. Sonuçta burada roller her ne kadar doğuştan veya kaderle dağıtılıyor olsa bile okuyucunun istediği karakteri seçme özgürlüğü var. Eğer özel olarak gönüllü olup olmadığına takmamışsa ne önemi var. Her karakterin bir müşterisi var. Kitabın da öyle.

Kajira’nın da bol çeşitleri çeşitleri var; bakiresi, ev işi tipi, seksi olanı, kaşarlısı, hatta sucuklusu (Kajirus; Erkek Kajira).

Norman bu köleler için amaca yönelik olarak bazı duruş pozisyonları oluşturmuş ki, gerçekten hepsi ayrı ayrı incelemeye değer.

Benim hoşuma giden bir şey var ki, ister Gor stili bir zevki olsun ister olmasın her kölemin sevdiği Kajira elbisesi olan Camisk.

Camisk’i Eylül kendine dikti… Online ounumuzda giydi. Aman tanrım, bu kadar yakışan bir erotik kıyafet görmemiştim. Tamamen çıplak kalması için çıkarttırmaya kıyamadım (ama çıkarttık tabi tam bedensel sergileme sahnemiz için).

Sonraki yazımda Eylül'ün tarifi ile vereceğim bu kıyafetin nasıl yapıldığını, gerçekten çok kolay bir kıyafet. Resimlerde kıyafeti kölenin üzerinde görebiliyorsunuz, nasıl yapıldığna ilişkin tarif dediğim gibi çok yakında geliyor.

Not: Resimlerdekimanken en başarlı gördüğüm resimdir. Artık anonim olarak yayında değil, ancak wikipedia  da bunu kullandığına göre lisans konusunda sorun yoktur diye düşünüyorum.

8 Kasım 2014 Cumartesi

Kölenizden Mesaj Var

Efendi olarak yapacaklarınızın sınırı konusuna biraz değinmiştim önceli yazılarımda. Burada kölenin hislerini bir geri bildirim olarak almanın öneminden bahsetmek istiyorum.

Burada mesaj olarak kastettiğim şey ne bir e-posta iletisi, ne de yalnız başına sözlü bir ifade. Mesaj, genel olarak söylenenle ondan sizin ne anladığınızdır. Bu nedenle sizin o mesajı dinlemeniz de, doğru yorumlamanız da önem taşır.

Özellikle kölenizle yeni tanıştıysanız, tecrübesizse, siz tecrübesizseniz, sizin mesajlarınız ona, onun mesajları size biraz bozularak ulaşır. Hepsi varsa ciddi bir şansa ihtiyacınız var demektir. Aradaki eş güdümü sağlayıncaya kadar sıkmadan geri bildirim almak, yaptıklarınızın nasıl etkilere yol açtığını, olumlu veya olumsuz olarak yorumlandığını öğrenmeniz gerekir.

Ancak şu var ki, “şimdi nasıl, peki şimdi nasıl” gibi sorarsanız henüz başlamakta olan ilişkinizin içine turp suyu sıkmış olursunuz. Bunu doğru şeyler için ve doğru zamanlarda yapmak lazım.

Genel olarak şunları mutlaka yapmakta yarar vardır;

  • Kontrol listesi (Checklist) verin ve cevaplanmasını isteyin. Bu özellikle işin başındayken kölenin (bu aşamada potansiyel köle diyelim) nelerden hoşlandığı ve hoşlanmadığını puanlayabileceği net bir listedir. Sorular açık ve anlaşılır olmalıdır, bunun yanlış anlaşılan yerleri varsa zaman içinde düzelterek devam etmeniz ve sorularınıza verilen cevapları doğru okumanız (algılamanız) gerekir. Bu liste karşılıklı iletişimin kelimelerini de belirleyeceği için aynı zamanda güzel bir ısınmadır.
  • BDSM veya D/s dışındaki mesajlar için ayrı bir iletişim kanalı bulundurun, mesela belirli bir sözcük (safeword) veya belirli bir başlığa sahip mail gibi. Bu kanaldan gelen şeyleri mutlaka ciddiye alın. Ancak bu kanalın suyunun çıkmamasına da dikkat edin.

Kölenizin tutumunu, yani duygu, düşünce ve davranışını umursarsanız, onu dinlemeye ve anlamaya çaba gösterirseniz onun etinden sütünden :-) sınırlarının izin verdiği maksimum ölçüde yararlanmanıza olanak sağlayacaktır, o da bu işten maksimum zevki alacaktır. Ayrıca gerektiğinde özür dilemesini de bilin, bu sizi sadece efendi değil, aynı zamanda efendi bir efendi de yapacaktır. Tecrübe ile sabittir, tarz ve üslubunuzu değiştirmeden göstereceğiniz bu tür medeni davranışlar ve şefkat onu sizin gözünüzde düşürmez,şımartmaz, tam tersi her zaman kendisine gerekli olan güveni pekiştirir.

 O sizinle beraber olmak zorunda olduğu için değil, kendi isteği ve rızası ile sizinle beraber, bunu gerektiğinde hatırlayın derim.

7 Kasım 2014 Cuma

Emredersiniz Efendim

Bu ifade bütün sub'larımın bilinç altlarında yer etmiştir muhtemelen. Çünkü “Emredersiniz efendim” cümlesi sub'larım için kurallaştırdığım bir klişe, teyit cümlesi. Bu işin Türkçe bir standardı olmadığı için bu ifade de benim malımdır diyebilirim.

Aslında biraz askerliğe özgü bir klişe olan “emredersiniz komutanım”a çok benziyor, ama ne ben askerim ne de karşımdakinin askerlikle ilgili bir konusu olduğunu düşünürüm. Aradaki tek ilintinin ikisinin de “mutlak itaat” teyidi olması olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de kadınlar askerlik yapmadığı için pek de “bu asker lafına çok benziyor” diyen olmadı. Sadece bir kişi oldu, onun da yakınları arasında bir asker vardı.

Aslında çok anlamlı bir kelime olmaması klişe olarak kabul edilebilmesini sağlıyor, üzerinde düşünülecek fazla bir yanı yok. “Dedikleriniz benim için yorumlanmaması gereken emirlerdir, koşulsuz olarak ve harfiyen yapmaya hazırım” anlamına geliyor.

Ancak gelen pek çok geri bildirime göre; sub'lar özellikle ilk zamanlarında gerçek günlük yaşamlarında da ağzından kaçırabiliyor. Ancak zaman içinde kural olmaktan çıkıp söylenen kişiye özelleşiyor ve doğallaşıyor. Söylenmesinin doğallaşması teslimiyetin adımlarından birini oluşturuyor.

Bende yarattığı etki bir çeşit iştah şurubu gibi.

Muhtemelen çoğu sub'ımda yarattığı etki ise, muhtemelen "emir aldım, kafam rahat, günah benden gitti" şeklinde olabilir.

31 Ekim 2014 Cuma

Eylül'ün Sesi

"Kasım'a geldik, ne eylülü?" diyecekler olacaktır. Bende "aylardan değil, sub'lardan Eylül" diyeceğim. Daha önce başka bir isim vermiş olduğum (Melis), yıllar sonra bana tekrar döndüğünde bir önceki yazımda adı geçen karadeliğimin çekim alanına tekrar girip kaldığımız yerden ileri devam ettiğimiz sevgili köleciğim Eylül.

Eylül'ün benim en'lerim arasında dikkat çekici özellikleri olduğunu söyleyebilirim. Öncelikle şu ana kadar fiziği, bakımlılığı ve cehresi ile adeta manken denebilecek kadar "hoş" bir kadın. Aynı zamanda kölelik konusunda oldukça azimli ve bence kolay da dolduruşa geliyor (bu benim için iyi tabi). Kölelerimi kendi içinde birbiri ile yarıştırmak istemiyorum, hepsinin kendine göre çok sevdiğim özellikleri bulunuyor. Her birinde yeni şeyler keşfettim ve en sonuncusu da Eylül'de oldu. İznini istedim bu konudan bahsedebilmek için.

İlk olarak çook önceleri benim için göndermiş olduğu (ve blogumda da bahsetmiş olduğum) videosunu seyrederken fark etmiştim, artık o video yok, onun isteği üzerine diğerleri ile birlikte sildim, ancak yapmış olduğu eylem nedeniyle canı acıdığında sesli olarak yorum yaptığını fark etmiştim, bir şekilde yakınmaya benziyordu ama tam da değil, o zamanlar bunun üzerinde durmamıştım hiç.

Geçtiğimiz sürede web cam ile oyun oynadık biraz kendisi ile, ikimizin de webcam'i açık, yazışarak anlaşıyoruz, bu oyun onun sınırlarına yakın şeyleri içeriyordu. Mikrofonu açıktı, ben genelde sessizimdir ama o yalnız olduğu halde pek de sessiz değildi, söylediklerim, istediklerim konusunda kendine göre yorumlar yaptığını fark ettim ve bunları dinlemek için istediğim zaman bilgisayarın sesini açmam yeterli oldu. Bunlar arasında şöyle şeyler de oldu;

Daha önce aramızda geçmiş bir havuç konusu vardı, bir havucun bir nesne olarak vajinal veya anal yoldan girmesi konusunda. Bunun pek istemediği bir şey olduğunu söylemişti önceleri. Web görüşmesinde yine bu konu gündeme geldi, onun tarafından, o anda durdum ve onu biraz zorlamak istedim. Mutfağa gidip havuç getirmesini istedim.

Yerinden kalkarken "uff, nereden de karpuz kabuğu düşürdüm aklına, kendi eşekliğim, hatırlatır mısın sen, çek bakalım cezanı" gibi bir söz söyledi. Şaşırmıştım ama almaya da gitmişti. Mutfağa gönderdiğim andan beri niyetim ona biraz sub'lık stresi yaratıp D/s etkileşimi arttırmaktı, bu nedenle havucu getirdiğinde biraz gerip daha sonra yemesini isteyecektim.

Havuçla geldiğinde eline almasını istediğimde "ne yani ne olacak bununla şimdi, nimet bu" dediğini duydum. "Ye der mi acaba şimdi?" dediğimde planım bozuldu, onu duymamış numarasına yatıp biraz sevindirdim; "Isır, ye onu" dedim, gülümsemesi kayda değerdi :-) Isıra ısıra yedi. Ama tabi başka bir görüşmemizde ısırmasını istemedim o ayrı.

Belirli bir süre karşımda (kamera karşısında) ayakta dikilmesini istediğim bir pozda da söylendiğini, yorum yaptığını işittim, şu anda hatırlamıyorum ama bu da "söylenme, yakınma" türünden bir şeyler olarak geldi bana. Bu sürekli devam etti.

Peki, burada beni açımdan önemli olan nedir?

Burada benim takıldığım bir konu biraz farklı. Genellikle kölelerimle gerçek veya sanal bir iletişim içindeyken onların hoşnut olmama durumlarına karşı dikkatliyimdir ve dediklerini, seslerinin tonunu vb. dikkate alırım. Daha önce can acısı tepkisi veren çok olmuştu ama "kafa sesini" biraz da şikayet eder şekilde hiç duymamıştım.

Kendi kendilerine bulundukları durumdan yakınırlar mı? Yoksa bunu adrenalin ve reaksiyon sesleri arasında mı hissederler bunu bilmezdim.

Eylül "hem ağlarım hem giderim" misali istemiyor olsa bile ben emir verdiğim için koşulsuz olarak yapıyor olma hissini bana verdi. Bu bir yandan "istemiyor" olması yüzünden bende bir suçluluk çekincesi, diğer taraftan da "sike sike yaptırıyor" olma şeklinde garip bir haz verdi. Bu durum aynı zamanda "kendi rızasına ters olan şeyi yapıyorsa sorgulamadan her istediğimi yapar" güveni de sağladı. Kendisinden ne isteyeceğimi bilmiyorum ama şu anda ne istersem bir şekilde yapacağını biliyorum, "sevsin veya sevmesin, yakınsın, homurdansın, bağırsın çağırsın ama yapar" diyebiliyorum. Bu D/s ilişkide nirvana gibi bir şey. Sürekli bu durumda kalıyorsa efendilik hissini arttıran bir durum.

Belirttiğim gibi, kendi rızası dışında kimseye bir şey yaptırmam, ancak dediğim üzere Eylül kendisi için bu tabumu :-) yıktı devirdi. Diğer tarafta monotonluğun ötesine geçip, "bakalım bu kızla daha neler yapabiliriz" diye daha özgürce düşündürtüyor.

Aslında bununla biraz da sadistik yönümü keşfeder gibiyim, "şurada 10 yıldır kızlara yapmadığın kalmamış, daha yeni mi hissediyorsun?" diyecek olanlar olabilir, evet bazı yönlerini yeni keşfediyorum. Mesela sokaktaki kedi köpeğe taş atmaktan haz alan bazı sadistik eğilimleri olanlar var, ben sanırım bundan hiç bir zevk almam, hatta tam tersi bunu yapana sopa atmaktan büyük haz alırım. Karşımdakinin yaptığımdan zevk alması çok önemlidir. Eylül de öyle veya böyle bu durumdan haz alıyor, zorla tutmuyorum, büyülemedim (gerçek anlamında), hipnotize falan da etmedim, ama halen benim kölem, malım ve benim için bir şeyler yapmak istiyor kendi gönlüyle.

Burada benim empatik bir yaklaşımla öğrenmeye çalıştığım konu, maden yakınıp şikayet ediyor, neden yapmaya devam ediyor, bundan dolaylı da olsa bir haz alıyor mu sorusu oldu. Henüz cevaplandıramadım, Eylül'e sordum, gizemli gizemli cevaplar verdi, netleşemedim. Ya nedenini tam olarak o da bilmiyor, ya benim bilmemem anlamamam ona bir haz veriyor, ya da dolaylı olarak bir haz alıyor, üstelik yakınmaktan da haz alıyor. Belki "istemediği şeylerin kendisine emirle yaptırılması" da onun nirvanalarından.

Karadelik

Öncelikle burada bahsi geçen karadeliğin bir zenci kadının cinsel organı olmadığını sanırım ki belirtmemde yarar var. BDSM içerikli bir blogda bir gök cisminin nasıl ilişkilendirildiğini merak edenler olacaktır ama astronomi ile hiç ilgilenmeyenler buradan sonrasını okumayabilir, çünkü konunun BDSM ile tek ilgisi bizzat benim.

Karadelikler özetle şöyle şeylerdir;

Yüksek çekim kuvveti
Karadeliklerin oluşmaları yer çekimi ile ilişkilidir, bu nedenle öncelikle gök cisimlerinin çekimlerinden bahsetmek gerekli. Yıldızların da bir yer çekimi (aslında daha doğru ifade ile kütle çekimi veya gravitasyon) vardır ve bu büyüklükleri ile orantılıdır, yoksa dünya ve gezegenler güneşin etrafında dönüyor olmazdı zaten. Göreceli olarak ağır (yoğun) bir malzemeden oluşan cisimlerin görsel boyutları ne olursa olsun, çekimleri fazladır. Mesela Jüpiter (yıldız olmasa da) Dünya'nın yaklaşık 1300 katı olmasına rağmen hafif malzemeden oluştuğu için yüzeyindeki yer çekimi Dünya'nın sadece 2.5 katıdır. Yani görüntüsünden daha hafiftir. Bunun tersi de olabilirdi, kendisi küçük görünüp büyük bir ağırlığa sahip olabilirdi ki bunun aşırılığı durumunda adı geçen karadelikler oluşuyor.

Kaçan kurtulur
Bazı yıldızların kütleleri yüksektir ve bir süre sonra (nükleer reaksiyonları azaldığında) kendi ağırlıkları nedeniyle kendi içine çökmeye, küçülmeye başlarlar. Bu durum, sürekli bir sıkışma, hacmen küçülme hareketi olarak devam eder ve yıldız içindeki toplam malzeme değişmediği halde sürekli küçülür. Bu cisme karadelik denir. Bu küçülme koskoca yıldızın bir yumurta büyüklüğüne kadar küçülmesi söz konusu olabilir. Bu kadar yoğun ve çok büyük çekim kuvveti olması onun çekim alanına giren etrafındaki her şeyin ona yakalanması anlamına gelir. Işık da çok çok hafif olmasına rağmen bir çeşit maddedir ve bu yer çekiminden nasibini alır, kendi ışığını da kendi içine çeker ve kara, görünmeyen bir cisim olur. Kara mıdır, karadır, delik midir evet deliktir, çünkü ona yaklaşan şeyler içine düşer.

Karadeliğe yaklaşan bir cismin fizik kuralları gereği geriye dönme olasılığı düşer, belirli bir mesafeden sonra, ki buna olay ufku deniyor, geri dönüş imkansızdır.

Bunu niye anlattım?
Kendimle övünmeyi bir utanç konusu sayarım, burada da benzetmeyi sıkıla sıkıla yapıyorum. Efendi de olsam narsizimden ve megalomaniden uzağımdır. Ancak şu da var ki; ara vererek benden zamanında uzaklaşmış üç farklı kölemin de geriye dönüşü şu sıralar bir çekim kuvveti gururu oluşturdu bende (bu mu yani? demeden devam edin). Ben de okurlarımla paylaşmak, sevgili kölelerime bana verdikleri değer nedeniyle teşekkür etmek istedim. Belirtmek isterim ki üç sayısı benim için çok az bir sayı değildir, öyle her gün birileri ile düşüp kalkan jigolo veya ayran gönüllü değilim pek, sayı vermeyeceğim ama toplamda bir elin parmaklarını geçmez önceki partnerlerim, en azından şu ana kadar öyle (umarım bunu söylemekle kimsenin gözünden düşmüyorumdur).

Belirli bir sınırı geçebildiğimiz (sanırım ki olay ufku) bazı kişilerle ilişkimiz öyle veya böyle devam etti. Hatta orada burada D/s ilişkilerinde sürtüp yıllar sonra geriye dönmek şeklinde de oldu. Birinde ilk provakasyonun benden geldiğini itiraf etmeliyim tabi :-).

Bir araya gelişin bir süre sonra tekrar kopmuşluğu da oldu ama bu olumlu diyaloglarla, ex-partnerimin kendi başına başarısızlığı durumunda "geri dönüş bileti cebinde" olarak oldu.

Çok fazla kişiyle çok kolay anlaşabildiğimi iddia edemem, özellikle efendi veya switch (Hem efendi hem köle) kişilerle başlayan yazışmalar, 25 yaş altındakilerle olan yazışmalarım her iki tarafı da bir süre sonra "bayar". Niye bilmiyorum ama bu hep böyle oldu, tabi bu "kendi kendini gerçekleştiren kehanet" türü bir şey de olabilir, belki şartlanıyorum, belki de ortak paydalar veya uygulama alanları yetmiyor. Olumsuz olarak gerilerek ayrıldığım olmadı mı? evet oldu, bunlar için gerçekten üzgünüm, suç bende de olabilir onda da bunu aramıyorum ancak bu ilişkilerin belirli bir eşiği geçmemiş olması beni avutabiliyor.

Demem o dur ki, bir defa çekim alanıma giren bir sub belirli bir sınırı geçebildikten sonra (ki bu muhtemelen güven ve teslimiyet sınırıdır) orada kalabiliyor veya geriye dönebiliyorsa öyle veya böyle bir çekim alanım vardır, görünenimden daha büyük bir öze sahip oldğum, güvenilir ve sub için tatmin edici olduğum hakkında olumlu bir geribesleme olarak görüyorum.

Bu ara kimseyi korkutmayayım, burada karadelik gibi dönüşü imkansız olma durumu sadece basit bir benzetme. Ne kimseyi hipnotize ediyorum ne de zorluyorum. Ancak görünen o ki devam etme isteği oluşturabiliyorum. Bundan da mutluyum.

21 Eylül 2014 Pazar

Bir Sanal BDSM Oyunu: Düşüren Sorular

Köle ve efendi arasında online (yeni adı çevrimiçi miydi?) oynanabilecek D/s oyunu aradınız mı hiç? Bulan buraya yazsın lütfen, çünkü yok… Türkçe falan değil, dünyada da yok veya var ama herkes benim gibi kendisi ile köleleri arasında gizli tutuyor.

Her yeni tanıştığım köle adayı ile zevkle oynadığım, teslimiyetin ve samimiyetin oluştuğu bir oyun “Düşüren Sorular”. Bilgisayarınıza indireceğiniz türden bir şey değil, mail ile oynanıyor. Birbirini tanımayan, biri bir sorumluluğu teslim alacak diğeri güvenip de kendini teslim edecek olan birbirini tanımayan iki kişi arasındaki D/s ilişkinin startını sağlamak için gayet başarılı olduğunu düşünüyorum.

Şunu belirtmeliyim ki şimdiye kadar yaşadığım D/s ilişkilerimin tamamı internet üzerinden başlamıştır. İlişkinin bir araya gelinceye kadarki kısmı da internet üzerinden karşılıklı hazırlıkla olmuştur. Bu nedenle karşılıklı güven ilişkisinin çalmanın, çırpmanın, üç kağıt açmanın kolay ve yoğun olduğu, çok zor bir ortamda yani internette gelişmesi ayrı bir zorluk yaratıyor. Yanlış anlaşılmalara, gereksiz endişelere, kısacası iletişim incelmelerine çok çok açık.
Öncelikle söylemem gerekir ki bu yazım oyunu tam olarak anlatan bir yazı değil, daha çok bir tanıtım veya giriştir.

Yaklaşık 5-6 yıl ve hatta daha uzun süre oldu ilk oyunu oynayalı. İlk deneğim Yeliz olmuştu, ama o zamanlar bu oyunun adı yoktu. Sonradan Melis (İsmi artık Eylül) ile oynadığımda “isim annesi” o oldu. Nedenine sonra geleceğim.

Peki neye benzer bu oyun be hey Sabri?

Üzülerek fazla detayına giremeyeceğim ama birkaç kopya vereceğim. Oyun temel olarak potansiyel efendinin mail aracılığı ile soru sorması, potansiyel kölenin de soruları çok kısa sürede aynı kanaldan yanıtlamasına dayanıyor. Süresi belirli, bir veya iki saat gibi önceden efendi tarafından belirtilmiş ve üzerinde anlaşılmış bir süre boyunca oynanıyor. Bu süre boyunca bilgisayarın başından ayrılmak veya başka bir işle ilgilenmek köle için yasak. Oyunun kuralları net olarak köleye gönderiliyor, kölenin “hazırım” cevabı ile bu süre başlıyor. Bu oyunu oyun yapan kurallar var, geneli basit, bunlardan biri “kölenin en fazla 2 dakika içinde cevap vermesi”, bir diğeri ise ”efendinin herhangi canının istediği bir zaman soru sorması”. İşte bu iki kural bu oyunu D/s oyunu yapan kural. Bu iki temel kural ismine kaynaklık etti. Melis’in çalan kapıya bakması, yine telaş ve heyecan içinde yerine dönerken sandalyeden düşmesi  ve düşmenin de birden fazla olması sonucu “Düşüren Sorular” ismi ortaya çıktı.

Bu oyunda soruların içeriği çok önemli ve bu soruların bazı koşulları olabiliyor, mesela hepsinin tam cevaplanmak zorunda olmaması gibi detaylar bulunuyor.
Bunun ötesinde sorulan soruların içeriği, efendinin bu oyunu yönetmedeki başarısı, doğru soruları doğru zamanlarda sorması ve genel olarak doğru zamanlamalar oyunu zevkli yapan şeyler, yoksa öyle kuru kuru bir boka benzemiyor oyun. Bu oyununa genellikle efendinin “Oynayalım mı?” sorusuna verilen “Oynayalım bakalım neymiş” cevabı ile başlanıyor. Efendi tarafından ustaca yönetilmiş bir “Düşüren Sorular” oyunundan sonra son soru olarak “Devam etmek istiyor musun?” sorusu efendi tarafından sorulduğunda eğer gerçekten köle potansiyeli varsa “Evet, lütfen efendim! Devam edinn.” cevabı alınıyor.

Oyun sonunda efendi tarafından bir değerlendirme yapılıyor, hatalar, süre aşımları, cevapsız kalan sorular ceza puanı olarak değerlendiriliyor. Bunun sonunda ceza puanına göre köleye ilk cezası veriliyor, ancak bunun bir ödül veya ceza olacağı efendiye ve kölenin tavına bağlı olarak değişebilir. Bu tav durumunu da soru cevaplardan çıkarabilmiş olmak efendinin bir becerisi oluyor.
Bu kadar anlatımla bu oyun oynanır mı bilmiyorum ama oynamak isteyen acemi sub olursa kölem olma gerekliliği olmadan oynamak için benden randevu alabilir, ancak bunun sonunda kölem olmayacağının bir garantisi yok. Efendilere gelince, samimi ilişki kurabildiğim efendiler bana yazarsa detayları paylaşırım ancak bu bilginin bir karşılığı olabilir. Ha “niye kölelere bedava da efendilerden bir şeyler bekleniyor?” derseniz, bu oyunu her oynadığımda üzerine yeni bir şeyler ekleyip geliştirebiliyorum ama efendilere tecrübemi vermiş oluyorum, bundandır.

Köle rolünde efendi gelirse efendiliği bırakıp köle kalmasının sorumlusu ben olmayacağım :-). Sevgiler…

Edit/Not: Bu başlık nedeniyle tahminimden fazla talep aldım. Bir kısmı da başarılı olmadı. Başarısızlıklardan ders almasını bilme hasleti ile açıklamak isterim; Sub kılığında dom'lar ve switch'ler (her iki rolü de oynayanlar) artık bana yazmasın lütfen, bu koşullarda pek başarılı olmuyor. Bu oyun öncesinde aday ile bir süre D/s oynamanın, en azından online, yararlı olduğunu gördüm. Hem samimiyetini görmek hem de ısıtmak için. Eğer köle olmaya hazırsanız çekinmeden yazabilirsiniz, herkese mümkün olduğunca zaman ayırmaya çalışıyorum. Yok eğer böyle bir nosyonunuz yoksa zaman kaybetmeyin, bu oyun iki taraf için bir geceye mal oluyor ve artık ön elemeye tabi tutuyorum talepleri.

7 Eylül 2014 Pazar

Kadınlar için Neden Genel Ev Yoktur? - 2

Bu önceki yazımdan devamdır. Kadınlar için neden genel ev olmadığını sorguluyorduk, kendi fikirlerimi yazacaktım. İşte şöyle;

Serbest piyasa ekonomisi ile ilgili olarak
Genel olarak erkekler adi seksi bile paradan fazla sevdikleri için bunu alıp para verirler, bu erkek için kârlı bir ticarettir. Kadınlar ise parayı adi seksten fazla sevdikleri için parayı alıp seks vermeyi tercih ederler bu kadın için kârlı bir ticarettir.

Yani alan razı, veren razı, ne karıştırıyorsun be Sabri!

İçinden çıkılmaz yatırım döngüsü ile ilgili olarak
Hiç tanımadığı onun bunu sikini içine almak tek bildiği iş olarak yasal olarak belgelenmiş zavallı kadınların çalıştırıldığı yerler. Artık üzerinde çalışıla çalışıla kalite o kadar düşmüş ki bir eti kiralamak ancak o paraya mümkün, o bunu satıp karnını doyuracak. Yani böyle gelmiş böyle gider hesabı yapmak. “Asiye Nasıl Kurtulur?”’un sonunu hatırlayan vardır belki, kadıncağızı bu hayattan çekip çıkarmanın türlü çareleri tükenmişken, sektörden çıkmadan hayattan çıkmak çözümü gelir gele gele...

