7 Eylül 2014 Pazar

Kadınlar için Neden Genel Ev Yoktur? - 2

Bu önceki yazımdan devamdır. Kadınlar için neden genel ev olmadığını sorguluyorduk, kendi fikirlerimi yazacaktım. İşte şöyle;

Serbest piyasa ekonomisi ile ilgili olarak
Genel olarak erkekler adi seksi bile paradan fazla sevdikleri için bunu alıp para verirler, bu erkek için kârlı bir ticarettir. Kadınlar ise parayı adi seksten fazla sevdikleri için parayı alıp seks vermeyi tercih ederler bu kadın için kârlı bir ticarettir.

Yani alan razı, veren razı, ne karıştırıyorsun be Sabri!

İçinden çıkılmaz yatırım döngüsü ile ilgili olarak
Hiç tanımadığı onun bunu sikini içine almak tek bildiği iş olarak yasal olarak belgelenmiş zavallı kadınların çalıştırıldığı yerler. Artık üzerinde çalışıla çalışıla kalite o kadar düşmüş ki bir eti kiralamak ancak o paraya mümkün, o bunu satıp karnını doyuracak. Yani böyle gelmiş böyle gider hesabı yapmak. “Asiye Nasıl Kurtulur?”’un sonunu hatırlayan vardır belki, kadıncağızı bu hayattan çekip çıkarmanın türlü çareleri tükenmişken, sektörden çıkmadan hayattan çıkmak çözümü gelir gele gele...

Genel Ev’in bir modelinin bize dayatılan kültürün parçası olarak zaten hayatımızda olması ile ilgili olarak
Başka bir deyişle bu ticaret için genel evde orospu olmaya, evlere para karşılığı gidip gelmeye falan gerek var mı? Pek de sanmıyorum. Bir fıkra vardır;

Bir partide feminist olarak bilinen bir kadın birkaç kişi içinde fahişelik konusuna kulak misafiri olur, tezlerini savunmak için atlar konunun içine. Erkek kahramanımız “her kadın aslında bir orospudur” tezini ortaya atar… vay haline feminist hanım kardeşimiz “siz ne demek istiyorsunuz!” diye çıkışır. Erkek, “bakın size beş milyon dolar versem, benimle birlikte olur muydunuz?”, kadın feministtir, yalancı değil, şöyle bir düşünüp duraklar, duraklama sırasında erkek sorar, “peki ben size on dolar versem benimle yatar mısınız?”, kadın ani tepki gösterir, “siz beni ne sanıyorsunuz!!!”.. Adam cevap verir, “ben ne olduğunuzu anladım da, ücrette anlaşmaya çalışıyorum” der.

Burada bu konuyu kadına hakaret olarak söylemiyorum, daha çok erkeğine bu işin erkeğine neden “orospu” denilmediğine takıldım ben.

Biraz daha gerçekçi ve bilimsel bir yaklaşımla
Cinselliğin, özellikle de yeni edinilmiş olan cinselliğin erkek için fazla anlam taşıdığını öğrendiklerinden sonra ellerinde para gibi sıkı tutmaya başlar kadınlar cinselliği. Ta ki aslında fazla da para etmeyeceğini (mecazen) hissettikleri zamana kadar. İşte o zaman gerçek hayatı yaşamaya başlıyor kadınlar, erkek için neyse kadın için de o. Ama toplumsal olarak o kadar şartlanılmış ki, bir cinsel beraberlik için hoşlandığı bir erkeğe sıcak davranması genellikle yeterli oluyor. Yeter ki erkeğin mevcut düzenini bozmayacağına, ondan cinsellikten fazlasını istemeyeceğine inandırsın. Ancak buna öncelikle kendini inandırması gerekiyor. Bu durum ile ilgili olarak cinselliğini biraz daha mahrem yaşamak seçeneği ile uygulayabiliyor kadın. Ancak cinsellik kadın için belki daha çok “ihtiyaç” sınıfında yer alan bir durum. İhtiyacını gideremiyorsa başka yerde arıyor, onu da mahremiyet içinde arıyor, erkek gibi eli sikinde değil.

Genetik açıdan, belki de en az bilinen şekliyle
Erkeklerin boşalmasının bir biyolojik mecburiyet olduğunu hiç bir zaman unutmamak lazım. Araç ne olursa olsun, ama araçlar eskidiğinde yenisi cazip geliyor nedense. O nedeni de “Charles Dawkins”, “Gen Bencildir” isimli kitabında bu konuya direkt olmasa da dokunuyor biraz, mesajı anlayana tabi.

Evrim teorisini farklı şekilde yorumlayan Dawkins, Evrim teorisini oluşturan ve her dinden molla/keşiş kafalıların “Evrim varsa tanrı olamaz” gibi sonuca gidip savaştıkları kişilerden biri. Bu konuda yazıp çizerim sonra belki, ama konumuz bağnaz insanlar değil şimdilik.

Dawkins, bu kitapta insanların yaptığı tercihleri aslında nesillerinin devamı için yaptıkları, asıl olanın, idame etme çabasında olanın genler olduğunu, onların bir araya gelip hayvanlar, bitkiler gibi “gen makinaları” kurduklarını, genleri taşıyan canlıların aslında genlere hizmet ettiklerini söyler. Kitabında otomatik bir gen aritmetiği tanımlamıştır, her davranışın genlerin hayatını devam ettirme “çıkarı” üzerine kurulu olduğunu söyler. İster inanın ister inanmayın bu kitap Tübitak yayınlarından çıkmış, sanırım Türkiye’nin din istismarı mutasyonuna uğrayıp geriye evrimleşmesinden önceydi. Tübitak bu kitapları toplatıp yakmadan önce bir tane edinip okuyun bence, ilginç bir kitaptır, ilk yarısı zaten herkesten özür dileyerek geçer. Kendisi de engizisyondan korkuyor olmalı.