Genel Ev’in bir modelinin bize dayatılan kültürün parçası olarak zaten hayatımızda olması ile ilgili olarak
Başka bir deyişle bu ticaret için genel evde orospu olmaya, evlere para karşılığı gidip gelmeye falan gerek var mı? Pek de sanmıyorum. Bir fıkra vardır;

Bir partide feminist olarak bilinen bir kadın birkaç kişi içinde fahişelik konusuna kulak misafiri olur, tezlerini savunmak için atlar konunun içine. Erkek kahramanımız “her kadın aslında bir orospudur” tezini ortaya atar… vay haline feminist hanım kardeşimiz “siz ne demek istiyorsunuz!” diye çıkışır. Erkek, “bakın size beş milyon dolar versem, benimle birlikte olur muydunuz?”, kadın feministtir, yalancı değil, şöyle bir düşünüp duraklar, duraklama sırasında erkek sorar, “peki ben size on dolar versem benimle yatar mısınız?”, kadın ani tepki gösterir, “siz beni ne sanıyorsunuz!!!”.. Adam cevap verir, “ben ne olduğunuzu anladım da, ücrette anlaşmaya çalışıyorum” der.

Burada bu konuyu kadına hakaret olarak söylemiyorum, daha çok erkeğine bu işin erkeğine neden “orospu” denilmediğine takıldım ben.

Biraz daha gerçekçi ve bilimsel bir yaklaşımla
Cinselliğin, özellikle de yeni edinilmiş olan cinselliğin erkek için fazla anlam taşıdığını öğrendiklerinden sonra ellerinde para gibi sıkı tutmaya başlar kadınlar cinselliği. Ta ki aslında fazla da para etmeyeceğini (mecazen) hissettikleri zamana kadar. İşte o zaman gerçek hayatı yaşamaya başlıyor kadınlar, erkek için neyse kadın için de o. Ama toplumsal olarak o kadar şartlanılmış ki, bir cinsel beraberlik için hoşlandığı bir erkeğe sıcak davranması genellikle yeterli oluyor. Yeter ki erkeğin mevcut düzenini bozmayacağına, ondan cinsellikten fazlasını istemeyeceğine inandırsın. Ancak buna öncelikle kendini inandırması gerekiyor. Bu durum ile ilgili olarak cinselliğini biraz daha mahrem yaşamak seçeneği ile uygulayabiliyor kadın. Ancak cinsellik kadın için belki daha çok “ihtiyaç” sınıfında yer alan bir durum. İhtiyacını gideremiyorsa başka yerde arıyor, onu da mahremiyet içinde arıyor, erkek gibi eli sikinde değil.

Genetik açıdan, belki de en az bilinen şekliyle
Erkeklerin boşalmasının bir biyolojik mecburiyet olduğunu hiç bir zaman unutmamak lazım. Araç ne olursa olsun, ama araçlar eskidiğinde yenisi cazip geliyor nedense. O nedeni de “Charles Dawkins”, “Gen Bencildir” isimli kitabında bu konuya direkt olmasa da dokunuyor biraz, mesajı anlayana tabi.

Evrim teorisini farklı şekilde yorumlayan Dawkins, Evrim teorisini oluşturan ve her dinden molla/keşiş kafalıların “Evrim varsa tanrı olamaz” gibi sonuca gidip savaştıkları kişilerden biri. Bu konuda yazıp çizerim sonra belki, ama konumuz bağnaz insanlar değil şimdilik.

Dawkins, bu kitapta insanların yaptığı tercihleri aslında nesillerinin devamı için yaptıkları, asıl olanın, idame etme çabasında olanın genler olduğunu, onların bir araya gelip hayvanlar, bitkiler gibi “gen makinaları” kurduklarını, genleri taşıyan canlıların aslında genlere hizmet ettiklerini söyler. Kitabında otomatik bir gen aritmetiği tanımlamıştır, her davranışın genlerin hayatını devam ettirme “çıkarı” üzerine kurulu olduğunu söyler. İster inanın ister inanmayın bu kitap Tübitak yayınlarından çıkmış, sanırım Türkiye’nin din istismarı mutasyonuna uğrayıp geriye evrimleşmesinden önceydi. Tübitak bu kitapları toplatıp yakmadan önce bir tane edinip okuyun bence, ilginç bir kitaptır, ilk yarısı zaten herkesten özür dileyerek geçer. Kendisi de engizisyondan korkuyor olmalı.

Bunun konumuzla ilgisi nedir peki?

İlgi konusu “İnsanların tek eşiliği”... Dawkins bu tür senaryolara “Eşey savaşları” diyor. Bundan sonrası biraz kanlı olacak, feministler okumasın lütfen.

Kadın tek eşli olmamayı tercih eder, çünkü genini aktaracağı çocuğa uzun sayılabilecek bir süre kendisi bakacaktır, genini devam ettirmenin tek yolu budur. Doğuma kadar geçecek süreden sonra başının çaresine bakacağı en az 10 yıla kadar genini taşıyan makinaya harcayacağı emek vardır, onu çevreye karşı korumanın bir yolu güçlenip kendisine bir sponsor bulmaktır, o da “baba”dır, “baba” genlerin diğer yarısına sahiptir ve kandırabileceği en yakın adaydır. Cinselliğin amacı bu genin devam ettirilmesini sağlamaktır.

Erkeğin doğasında ise çok eşlilik vardır, erkeğin bu mantıkta işi dişiyi siktikten, yumurtaya katkısını yaptıktan sonra gen mantığına göre bitmektedir, artık dişi nasıl olsa bunu kendi geni devamı için yapacaktır. Erkek için gen matematiğinde kârlı olan mümkün olduğunca fazla sayıda dişiyi düdüklemektir. Ancak dişiler kendisine izin versin diye tek eşli gibi davranmak zorundadır. Bazen bu role kendisini iyi kaptırır, bazen de kaptıramaz.

İşte genel evlerin erkeklere hizmet etmesinin bir nedeni de bu olarak ele alınabilir. Erkek genlerini yayabilmek için çok sayıda faklı dişiye spermlerini aktarmalıdır, içgüdüseldir. Kadın ise ne kadar çok cinsellik istese de çok sayıda erkeğe meyil etmemeye kuruludur, içgüdüseldir. Doğa ananın yoluna taş koyan prezervatif ve doğum kontrol hapları bizden intikamını neslimizi azaltarak alacak emin olun.

Bu aşamada ahmaklar (Idiocracy) filmini halen seyretmediyseniz seyredin, doğum kontrol haplarının ve prezervatiflerin insanlığı nereye götüreceğini göreceksiniz :-), bu filmin fazla reklamı yapılmamış, ortalama bir başarıya sahip ama sırf ana fikri nedeniyle bence seyretmeye değer, üremeyen zeki canlıların neslinin tükenmesi üzerine kurulu. Bu arada film linki vermekten sıkıldım ama gerçekten güzel, çünkü bir şeyler anlatmanın canlı bir yolu, yoksa hayatımı filmlere endekslemiş değilim. Aha linki de şöyle;

http://www.imdb.com/title/tt0387808/


Eveet, bu konudaki saçma sapan hipotezlerim bunlardı...


Peki BDSM için kurulan bir kerhane iş yapar mıydı sizce? Türkiye dışında “prodom” denilen profesyonel efendiler var. Belki Türkiye’de de vardır, bilmiyorum ama kendilerini “snob” bir kitle olarak bir yerlere koyanlar var, onları biliyorum, bazıları ambiyans yaratıp bundan kâr kıvırmanın ustası bizde. Hedef; paralı, SUV’larla gezen,, “ay biz nereye harcasak” diye aranan bir kitleye bir nevi bir “ambiyans” yaratmak, tatminsizliklerini tatmin etmek. Bu ambiyansın BDSM ile ilgisi olduğunu sanmıyorum, bir çeşit tiyatro oynamak sadece.

Bir de şu var ki; Türkiye’de karısını hastanelik eden bu kadar öküz olduktan sonra, “karı dövme”ye para verecek olanlar olacaktır, ama böyle olmasın, herkes kendi karısını dövsün diye daha da öküz siyasiler bizim adımıza düşünüyorlar…

Bir de kadın efendi arayan erkek mazoşist/sub’lar var ki onların pazarı daha fazla, kadın efendi bile zor bulunuyor. İlginçtir kadın efendilik müessesesinin özellikle Rusya ortamında yoğun olduğu izlenimi verecek şeylere rastladım, özellikle de BDSM sitelerinde. Bunun için bir hizmet veren yer olabileceğini sanmıyorum, zira kadın efendiliğin de erkek köl olsa bile sabit kölelerle tercih edileceğini düşünüyorum. Bu konuda tartışmak isteyen olursa memnun olurum. Çünkü erkek kölelerdeki sadakat konusunda neredeyse hiç fikrim yok.

Yani bu tür bir ticarileşme olsa bile hizmet verilen bir yer olarak yine kadınların bulunduğu erkeklerin gelip gittiği bir yer olurdu.

Hadi mazoşist hanımlar marş, bir adım da siz atın, kurun bir “dayak atmaca/yemece kerhanesi”, zevk sizi bekliyor. Ha bak naz ediyorsanız çakarım bir tane, höğ… >:-) Diyeceksiniz ki "Hüloğğğğ"...