Bunun konumuzla ilgisi nedir peki?

İlgi konusu “İnsanların tek eşiliği”... Dawkins bu tür senaryolara “Eşey savaşları” diyor. Bundan sonrası biraz kanlı olacak, feministler okumasın lütfen.

Kadın tek eşli olmamayı tercih eder, çünkü genini aktaracağı çocuğa uzun sayılabilecek bir süre kendisi bakacaktır, genini devam ettirmenin tek yolu budur. Doğuma kadar geçecek süreden sonra başının çaresine bakacağı en az 10 yıla kadar genini taşıyan makinaya harcayacağı emek vardır, onu çevreye karşı korumanın bir yolu güçlenip kendisine bir sponsor bulmaktır, o da “baba”dır, “baba” genlerin diğer yarısına sahiptir ve kandırabileceği en yakın adaydır. Cinselliğin amacı bu genin devam ettirilmesini sağlamaktır.

Erkeğin doğasında ise çok eşlilik vardır, erkeğin bu mantıkta işi dişiyi siktikten, yumurtaya katkısını yaptıktan sonra gen mantığına göre bitmektedir, artık dişi nasıl olsa bunu kendi geni devamı için yapacaktır. Erkek için gen matematiğinde kârlı olan mümkün olduğunca fazla sayıda dişiyi düdüklemektir. Ancak dişiler kendisine izin versin diye tek eşli gibi davranmak zorundadır. Bazen bu role kendisini iyi kaptırır, bazen de kaptıramaz.

İşte genel evlerin erkeklere hizmet etmesinin bir nedeni de bu olarak ele alınabilir. Erkek genlerini yayabilmek için çok sayıda faklı dişiye spermlerini aktarmalıdır, içgüdüseldir. Kadın ise ne kadar çok cinsellik istese de çok sayıda erkeğe meyil etmemeye kuruludur, içgüdüseldir. Doğa ananın yoluna taş koyan prezervatif ve doğum kontrol hapları bizden intikamını neslimizi azaltarak alacak emin olun.

Bu aşamada ahmaklar (Idiocracy) filmini halen seyretmediyseniz seyredin, doğum kontrol haplarının ve prezervatiflerin insanlığı nereye götüreceğini göreceksiniz :-), bu filmin fazla reklamı yapılmamış, ortalama bir başarıya sahip ama sırf ana fikri nedeniyle bence seyretmeye değer, üremeyen zeki canlıların neslinin tükenmesi üzerine kurulu. Bu arada film linki vermekten sıkıldım ama gerçekten güzel, çünkü bir şeyler anlatmanın canlı bir yolu, yoksa hayatımı filmlere endekslemiş değilim. Aha linki de şöyle;

http://www.imdb.com/title/tt0387808/


Eveet, bu konudaki saçma sapan hipotezlerim bunlardı...


Peki BDSM için kurulan bir kerhane iş yapar mıydı sizce? Türkiye dışında “prodom” denilen profesyonel efendiler var. Belki Türkiye’de de vardır, bilmiyorum ama kendilerini “snob” bir kitle olarak bir yerlere koyanlar var, onları biliyorum, bazıları ambiyans yaratıp bundan kâr kıvırmanın ustası bizde. Hedef; paralı, SUV’larla gezen,, “ay biz nereye harcasak” diye aranan bir kitleye bir nevi bir “ambiyans” yaratmak, tatminsizliklerini tatmin etmek. Bu ambiyansın BDSM ile ilgisi olduğunu sanmıyorum, bir çeşit tiyatro oynamak sadece.

Bir de şu var ki; Türkiye’de karısını hastanelik eden bu kadar öküz olduktan sonra, “karı dövme”ye para verecek olanlar olacaktır, ama böyle olmasın, herkes kendi karısını dövsün diye daha da öküz siyasiler bizim adımıza düşünüyorlar…

Bir de kadın efendi arayan erkek mazoşist/sub’lar var ki onların pazarı daha fazla, kadın efendi bile zor bulunuyor. İlginçtir kadın efendilik müessesesinin özellikle Rusya ortamında yoğun olduğu izlenimi verecek şeylere rastladım, özellikle de BDSM sitelerinde. Bunun için bir hizmet veren yer olabileceğini sanmıyorum, zira kadın efendiliğin de erkek köl olsa bile sabit kölelerle tercih edileceğini düşünüyorum. Bu konuda tartışmak isteyen olursa memnun olurum. Çünkü erkek kölelerdeki sadakat konusunda neredeyse hiç fikrim yok.

Yani bu tür bir ticarileşme olsa bile hizmet verilen bir yer olarak yine kadınların bulunduğu erkeklerin gelip gittiği bir yer olurdu.

Hadi mazoşist hanımlar marş, bir adım da siz atın, kurun bir “dayak atmaca/yemece kerhanesi”, zevk sizi bekliyor. Ha bak naz ediyorsanız çakarım bir tane, höğ… >:-) Diyeceksiniz ki "Hüloğğğğ"...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder