11 Ekim 2018 Perşembe

Yasak Hayaller ve Sınırlar II - Bağımlı Bir Hayat

Bir insanın "günlük" yaşamından vazgeçmesi, ancak bunu benim için yapması. Bu fikir beni cezbediyor. Benzerlik açısından hemen bir "aman, günlük hayattan vazgeçme, hayattan değil" deme ihtiyacı duyuyorum. Bu bir anlamda "7/24 power exchange" denilen ilişki tarzına benzemekle birlikte benim zihnimdeki biraz daha farklı, 7/24 kadar iletişimsel değil.

Köle evden yalnız başına hiç çıkmaz, hiç bir süs eşyası bile takmadan, tamamen ve sürekli çıplak olarak efendisinin evinde "bulunur". Efendisi işine gider gelir, alışverişi yapar, o ise hep evdedir, kimse ile irtibatı yoktur. Efendisinin izin verdiği ve seçtiği birkaç kitabı okuyabilir ve birkaç filmi seyredebilir evde. Mutfakta sudan başka bir şey bulunmaz ve efendisinin kendisi için buzdolabına bıraktıklarından başka, kölesinin şişmanladığını düşündüğünde bazen bırakmaz da. Efendisinden başka kimse onun bu evde bulunduğunu bilmez. Kitap lambası ve televizyonun ışığı dışında ışıkları açamaz. Küçük bir mum kullanabilir karanlık olan tuvalete vb. gitmesi gerektiğinde.

Akşamları efendisi geldiğinde onu karanlık odada bekliyor olur, o odada bir kafesi vardır ve efendisinin geleceği saate yakın oraya girer, sesini çıkartmadan kafesinde oturur. Efendi gelip yemeğini verir, eğer canı istiyorsa istediği gibi sınırsızca kullanır. Bütün gün sonrasında bu kullanım ne kadar sert olsa da kısa veya uzun demeden bundan doyumsuz bir zevk alır. Efendisi ile konuşmaz, sadece sorusu olursa cevaplar.

Bazen efendisi haftalarca akşamları kafesinde tutar (gündüz rutinleri hariç), yanına uğramaz bile.

Derdini kapıya yapıştırdığı boş post-it'ler ile anlatır. Dört renk post-it vardır evde bolca.  Bazen iki üç gün yemeğini vermeyi unutur, kendisi hastalanıp efendisine yük olmasın diye bunu anlatmak için efendisi gelmeden kırmızı ama boş post-it kağıtlardan yapıştırır kapıya. Adet görmeye yakın sarı pos-it kağıt yapıştırır ve bitince çıkartır. Adet süresinde şort ve hijyen aracı kullanmaya izni vardır. Efendisine teşekkür için yeşil post-it yapıştırır kapıya. Efendisinden cinsellik istediği zamanlar ise mavi post-it yapıştırılıdır kapıya. Bu isteğinin efendi için bir önemi yoktur ama efendi ne kadar memnun edilebileceğini bilmek için bu pos-it'i ister. Mavi post-it aynı zamanda evde "içme suyu bitti" ile eş anlamlıdır bundan dolayı, yani anlamı "susadım"dır. Eğer gerçekten susamışsa efendi ağzına boşalarak bu kuruluğunu acil olarak geçirebilir de, çünkü çeşme suyu içmek yasaktır.

Buzdolabında kendisine bırakılmış yemeğin daima yarısını yemeyi öğrenmiştir, böylece efendisi yemek vermeyi unutursa tamamen aç kalmamış olur. Çatal ve bıçak kullanamaz, katı şeyleri elleri ile yer, sıvı şeyleri ağzını içine sokarak içer ancak kendini daima temiz tutar.

Evde her yerde kamera vardır ancak efendi dışarıdan hiç bakmamıştır bile kameralar ilk kurulduğu zaman hariç olmak üzere. Efendi arkadaşlarını getirdiğinde onu arkadaşlarına ikram edebilir cinsel malzeme olarak, o durumda görevi efendisinin arkadaşını tam olarak mutlu edebilmektir.

Bu, bazı detayları atlarsak bir pet, bir evcil hayvan yaşamı ki, evcil hayvanların bile daha çok özgürlükleri olduğu söylenebilir. Bu yaşam, bu hali ile köpekten çok bir kedinin yaşamın
a benziyor. Ancak kedi aç kalırsa çare arayabilir, buradaki kahramanımız onu da yapamaz. Efendisi kaza geçirip ölürse o da evde açlıktan ve yalnızlıktan ölür, tıpkı bakıma muhtaç bir bebek gibi. Bu açıdan tamamen ideal bir bağımlı hayattan bahsediyorum.

Bu amacı tam yerine getirmede de bir film hatırlıyorum, Boxing Helena, en azından ev hapsi konusunda benzerlik taşıyor, kadının uzuvlarını kesip tamamen bağımlı bırakma fikri ise beni hayallerimde bile oldukça insaflı olduğumu söylüyor bana.

Bunun sınırlayıcı çok yönü var, aklı olan insan açısından çok örnek vermeye bile gerek yok. Öncelikle bu şekilde yaşamak bir insanı çıldırtır, ruh hastası haline getirir. Kimse diğer insanlardan bu kadar kopuk da değildir, ya çevresi vardır, ebeveyn, akraba vesaire, pratik olarak böyle bir kişi yoktur. Herkesin hayatını sürdürdüğü ve geçmişten yaptığı bir yatırım düzeni vardır. Dolayısıyla bu fazla ideal bir fantezi. Belki bir süre olabilir ama o olasılık o kadar düşük ki kişinin bu şekilde bir hayatına ayırabilecek zamanının ve özgürlüğünün olması gereklidir.

Özetle, hiç kimse özgürlüğünü bir tek kişiye bırakacak kadar özgür değildir.

9 Ekim 2018 Salı

Yasak Hayaller ve Sınırlar I - Giriş

Bazı fanteziler vardır sadece zihinde yarı tabu bir hayal olmaya mahkum olurlar. Mutlaka bir nedeni vardır. Aşamayacağınız bir nedeni. Bu sınır duruma bağlı olarak bizzat kendiniz ve psikolojik yapınız da olabilir, toplumsal, vicdani veya insani nedenler de olabilir.

Çoğu kişi bunları sadece "toplumsal kurallar" boyutuyla düşünebilir. Bence bununla sınırlı olması çok doğal gelmiyor, zira sadece ve sadece "toplumsal kural" veya "günah" gibi başlıklar ve ilişkili bilinç altında yer etmiş halleri ile insan sınırlanıyorsa o insandan korkmak, korkmak da yetmez, oradan bir an önce kaçmak lazımdır, çünkü bu nedenlere dayanıyor olması bir "bilinç altına itilme", "başka şekilde ortaya çıkma" silsilesi yaratır ve bazen kendisinden daha zararlı ancak toplumsal veya dinsel yasakların dışında kalan yönlere de götürebilir. Kimisi BDSM'yi de dahil edebilir, ama söylemek lazım ki sınırları çerçevesinde yapıldığı sürece BDSM gerçekten en az cinsellik kadar masumdur. Sadece biraz daha sıra dışıdır.

Kişi yaşamak istediklerini yaşar, yaşamak isteyip yaşayamadıklarını hayal eder, yaşamak istemediklerinden kaçar. "Yaşamak isteyip yaşayamadıkları" bölgesi oldukça gridir (Bu grinin o aptal 50 tonlu gri ile ilgisi yoktur, yazarı tesadüfen bir süre benim yolumdan yürümüştür sadece). Kişinin bundaki cesareti genel hayat konusundaki cesareti ile benzerlik gösterir. Ancak kişiden kişiye bu gri bölgenin bazı yerleri artık aydınlanmıştır ve kişi bunu bir ölçüde içselleştirmiş, beyazlaştırmıştır.

Bazıları için "memesinin bağlanması", "tanımadığı bir kişinin içine girmesi" gibi şeyler bile çok uyarıcı fantezi olsa bile, fikren mücadele edilmesi zor olabilir, zihinden uzaklaştırılmak için efor harcanıyor olabilir, bunları açıklayarak deşifre ettiğinde başına gelecek olan bilinmezden korkuyordur. Belki bunları konuşmak veya aklının köşesinden geçirmek bile korkutuyordur. Dahası, tecrübe ile sabit, böyle bir tecrübeyi yaşadıktan hemen sonra yatağa uzanmış, kıçının ve memesinin acısına rağmen keyifli ve meraklı şekilde sorular sormanın zevkini gözlerde görmek mümkün.

Diğer birileri için bunlar normal, yaşanmış ve hatta sıradanlaşmış olmakla birlikte yine söylenmeyen ama fantezisi sınırlanmaya çalışılan konular olabilir, bilinçli veya bilinç dışı. Başkaları için tabu olan şeyleri çoktan aşmış olması kişinin kendi tabuları olamayacağı anlamına gelmeyecektir. Bunları birilerinin okuması okuyan için bazen "aslında istediğinin asla bu olmadığı" kanısına da götürebilir ve muhtemelen yarıda keser, bazen de yaşayamadığı o şey için elini cinsel bölgesinde gezdirip alternatif bir lezzet için hayal gücüne teslim edebilir tabusunu.

Bunlar nelerdir? Kendimi beyaz fare yerine koyarak (labirentte peyniri bulamama riskini alarak) bir kaç konu çıkarabilirim.

Bunların bazıları tek cümle ile ifade edilebilir ancak detaylı olanlarını bir yazı dizisi olarak blogda yayınlamayı düşünüyorum, hepsini burada tüketmeden. Bir dominant/sadist erkeğin bakış açısından olacaktır ancak potansiyel bir partneri de ilgilendirecek detaylar her zaman var, BDSM en az iki kişi tarafından yaşanmazsa zaten hayalden ibarettir.

Bunlardan biri kölelerimin bedeninde hayat boyu taşıyacağı bilinçli bir iz bırakmaktır. Bir yara bereden bahsetmiyorum, bilinçli bir imza. Ancak bunu yapmamayı tercih ediyor olmamın nedeni kölemin sosyal durumu. Bunu bir "ömür" ile ilgili karar olarak görmek, fikirlerin değişebileceğine ilişkin saygı bu konuda benim sınırımı çiziyor, kaldı ki bu sınır benim bir sınırım, çünkü açıkçası kendi bedenimde böyle sosyal göstergeli bir iz bir istemediğim için "dövme" bile yaptırmak benim için tabudur. Ancak bunu böyle düşünmeyen çok kişi olduğu çok açık, bu "dövme yapılmış olmasından tamamen nefret etmek" anlamına gelmediğini belirtmeliyim, kendi bedenimi düşünüp empati yapıyorum sadece.

25 Eylül 2018 Salı

Adsıza İsim Aranıyor

Bloguma en çok yazan kişi Adsız diye biri. Ama bir karakteri var ki değişken mi değişken, sanki yirmi ayrı kişiliği var. Bazen reklam yapmak isteyen bir dom, bazen gay oluyor telefonunu veriyor, bazen de çok istekli, bütün blogumu devirmiş ve azgınlaşmış bir genç kadın.

Bazen öyle bir hali var ki, ya bir yakalasam onu Şarkıcı Tarkan'ın yaptığından beter edeceğim. Neydi o uzun süre oldu, yakalarsam muck muck. Ama benim öpüşmeyi pek sevmediğimi bütün kölelerim bilir. Bunun yerine, önüme yatırıp çıplak bedenini sıka sıka kızarana morarana kadar yoğurmak yani vıck vıck acaba güzel olur muydu?

Hayal gücünüz size ait, kendiniz için çalıştırın bakalım...


23 Eylül 2018 Pazar

Kölenizden Sıkılırsanız Ne Yaparsınız?

Öncelikle bir köle sevgili veya eşten çok farklıdır. Ondan sıkılabilirsiniz ama sıkılmanız onu terk etmeniz anlamına gelmez.

Sıkıldığınızda yapabileceğiniz şeyler yine ona zevk veren şeyler olabilir. Bunların bir kısmı birlikte yaşıyorsanız yapabileceğiniz şeyler, bazısı ise uzaktan da yapılabilir. Ancak bunların yapılıyor olması ondan sıkıldığınız anlamına asla gelmemeli, bunları normalde de yapabilirsiniz.

Eğer gerçekten köleniz ise sizin sıkılmanız durumunda bile sizew hizmet etmek isteyecektir.

Bu yazıma koyduğum resmi kölem Yeliz'e seçtirttim. İlk resimler daha basitti ama gerçekten çok hoşuma gidecek şekilde bir resim bulup kendisini ifade etti.

Sonsuza kadar efendisinin memnuniyetini bekleyip ona hizmet etmek ve bunun karşılığını almak için bekleyen bir köle.

Yeliz'in gerçekten hiç sıradan olmayan bir kölem olduğunu düşünüyorum, ancak bu özellik sadece ona da ait değil.

Kölenizden sıkılırsanız onu kapının önüne koymadan aşağıdakileri yapabilirsiniz.
  • Birilerine köle olarak servis edebilirsiniz.
  • Her akşam köşeye dikip eline bir lamba tutuşturup abajur niyetine kullanabilirsiniz.
  • Eline çamaşır tutturup kuruyana kadar tutmasını isteyebilirsiniz.
  • Siz televizyon seyrederken onun salonun ortasında vajinasını çekiştire çekiştire mastürbasyon yapmasını isteyebilirsiniz, her akşam söylemenize de gerek yok, kural yaparsınız. Yaparken arada bir "sessiz ol, dinlediğimden bir şey anlamıyorum" deyip kumandayı kafasına indirmeniz ona negatif etki yapmayacaktır.
  • Başka bir köle için onu yem ve yardımcı yapabilirsiniz kendinize. O köle ile her türlü eğlenceyi yaparken o yokmuş gibi davranabilirsiniz.
  • Onu tam anlamı ile ekonomik sömürü aracınız olarak kullanabilirsiniz.
  • Tamamen çıplak şekilde tuvalete kapatıp ışığı da söndürürsünüz, orada hayatına devam eder, onu unutursunuz, sadece siz tuvalete girdiğinizde pipinizi yalatarak temizletirsiniz (arada bir yemek ve suyunu götürmeyi unutmayın, arada da becerin, o da bir canlı).
  • Gece yatarken yastığınız yerine onu çıplak olarak yatay yatırırsınız baş hizanıza. Göğüsleri veya karnı en güzel yerleridir kafayı dayamak için. Yüzüstü yatırırsanız poposu biraz sağa sola kaysanız da uygun olabilir. 
  • Bütün bunların yanında onu kapının önüne koymanız, daha sonra tekrar kullanmak üzere almanız bile bir zevk olabilir köleniz için.


Bunları yaptıktan bir süre sonra ondan aslında çok da sıkılmamış olduğunuzu fark edeceğinize eminim.

Yeter ki köleniz sizden sıkılmasın, orası çok daha önemli. Karar oradadır.

1 Eylül 2018 Cumartesi

İlk Tanışmalar'da Tatlı Bir Başlangıç

Geçmişte emniyet, güven konusundan sıkça bahsettim, bugünkü konum bu değil, ilk buluşmanın psikolojik yönü.

Sadece ilk buluşma için de değil, aynı zamanda her buluşmada yine yeniden başlayacak bir psikolojik silsile bu işin tadını veren konulardan biri.

Öncelikle şu tecrübe ile sabit ki, bir ilişki BDSM olarak başlarsa ancak BDSM olarak devam edebilir, "ay! ucundan accık başlayalım, ay! önce bir kahve içseydik", bunlar bütün zorlamalara rağmen bir türlü yolunda gitmiyor. Efendi, efendi midir? Evet, o zaman efendi olarak başlar ve köle daima rolünü bilir. Uzunca bir süredir bunun istisnalarını denediğim buluşmalar hep ümitsiz, belki de saçma bir buluşma haline geldi.

Ben bunu geçmişte, "başka türlü başlarsa D/s ilişkiye tekrar toparlamak zor oluyor" olarak formüle ediyordum ama artık toparlamanın dahi mümkün olmadığını düşünüyorum. Nedenini gerçekten bilmiyorum, bu konuda bir tahlili yapmak benim için bile çok zor.

BDSM'nin bir ön sevişmesi varsa o da kesinlikle sert emirler, belki de direkt cinsel giriş çıkıştır. Bundan sonra bir yeni başlangıç denemesi olacaksa kesinlikle ve kesinlikle kahve içerek veya arabada felsefi konuşmalar yaparak olmayacak, hele D/s ilişki dışı bir romantizm vb. geleneksel vaniyalar, onlar da hiç olmayacak.

Özellikle sevgili kölem Yeliz'den aldığım bir bilgi bu konuda benim fikrimi açtı diyebilirim. Normal bir cinseliğin onu "yeterince" ıslatmaması, bu ilk defa ondan duyduğum bir şey de olmamasına rağmen uyanışım bu oldu, teşekkür ediyorum kendisine.

Budan sonra ilk buluşmada ellerinden veya ayaklarından bağlanmaya, tasma takmaya, en azından içine girilip çıkılmaya hazır olmayanlar ile bir işim olmayacaktır.

Yani en tatlı başlangıç, D/s bir başlangıçtır, alternatifi yoktur.
.


4 Ağustos 2018 Cumartesi

Uzun Metrajlı

Bu başlık film endüstrisinden gelen bir terim olmasından ve burada konumuzun BDSM olmasından dolayı favori uzun metrajlı BDSM filmleri listeleyeceğim şeklinde anlaşılabilir. Bunu da yaparım elbet ama buradaki metraj reel bir BDSM randevusunun metrajı. Ne kadar sürer genellikle? Bana en çok sorulan sorulardan biri de bu oldu.

"Öyle kesin bir süre falan verilemez" denir genellikle ama ben buna tezat gayet net bir cevap vereceğim. En azından benim yönetimimdeki bir randevuların pratik süresi 4-5 saattir.

Bu sürede neler olur neler biter, neden daha kısa değil, neden daha uzun değil? Gerçekte teoriyi seven çok pratiğe kaçmayan biriyim ama bunların cevapları da dolambaçlı anlatılacak birer sır değil.

Öncelikle neden daha uzun değil?

Öncelikle BDSM yorucu bir iştir. Bu hem köle için hem de efendi için geçerli bir konu. Kölenin ilgi alanına göre göreceği muamele can acıtıcı ve tahriş edilmekten hoşlanan bir köle için olduğu kadar emirleri yerine getirmekten hoşlanan bir köle için de bedensel efor gerektirir. Bu eforun bir bölümü de cinselliktir ve bu efendi için yorucu bir süreçtir. Özellikle BDSM sırasında olan cinsellik öyle gir çık boşal bitmez. Defalarca, hazırlıksız bir şekilde başlatılmış, bilerek yarım bırakılmış girişlerden oluşur. Belki her ilişkide böyle olmayabilir ama benim sevdiğim, olmazsa olmazım böyle işte, kölelerim de sever, olmazsa alışır bu aktiviteye şıpır şıpır ter içinde kalsalar da. Bu bazen anal ilişkileri de içerdiğinden daha yorucu hale gelir.

Bu süre içinde psikolojik doyum genellikle cinsellik ile aynı biçimde sağlanır. Psikolojik rahatlama sonrasında Taraflar birbirine biraz daha farklı ve daha medenileşmiş :-) bir paydada bakarlar. Paylaşılan tek şey cinsellik değildir, nerede görülmüş öyle 4-5 saat sürekli cinsel lezzet paylaşımı?

BDSM bu süreci süsleyerek uzun sürmesini daha fazlasının paylaşımını mümkün hale getirir.

Neden kısa değil?

BDSM genellikle bir seremoni ile başlar. Bu giriş tarafların birbirine ısınmasını ve güven hissinin oluşmasını sağlar. Özellikle kölelerin ilk tecrübelerinde genellikle kölenin bir endişesi "ya komik gelir de gülme tutarsa"  veya "korkar da ağlarsam" şeklinde olabiliyor. Her ikisini kontrol etmek de mümkün, o nedenle "efendi" deniliyor, konu "efendice" hallediliyor, kölenin zevk almayacağı bir ilişki efendi için de bir eziyet durumuna gelir. Bazen kendi kendime bu süreyi gereğinden fazla uzattığımı da düşünürüm. Birbirine alışmak kadar çıplaklığa alışmak da bir süre alır. Normal ilişkilerin önemli bir bölümü yatakta örtü altına bile olabilecekken BDSM ilişkisinde çıplaklık, kendini saklamama bir mecburiyettir. Hiç kimse mükemmel değil, bundan dolayı çoğu kişi (aslında öyle olmasa bile) çirkin olduğunu düşündüğü yerlerini gizlemeye çalışır. BDSM ilişkisinde kontrol efendide olduğundan kölenin efendi tarafından tayin edilen bu konumuna alışması için zaman ve dikkat gereklidir.

Bazı yemekler vardır uzun sürede tüketilmesi durumunda lezzet alınır, lop lop diye yutulmaz, beklene beklene yenilir. Bu da biraz böyle, tadını çıkarta çıkarta olur, köle içinse genellikle gelecek aşamayı merak söz konusudur. Kaldı ki bu merak ve bekleyiş kişisel olarak benim uygulamaktan çok zevk aldığım bir oyundur. Dizginlerin elimde olduğunu kölenin kabullenmesi ve durumunu mental olarak değerlendirecek bir zamana kavuşmuş olur, bu düşünme bazen çok ani bir aksiyonumla kesilse bile, işte o zaman faaliyet zamanı gelmiş, bu aşamada ne olacağı aşağı yukarı belli olmuştur.

Bu kadar oyunun çok da kısa sürmeyeceğini tahmin edersiniz.

Bu başlığa devam etmeyi düşünüyorum, uygun bir zamanda... Beklemek nedir tadına bakın bir
şimdilik :-)



30 Temmuz 2018 Pazartesi

Tensel Temas

BDSM'nin zihinsel uyarım modelinin yanında tensel temasın ne kadar "gamechanger" yani düzen değiştiren olduğunu bilmemek için sanırım bu tür bir ilişkiyi hiç yaşamamış olmak gerekir.

Bunun bir basamak teşkil ettiğini aslında daima geçici olmuş olan bakire kölelerimden öğrendim diyebilirim, her zaman güzel oldular ama hiç bir zaman gerçekliğe cesaret edemediler.  Bu nedenle Sabri Yılmaz olarak bakire ile oyun oynama aşamasını katlayıp bir köşeye koydum. Artık çok net diyebiliyorum ki "bakireyseniz hiç gelmeyin".

Öncelikli amacım hiç bir zaman cinsel birleşme olmadı, ancak cinsel özgürlüğün getirdiği rahatlığı hiç bir zaman inkar edebileceğimi söyleyemem. Örneğin eğer kölemi soyup duvara yasladıysam ve kalçalarında vajinasında erkekliğimi hissettirebiliyorsam en son isteyeceğim şey kölemin bir "acaba" düşüncesine girmesidir. Bütün olayı bok edeceğine emin olabilirsiniz.

Göğüslerinin hunharca sıkılmasından ve acımasından onun da bir zevk alacağını sanmıyorum, hep zihninde "doğru kişiye mi bekaretimi teslim ediyorum?" endişesi taşıyacaksa beni hiç bir zaman gerçek bir efendi yerine koymamış olacağını çok iyi biliyorum. Hiç bir zaman ciyyak ciyak zevkten inleyemeyecektir.

Tensel temas ve cinsel birleşebilirlik konusu BDSM'de bir engel olmaya teşkil edecektir. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki bir erkek ilki olmak isterken kendisinin ilki olmasını istemez. Daha da kötüsü bun zihninde o kadar büyütmüştür ki, muhtemelen daha becereceği çok kadın olmasına rağmen tek kadını olmasını ister.

Saçmalıkların diyarına hoş geldiniz.
.




12 Haziran 2018 Salı

Sultanlar, Gözdeler ve Cariyeler

Osmanlı hayranlığı mı başladı demeyin lütfen... Şu aptal bilmemne yüzyıl gibi TV dizilerinden  de etkilenmem. Ancak saygı duymak lazım ki Mozart'a bile ilham kaynağı olmuş bir haremi var şu son yıllarını tükenmekle geçiren Osmanlı'nın. Soyunun devamı için, çok temel bir güdü.

Seçmece dölleri ve yumurtaları kullanan Mendel'e bile taş çıkaran bir nesil sistemini küçümsemek çok iddialı olurdu.

Her ne kadar trafikte arkası tuğralı Doblo'lar ile ilgim yok. O sahibinin zavallı anlamsız bir özlemi. Arabasının arkasına yapıştıranlar aslında orada "ben padişahın pipisini tutarım" yazdığının farkında bile değiller. Farkında olsalar bile tutacaklardır da.

Dağıtmayayım konuyu; terimleri çok eşli Osmanlı sarayından almanın ötesinde fazla bir ilintim yok bu konuyla.Burada bir kıdem sistemi ile tanımlamayı özellikle yıllardır benim kölem olmuş sevgili dişilerime bir borç, yeni gelenlere ise teşvik olarak biliyorum.

Cariyeler, en acemiler. Ya her dediğimi abartılı olarak uygulamaya eğilimliler ya da halen ne yaşadıklarının farkında bile değiller, bazen de ikisi aynı anda. Henüz fiili bir buluşma görmemiş olmaları onları gözdelerden farklı hale getirir. Anlaşıldığı üzere eğer yeterince sabırlı olup da fiili buluşma yaşamış olsalar birden bir olgunluk eşiğini dev bir adım olarak atlayacaklar. Cariyelerden sadece bir kısmı bu realite eşiğini aşabilir. Doğal seleksiyon, eğer benimle uyum konusunda güçlük çekiyorlarsa bu aşamada ayrılma o kadar da kötü değil aslında.

Gözdeler, yaşlarından bağımsız olarak BDSM konusunda az buçuk tecrübeyi edinip eşgüdümü yakalayabildiklerimiz. Eğer sadece cinsellik veya "Grinin 51. tonu" türü fantezi gibi bir beklentiye sahiplerse bir süre içinde Gözde durumundan çıkıp Götte durumuna getirir. Bu aşama en uzun aşamalardan biridir. Bu aşamada ilişki biterse genelde ebediyyen bitecektir. Genelde diyorum, çünkü fikirdaş bir arkadaşlık içinde yazışmaya devam ettiklerimiz de oluyor, ancak o kadar seyreliyor ki çoğunlukla varlığımızı bilebilecek kadar veya karşılıklı başımız sıkışınca araşmak gibi bir hale geliyor.

ve evet... Sultanlar... Onlar yıllarımızı birlikte zaman zaman yoğun, zaman zaman ayrı, ama her zaman anlayabilecek kadar öğrenmiş durumda olanlardır. Açıkça ifade edebilirim ki sadece iki Sultanım var, Yeliz ve Pissy. Bu erdeme başka gelebilen olmadı. Pencereyi aç ve atla desem yapabileceğini hissettirecek kadar güven veren ve böyle bir şeyi asla demeyeceğimi çok iyi bilecek kadar bana güvenen, acı verse de istediklerimi eksiksiz yapabilen ama bu acıdan da bir çeşit aitlik hazzı alabilen.

1 Haziran 2018 Cuma

Tatil Dönüşü

BDSM'ye verdiğim tatili sevgili kölem Pissy ile noktaladık geçen haftalarda, ufak tefek yeni şeyler dışında standart bir buluşma sayılabilirdi. Ancak arayı çok açmışız ki hafif bir unutulmuşluk hissettim biraz.

Bu süreler biraz köleliğin ne olduğu, cinsellik arayışı, hayranlık ve kölelik arasındaki çizgileri tekrar düşündüğüm bir dönem oldu. Özel olarak bir kişi için değil, aslında genel bir sorgulama oldu bu kendime. Açıkçası her okuyanın kendini kahramanı zannedeceği bir şey bu, şiir gibi... Herkes kendine göre doldurur içini...

Kölenin Kendisi ile Sınavı

Sanal olarak devam ettiğiniz bir kölenizi sizinle iletişim kurmaya mecbur edip sizin en küçük bir mesaj veya iletişimde bulunmamanız nasıl bir deneyimdir? Teknik olarak bu iletim oluyor tabi, iletişim değil.

Bu bir çeşit iletişimsel izolasyon, tek yönlü geçirgenlik. Ne kadar sürecektir? Efendi'nin keyfi gelip de isteyene kadar...

Acaba bu ne derece tek yönlü bir iletişimdir? Bazen tek bir cümle, o cümlenin beklenmesi hatta bir türlü çıkmaması bile bir iletişim kanalı oluşturabilir. İletişim bilimlerinde "iletişim kurmamak mümkün değildir" anlamında "it is not possible to not communicate" olarak ifade edilen durumun ortaya çıkma şekillerinden biridir. Bu biraz da reklamcıların, "reklamın iyisi kötüsü olmaz" ile benzer bir durum.

Diyelim günlük hayatta birine küstünüz ve konuşmuyorsunuz, eğer aynı ortamı paylaşmanız gerekiyorsa ki bir süre iletişim kurduğunuzda bazı ortamlar ortak olmaya başlar, onunla karşılaştığınızda kafanızı çevirirsiniz veya dikkate almamak için bir çaba sarf edersiniz ve genellikle de o bunu fark edecek, muhtemelen aynısını yapıyor olacaktır. İyi mi? Değil, ama iletişim mi? Evet, bayağı bayağı bir iletişim, hata sözlü iletişime göre etkileri açısından çok güçlü de bir iletişim. Tabi bu taşıyıcı olan ortak ortam biterse iletişim, taşıyıcısı (ortam) yok edilmiş olunacağından gerçekten biter, tabi yokluk veya bir beklenti nedeni ile zihinde yer yapmışsa taşıyıcı olmaksızın da devam edebilir.

Tipik tek yönlü bir iletişim bir kişinin sürekli konuşması diğerinin dinlemesi olarak daha çok bilinir, dinleyenin dinlediğine ilişkin bir belirti yok ise konuşan sadece konuşmuştur. Konuşanın dinlememesi durumu daha yavan bir durum ama dinleyip dinlemediğinin ve ne kadar etkisi olduğunun bilinmemesi daha karmaşık bir model.

Bunu Pissy ile denemeye karar verdim, kendisine tabi ki küsmedim, kendisi blogumu da okuyabilir, okur da, yasak değil ama benden benim keyfim gelinceye kadar benden kişisel bir mesaj alamayacak. Kendisinin iletişim ve kendini sunma görevlerini ise daha fazla arttırdım. Bu süre içinde adeta ses gelmeyen bir telsize konuşmak gibi beklenti ile bunları yapacak. Bunu yaparken bir amacım onu aşağılamış olmak. Bir efendiye özel sunumlar yapıyorsunuz ve o sizinle ilgilenmiyor, evde köşede unutulmuş bir vazo gibisiniz.

Bunda ne kadar acımasız olabilirim? Birkaç gün? Birkaç hafta? Aylar? Onun bu durumdan sıkılabileceğini iyi biliyorum, tecrübe ile sabit, ama itiraf etmeliyim ki sadist tarafım da bu işten hoş bir zevk almamı sağlıyor.

28 Mart 2018 Çarşamba

Umumi D/s Tatili

Bu ara işlerden güçlerden bunaldım. Mecburi ve can sıkıntısı olan durumlar dışında kölelerim kendine emanet. Süresiz bir süre boyunca.

15 Mart 2018 Perşembe

Finansal Kölelik



Fiili veya uzaktan beden ve ruhla oynama sanatının ruhsal tarafa yakın olan bu biçimini bunca yıldır ilk defa tecrübe ediyorum.

Kimseyle para ilişkisi kadar pis bir ilişkiye girmek istememekten mi? İşin muhasebesinin ipini ucunu kaçırma korkusundan mıdır bilmiyorum bu çekingenlik. Belki de bu işlere parayı karıştırmak veya bana "paranı vereceksin" demek çok anormal geldiği için de olabilir, belki de bundan hoşlanacak bir köleye veya kölenin buna uygun bir ruh haline denk gelmediğim için...

Güven ilişkisi için belirli bir miktarı hesabıma gönder, geri gönder yapmıştık zamanında bir kölemle, ama bu o değil.

Eski kölelerimden biri ile başladık bir ekonomik kölelik modeline. Onun çevresi ile durumunun buna kısmen olsa da uygun olması bunu uygulanabilir yaptı, D/s konusuna kendisini tamamen adadığını düşündüğüm bir dönemde sadece kaptırıp gittiğimiz bir sözlü fantezi yazışmasında geçti bu fantezi.

Ama sonra... Cinsel basınç (libido yükselmesi) altında hissettiği şeylerin bu basınç geçtikten sonra da hissedilmeye devam edildiği sohbetini yaparken bu konu tekrar açıldı. Bu tür modeller sadece efendinin başının altından çıkmıyor aslında, süsleye süsleye öyle cazip hale getirdi ki kendisi benim sadece teknik kısımlarının kurallarını oluşturmam yetti.

Finansal kölelik modeli uygulanan bir şey ancak gerçekleşme şekli kişiden kişiye değişiyor, kendisini bu türde efendi olarak tanımlayan bazı efendiler kölenin daha ilişki başlangıcı itibarı ile transferlerini talep ediyorlar ve bu miktarlar köleye göre kaldırılabilir ama (tek köleden ibaret olmadıkları için) toplamda yüksek miktarlar edebiliyor.

Çoğunlukla kadın efendi ve erkek köle ilişkisi bu şekilde kurulduğu durum sözkonusu ve bilinen "femdom" ifadesinin çağrışımı ile finansal dominans "findom" olarak tanımlıyorlar. Geçimlerini bu yolla sağladıklarını belirtenler de var. Erkek efendi olanlar kendilerini direkt olarak "Cash Master" olarak nitelendiriyorlar.

Tabi, bütün bunlar bu sürece başladıktan sonra detaylı girdiğim konular oldu. Geçmişteki yazılarımdan anlaşılıyordur. Belirli bir tanım, tür veya teknik yapıya ait olmayı asla sevmedim. "Bu iş böyle yapılıyormuş" diye ansiklopedik bilgi toplamaya asla çalışmadım. Ansiklopedik bilgi bir iki şeye yarar: "beceremediği ilginç gelen şeylere olan merakı gidermeye" ve "başkalarına ne kadar çok bildiğini kanıtlamaya çalışmaya". Burada bir sürecin risklerini araştırmayı bilmeyi ayırıyorum tabi. "Şu güzelmiş deneyelim" dediğim tabi oldu ama "kitabı buymuş, böyle yapalım hadi" hiç demedim. Çeşitli alanlarda bu tartışma vardır ama bu açıdan bu işin bir sanat olduğu görüşündeyim daha çok, bilgi değil. Görüşüm o dur ki; yapmak ve yaşamak, bilmekten daha önemlidir, az bilgi yaratıcılığı destekler, çok bilgi yaratıcılığı köstekler.

Peki biz nasıl yaptık bu finansal kölelik işini?

Öncelikle kölem çok yüksek veya düşük olmasa da maaşı olan ve geçindirme yükümlülükleri nispeten düşük olan biri. Bu konunun önemli olduğunu düşünüyorum, eğer böyle olmasaydı bu işi düzene koymak gerçekten çok zor olurdu.

Maaşını aldığında mecburi rutin ödemelerini (sigorta,kredi kartı, rutin birikim gibi) bana bildirerek kendisi yapıyor. Kalanı bana veriyor, bunu ilk denemede banka üzerinden denedik ama açıkçası sonradan özellikle maaş gibi bir meblağın transferinde böyle bir D/s oyuna maliyeyi de ortak etmek pek istemedik. Efendinin köleye fatura kesmesi falan gibi şeyleri gündeme getirecek komik bir konu olurdu bu...

Haftalık olarak kendisine hayatını devam ettireceği kadar nakit olarak bir harçlık veriyorum. İhtiyat olarak da bir nakit tutmasına izin veriyorum ama mecbur olmadıkça harcamamak koşulu ile. Çünkü bu nakitten harcarsa bu ceza olarak sonraki aya yansıyor ve rutin birikim hakkından düşülüyor.

Bu konuda en zor kararlar kredi kartı konusunda oldu. Bunun için haftalık bir limit tanımladık. Limit dahilinde harcama yapabiliyor, aşarsa yine ertesi dönemin biriktirme hakkından düşülüyor. Zorluk bunun muhasebesini detaylandırmakta oldu, çünkü provizyon var, taksit var, iş biraz karışık bu konuda. Çok şükür ki taksit konusu gündeme gelmedi, onu halen kurgulamış değilim.

Kölem kredi kartı ekstresi ve banka hesap durumunu ben istediğim zaman derhal bana raporluyor (teknik olarak bunlara benim online erişmem banka güvenliği nedeniyle zor).

Bazı toplu ve mecburi alışveriş ve ödemelerin yine izne tabi olduğunu ancak bu sistemin dışında tutulduğunu söylememe sanırım gerek bulunmuyor.

Burada bu modelde çok önemli bir kaç konu var.

- Bana gelenin aylık olması, benden verilenin haftalık olması ve nakit ve kredi kartı harcamalarının sonraki haftaya hiç bir şekilde devredilememesi. Bu çok önemli çünkü biriktirme ve karar verme özgürlüğünü ortadan kaldırıyor. Kendisine ait bir şey olmaması hissini tıpkı bir kölenin etrafına çizilen bir çemberden çıkma yasağında olduğu gibi sağlıyor. Bir merkezin var ve orada durmak zorundasın, bu çember köle iradesi ile genişleyemez. Bu konuyu "kölenin izin verilen birikimi" konusu ile karıştırmamak gerekiyor, o uzun vadeli hayat boyu bir birikim ve köle o birikimi zaten kolay bozulamaz bir hesapta tuttuğundan, harcama hakkını zaten kendi sınırlandırmış durumda. Yapacağı bu birikim gerçek bir cezaya konu oluyor. Bir anlamda dev ekonomik sistemin köleliğini de bu birikim ile yapıyor.

- Özellikle maaş teslim edilmesi konusu ve anı köle için en uyarıcı şeylerden birini oluşturuyor. Tasmasını götürüp efendisinin eline vermek gibi. Teslim ettiği sanki ekonomik bağımlılığı değil de bedeni ve ruhu.

- Teslim edilenlerin ve geri dönenlerin hesabını yapmak efendinin işi. Ancak yine uyarıcı olan ve gerçek teslimiyeti sınayan konu, efendinin bu ödenenleri asla geriye vermeyeceğinin peşin kabul edilmiş olması. Efendini vicdanı belki sadistliğinin ve hükmünün önüne geçer iade edebilir ama ne bir taahhüdü var efendinin ne de bunun için sorumluluğu.

- Harçlığın ne olduğunu ihtiyaçlara ve kölenin kendisine itaatine göre efendi belirliyor. İtaatsizlik veya efendiyi hoşnut edememe durumunda tıpkı bir tasma gibi çekiştirilebilecek ucu efendide bulunan bir sınır.

- Prensipleri açısından bakıldığında köle günlük hayatında da kendisini sınırlandırıyor ama daha da önemlisi, köle günlük hayatında maaşının karşılığı olan mevcut işini efendisine itaat olarak yapıyor. Günlük hayatında da efendisinin bir kölesi işi aracılığı ile. Bu ekonomik kölelik bilinen anlamda BDSM köleliği kavramından pek farkı bulunmuyor.

Bunları yapabilmek için sanırım iki şey gerekiyor ve o olduğu için yapabiliyoruz; kölenin zor durumda kalmayacağına dair efendiye duyacağı güven ve geriye verilmeyeceğini bilerek verebilecek kadar adanmışlık, çünkü köle burada parasını emanet etmiyor, o para zaten verildiği anda gitti, burada emanet ettiği bizzat kendi ruhiyatı ve devamlılığı.

Açıkça söylemeliyim ki bu şekilde bir ilişki özellikle kölemi adeta çıldırtmış durumda, günde herhangi bir anda ekonomik bir ilişkide ıslanabiliyor. Benim içinse kendime bir BDSM ilişkisindeki şekilde sınırlamamın, dur dememin gerekmeyeceği onun maddeleşmiş hali, çünkü asla onda kalıcı bir yara bırakmak istemem (kendi siparişi yoksa), ancak bu oyun onun etindensütünden yararlanmak gibi bir olanak yaratıyor ve bu da bence oldukça zevkli.








3 Şubat 2018 Cumartesi

Subspace Nedir?

Subspace, teknik bir terim olarak düşünüldüğünde alt-uzay gibi bir anlama sahip olmasına rağmen BDSM'de benim ilgisiz bulduğum bir anlama geliyor.

BDSM'de kölenin his durumunu kaybetmesi ile acı duyması gerektiği halde, sağlığını tehlikeye sokabilecek ölçüde acı verildiğinde bunu (yeterince) hissetmemesi, tepki vermemesi olarak biliniyor.

Bunun nedeni bedeni acıdan koruyucu olan hormonlar ile düşünsel isteğin birleşmesi, sanki lokal anestezi altındaymış gibi hissizleşmesi.

Kötü yanı da kölesinin bedenini ve davranışlarını dinleyen bir efendiyi köleye karşı sağırlaştırması. Efendi sağduyu (mantık) niteliklerine tamamen haiz değilse, sadece kölesini dinliyorsa gerçekten çok ciddi problemlere yol açabilir.

Bunu geçtiğimi ay yeni sayılabilecek sevgili kölem Sinem ile yaşadık. Hafif BDSM ısınma, ön sevişme sonrası gözler kapalı ve eller ensesinde bağlı olarak yatak hapsindeyken vajinasından bolca uyarılmış, içine birkaç tur girilip çıkılmış, göğüsleri vakum ile hassaslaştırılmış durumdaydı Sinem. Rastgele giriş çıkışlarım arasında yeni bir şeyler bekliyordu.

Beklediği şey ise çok geçmeden geldi. Gözleri bağlıyken bir meme başını sıkıştıran mandal canını acıttı. Bunu yapmamı beklemediğinden mi yoksa gerçekten çok acıttığından mı bilmiyorum, hemen gevşettim. Birkaç derin nefes aldıktan sonra tekrarlandı mandal. Bu sefer dudaklarını ısırmış bekliyordu. Kısa bir süre içinde ikinci meme başında diğer mandalı hissetti. Derin bir nefeste dudaklarına bir öpücük kondurma mecburiyeti hissettiğimi söylemeliyim.

İlk dakikada canın acısını dudak ısırması ve yüzünün şeklinden anladığım Sinem'e kendini kasmasından dolayı zorlaşan giriş çıkışlarım ilk sertliğini kaybetmeye başladı. Bir süre sonra artık mandal yokmuş gibi hissetmeye başladı. İnadına ikişer mandal daha koyup elimle de mandalları çekiştirerek, sonra da yüz üstü yatırıp ittire kaktıra devam ettim girip çıkmaya, iyice gevşemişti ama her türlü eziyet vermesi gereken mandalları umursamıyordu bile.

Randevu sonrası çıkarken benim meme başlarıma yapıştı birden ve sıktı, "nasılmış bakalım?!" diyerek. Ben halen düşünüyorum, çaresizlikten mi kendini bırakmıştı, gerçekten mi hissetmiyordu yoksa başka bir şey mi? diyerek.

Meme başlarım iki gün acıdı bir sıkmayla, bir kölem bunu tekrarlamaya çalışırsa artık sanırım ceza olarak mandalla yetinmem...



31 Aralık 2017 Pazar

Mutlu Yeni Yıllar

Bu yıllar ne kadar hızlı geçiyor böyle. Hani yaşlanmasak umurumda olmayacak.

Gelmiş geçmiş bütün kölelerime (fiilen ve gıyaben) ve blog takipçilerime mutlu güzel bir yıl dilerim.

28 Kasım 2017 Salı

BDSM ve Ağız Bakımı

"Bu adam bir süredir yazmıyor, bu işi unuttu herhalde, baksana ağız bakımı falan, Watsons takılıyor" diye düşünen varsa şimdiye kadar neden yazmadım dediğim bir konu olduğunu belirteyim.

Yok, öyle oral için ağız temizliği falan değil. Tamam oral için ağzı, anal için kıçı temiz olacak, öyle her yere sokmam ben aleti, ama demem o değil.

Diş fırçalarının sapı gerçekten çok uygun bedene girmeye, yuvarlanmış esnek, steril, yeterli uzunlukta. Fırça kısmı yeterince uyarıcı. Ancak bir de diş macunu konusu var ki, adeta çıldırtır, taze zencefil bile o kadar o kadar olamamıştır (Birden fazla tecrübe ile sabit). Ancak öğrendiğim şudur ki, her marka herkese uymaz ama uyduğunda ciyaklamalar tadından yenmez :-)

Önce hafif ince bir tabaka ile başlanır hanımefendinin vajinasına. "Lütfeeen, yanıyooor" sinyali alındığında bir tur ıslak mendil ile temizlenir, hava ile irtibat acayip bir serinlik getirir. Bir süre daha devam eder etkisi, beklenir. Alerijk bir durum olmadğından emin olununca köleye şöyle bir sert bakılır. Asıl etki ikinci dalgada olur, bu sefer bolca sürülür ve hatta parmakla içeriye, klitorise falan taşıra taşıra... Köle ne hissedeceğini artık bilmektedir, genellikle birkaç defa yutkunur, öncekine göre uzunca kalacağını hata tekrar tekrar takviye yapılacağını bilir çünkü. Eğer efendi Sabri ise anal'a da çalışılacağını bilirler.

Diş macunu yalnız başına bir işe yaramaz, diş hekimleri hep söylerler. "Asıl etki diş fırçasının yapacağı mekanik etkidir" derler. Evet tecrübe ile sabit diş fırçasının önce sapı deliği esneterek hafifçe içeri girer. Çıkış ve girişler sonrasında artık bir süre sonra çok da fark edilmez olunca artık sıra fırça kısmının girebileceği düzeye gelmiştir. Arada temizlemekte yarar olduğunu söylemem sanırım ki gerekmeyecektir, her yeni başlangıç yeni bir heyecandır.

Burada artık lastik (lateks prezervatif) takıp diş fırçasına eşlik etmeye sıra gelmiştir, ama burada efendinin serbest girişi asla denememesi önemli. Diş macunu anti-spermisit olmadığı gibi kölenin iki bacağını iki tarafa gerip içine dalmak gibi bir sorumluluğu taşımaktadır, bunu canı istemelidir, diş macunu bu konuda caydırıcı olmamalıdır.

Bir süre sonra köleniz bütün tüpü içine sıksanız hissetmeyecek hale gelecektir.Burada biraz teknolojiye ihtiyaç olacaktır: Elektrikli diş fırçası...

Başlangıç için klitoriste o fırçanın titreşimi köleyi baştan çıkaracaktır ama genişliğine uygun fırça olduğunda efendi ile kölenin bütün halinde bir eğlence aracı olacaktır. Bundan sonrasını blog okurlarının hayal gücüne bırakmayı tercih ediyorum. Yalnız uyarmakta yarar var ki; kendinizi kaptırıp macun tüpünün kapaksız olan tarafını asla içeri sokmaya çalışmayın, sivri kenarları tehlikelidir.

9 Kasım 2017 Perşembe

Çıplak Savunmasızlık

Bir efendinin karşısında her dediğini yapmak üzere emirlerini beklemek, cinsellikle direkt ilişki kurmadan karşısında çırılçıplak durabilmek. Ama nedense (!) cinsel olarak sonuna kadar (kimisinin  deyişiyle "feci şekilde", kimisinin deyişiyle "boku çıkana kadar") kullanılmak cazip geliyor kölelerime. İlk buluşmada dahi aşağıdaki emirlerimin yadırgandığını görmedim henüz;

- Yüzünü duvara dön ve bacaklarını omuz hizasında aç
- Külotunu ve sutyenini görmek istemiyorum, çıkart onları
- Sana ne yaparsam yap, ne kadar kapamak istesen de gözlerini gözümden ayırmayacaksın

Çok klişe gelebilir ama cinsel uyarımın koşulsuzlaştığı bir konumdur BDSM. Bir sub için ilk defa yapıldığında rahatlatıcı bir etkiye sahip olmakla birlikte endişeyi ve heyecanı birlikte taşımayı sağlar.

Biraz kaşarlanıldığında "yapamazsın ki" dedirtip efendiyi kontrollü şekilde azdırmayı öğretir. Ama her durumda efendinin iki dudağının, beyin kıvrımlarının arasından çıkacak şeylerin uygulayıcısı olmanın zevkine erdirir.

17 Eylül 2017 Pazar

Garip Şeyler Yapmak

Pek çok kişinin heyecanlı bulmasına karşılık eylemlerini garipsediği, sadece "efendinin bir bildiği vardır, ona uyayım" düşüncesi ile katıldığı "acayip ve garip" bir şeydir BDSM.

Aday bir kölenin genellikle "ben ne yapıyorum burada?" diyebileceği ama hissettikten sonra "su çok güzel hadi gelsene" diyebileceği bir şeydir.

B-Peki bir aday kölenin bu işten zevk alabilmesi için neler gereklidir? Nasıl olması gereklidir? Bu konuda istatistiksel bazı "reel" ölçütler çıkarabilmiş olarak düşünüyorum kendimi.

Öncelikle cinselliği yaşamış olması gerekiyor. Bunu bir cinsellik girişi olarak yaşamanın çok sağlıklı olmadığını defalarca defalarca gördüm, her seferinde yanılabiliyor olabilir miyim diye düşündüm, toleranslı oldum ama her seferinde haklı çıktım. Evet...

(1) Cinsel deneyim gerekiyor, bakire bir köle olamaz. Her ne kadar anal ilişkileri olmuş olsa da..
-----
Yaş, evet, 18 yasal bir sınırdır ama bu makul bir yaş mı? Tecrübeler gösteriyor ki Türkiye'de 18'inde cinselliği yaşayamamış çok kişi var, hele ele BDSM'ye varmaya daha da 8-10 yıl lazım.. Bunun için yaş sınırımı koydum.

(2) Evet, yaşın (Türkiye koşullarında) en az 26-28 olması gerekiyor. Bunun altındakiler lütfen kusura bakmasın, onlar da çok değerli birer insan ama BDSM biraz daha "kart" olmayı, belki umarsızlık gerekliliği nedeniyle gerektiriyor.
-----
Alternatif bazı cinsel ilişki modellerini denememiş olmak cinselliği sadece bir zaman kesidi içinde penis ile vajina arasında sinirsel uyarım olarak görmek BDSM için yeterli olmuyor. Biraz cesur olmuşluk, biraz fantezi yapmışlık gerekli. Belki birden fazla eş ile (farklı zamanda da olsa), belki bir hemcinsin ile, veya en azından anal ilişki olarak "farklı ve alışılmamış" bir şeyler yapmış olmak, bunlar BDSM formunda olmamış olsa bile gerekli.

(3) Daha önce cinsel rutinden (vanilya ilişki) farklı bir şeyler denemiş, en azından sürekli hayal ediyor olmak, fantezilerini bunlar çerçevesinde kurmak gerekli. BDSM için ön önemli motivatör ve gerçekleştiricilerden biri istek ve koşulsuz ilgidir.
-----
Acayiplik arayışı, gizli de olsa olmazsa olmaz... Çünkü bu şekildeki fikirlerin eyleme geçebilmeleri tarafların bunların yapılabileceğine ilişkin kesin kabulleri üzerine kurulu. Eğer bunlar garip şeyler olarak algılanacaksa hayata geçmeleri hiç bir zaman mümkün olmayacaktır.

(4) Eğer olacakların anormal olduğuna dair fikirlerinize daima boyun eğecekseniz ve bunların aşılmasının partnerin anlayışı ile olacağını düşünüyorsanız şansınızı çok azaltmış olursunuz, eğer bir sub (köle) olacaksanız dahi bunları normal kabul etmeniz kaçınılmaz bir şarttır.
-----
Beni köle kabulüm için en makul olan şartların bunlar olduğuna artık daha eminim. Kurbağa öperek prens çıkmasını bekleyen kızlardan farklı olarak artık kurbağa öpmek için bazı şartların makul olduğuna kanaat getirebildiğimi düşünüyorum.

26 Nisan 2017 Çarşamba

Emir Vermenin Dayanılmaz Lezzeti

Bir emir vermek, koşulsuz olarak yerine getirildiğini görmek, sadece o bedenin değil, onun kontrolünün de size ait olması hissini verir. Bir yemek yemeğe benzer emir ve itaat oyunu. Her emirle ondan bir çatal alırsınız, yavaş yavaş acele etmeden. Emrin yerine getirildiğini görmek ise o lezzeti dilinin ucunda, onu çiğnerken ve boğazından aşağı kayıp giderken hissetmeye benzer.

Zor olanı veya göreceli olanı istediğinizde gösterilen çaba size efendiliğinizi hatırlatır. Mesela zaten açık olan bacaklarını daha da açmasını istediğinizde muhtemelen sınırda olacaktır ama yeterli olması için gösterilen çaba buradaki lezzetli meyvedir, ister başarılı olsun isterse sırf çabadan ibaret kalsın. Onu, sürekli olmaya zorlandığı hanımefendi kalıplarının dışına çıkmaya zorladığınızda onu bir araç gibi görmeye başlayabilirsiniz artık. O bu özgürlüğün tadını aldığında emirleriniz ona bir hediye gibi gelmeye başlayacaktır. Size ise bu lezzetlendikçe lezzetlenen yemeği yemek kalacaktır. Ama sofra adabına uymak koşulu ile;

  • Ağzınızı şapırdatmadan
  • İmkansızı istemeden
  • Onun ne hissettiğini sürekli dikkate alarak
  • Arada adabına uygun ceza vererek
  • Arada bir ödülünü vererek
Diğer bir güzelliği ise tıpkı karşı tarafın hissettiği bir hafiflik benzeri bir hisse ulaşmanızdır. Size naz etmeyeceği kesindir, istediğiniz her şey (sınırlarınız dahilinde önceden anlaştığınız) elinizin altında olacaktır. İşin sadece cinsellik bölümünde bile penisinizin ucunca alacağınız tat herhangi bir cinsel ilişkiden fazla olacaktır.

21 Nisan 2017 Cuma

Emir Almanın Dayanılmaz Hafifliği

Ben çoğu sub kadının bu nedenle sub olmayı tercih ettiğini düşünüyorum. Özellikle cinsellik konusunda sorumluluğu ve atılacak adımları karşı tarafa yıkmak (!) işin stresinden kurtarıyor.

Başka bir deyişle; "Sen ne istiyorsan yap, günahı sende...". Biraz doktora kendini emanet etmeye benziyor. Güvendikten sonrası kolay iki taraf için de. Master, efendiliğine şüphe düşürmemek için dengeli gider, sub yapacağı her şeyin, kendisi ile ilgisi olmadığını düşünür...

ve tabi olaylar gelişir...

Efendinin sesi (ES): Köşeye git duvara yüzünü dön, ellerini kaldırıp duvara daya, öyle duracaksın...
Sub'ın iç ses (SİS): Nasıl olsa herkesin yapabileceği bir şey bu, yapalım bari...

ES: Külodunu indir..
SİS: E ne olmuş ki? Üzerimde eteğim var.
ES: Arala bacaklarını..
SİS: Evet bu da güzel... Havadar..

ES: Biraz yukarı çek,
SİS: Evet bana mini yakışıyor zaten..

Sonrasında hassas bir dokunuşla tutulan ve birden bırakılan nefes. Hızlanan kalp atışları... SİS: "Efendimm, lütfen, ne uygun görürseniz onu yapın ama evet, evet orası."

ES: Sus çok konuşuyorsun..
SİS: Mmmm, mmm, bööyle iyimiii?
Sütyen düşer...

ES: Önünü bana dön ve ellerini ensende bağla...
SİS: Ama bu kadarı fazla değil mi?
Poposunda patlayan bir şaplak ile kendine gelir.
SİS: Ayyy, çok acıdı ama değdi... Emredersiniz efendim, derhal.

Bu kadar mı kolay olabilirdi? Evet aslında bu kadar kolay.

10 Nisan 2017 Pazartesi

Gor Köle pozisyonları

Gor hikayesinin bir gerçeği var. BDSM ve köleliğin lezzetli derinliklerine inebilmiş olması.

O kadar ki, hayal gücününü bile esir almış, kendisinden başka bir hayale neredeyse yer bırakmıyor.

Bu yazıda sık bilinen Gor köle pozisyonlarını, benim için ifade ettiği anlam ile yorumlayacağım. Gariptir ama pozisyonlardan bazıları egzotik bir dilde anlatılırken bazıları da doğrudan İngilizce verilmiş gitmiş. Genelde yayınlandığı halini temel alacağım.

Köle duruşlarının ortak bir yanı varsa o, emre amade olunuşudur. Bir soru varsa o da "hangi emre?" amade olunduğudur. Gor efendileri pek de konuşmayı sevmiyor olmalı ki duruşun adını söylemeleri kölenin o duruşu alması için yeterli görünmüş Norman amcamıza.

Pozisyonlardaki canlı manken Krista, kendisinden izin istedim figürleri yayınlamak için ben izin beklerken o daha da fazlasını, kendi resimlerinin linkini verdi. Bu konu ile ilgili detaylara www.goreancampus.com adresinden erişebilirsiniz.

Bu site Second Life içinde böyle bir hayat formunda olsa da mankenimiz gerçek.

NADU

Nadu biraz uzak doğu kültüründen esinlenmiş duruşlardan biri. Yogilerin duruşlarına veya Japon kültüründeki dizüstü oturuşlarına benziyor. 

Resimde olduğundan farklı olarak eller dizlere konulmuş değil de yukarı, efendiye bakar şekilde avuçlar açık durası daha uygun.





NADU (Bracelets/Kelepçe)

Nadu'nun kelepçe duruşu şeklidir. Eller iple, zincirle bağlı veya kelepçeli olabilir ama bunlara ihtiyaç olmadan kölenin efendisinin sanal bağı ile onları arkasında tutuyor olması teslimiyet için daha uygundur.








TOWER

Tower (İng. Kule) duruşunun neden bu ismi aldığını sormayın lütfen. Bu duruş yine uzak doğu savaş sanatlarında ayakların üzerine dikili olarak durulan "Kiza"duruşuna benziyor.









TOWER (Bracelets/Kelepçe)


Tower duruşunun eller arkada bağlı şekli. Bu duruş bana daha cazip göründü düz olanına göre.










OBEISANCE

Her ne kadar bildiğimiz secdeye benzese de çeşitli kültürlerde çeşitli anlamları olan bir duruştur. hürmet ve saygı ifade eder.










OBEISANCE 2

Açıkçası önceki Obeisance pozisyonu ile ilgisini ben de çözemedim. Saygıdan, hürmetten çok direkt, "yerde yüz üstü yatış" denilebilir. Vücudun, özellikle hafif bacak açıklığı ile kalça kısmını seksi gösterdiği söylenebilir.

Ellerin duruşu yukarıyı, muhtemelen efendinin istikametini gösteriyor. Bu duruşun biraz farklı gibi görünen ama tamamen farklı bir algıya yönelik halini ayrıca göreceğiz.





BARA



Bu pozisyon aslında sıralamada buradan önce yer alması gereken bir pozisyon. Bu pozisyonun olmazsa olmazı ayakların duruşu. Resimde ayaklar tesadüfen üst üste atılmış değil. Pozisyonun özünün bir parçası ayakların böyle duruşu.

Aynı zmanda konforsuz bir yatış pozisyonu olması nedeniyle bir cezalandırma duruşudur.


BELLY

Belly İngilizcede Göbek demek. Duruş göbek üzerine yatış resimden de görüleceği üzere.

Bu duruşu sanki yukarıda gördüm diyorsanız, Obeisance 2 olan pozisyona benzediğini söylemek mümkün, ellerin duruşu farklı. Önceki Obeisance duruşundakinden farklı olarak aşağı salınarak tamamen teslim olmuş bir beden görüntüsüne odaklanmış.




SLAVE BOW

Slave Bow, duruşu da eylem öncesi duruşlardan biri. Bu duruşu takiben bir şeylerin geleceği belli ve köle de buna hazır.

Eller vücudu taşıdığı için daha savunmasız bir algı yaratır.

Boyun bütün vücutla birlikte sunulur durumda olması ve bakışların hedefli olmaması efendiye karşı koşulsuz güven işareti oluşturur.




LEADING

Öne eğilme pozisyonudur. Saçların aşağı sarkması ve görüşü kapatması tipi k bir özellik oluşturur. Bu nedenle "Hair" pozisyonu, yani saç pozisyonu da denir.

Resimdeki manken normal daha dik durmaktadır. Pozisyonun normal halinde bel tam olarak 90 derece öne eğilmiş durumdadır.

Ellerin arkada bağlanması da kritik bir niteliktir.



SUBMISSION (Teslimiyet)

Elleri yukarıda tutmanın ne kadar zor olduğunu görmek isterseniz Efendi Sabri'nin bu cezasını tadın derim.

Eller bedenden uzaklaştırılmış halde olduğu için beden üzerinde efendinin yapacağı herhangi bir müdahaleye de izin verir. Özellikle tasmanın takılması için uygun bir pozisyondur, bundan dolayı Tasma pozisyonu (Collar Position) olarak da bilinir.



EXAMINATION 

Muayene/sınav pozisyonudur. Kölenin bedenini iyi şekilde sergileme biçimidir aynı zamanda. Koltuk altı temizliğinin ve vajinal temizliğinin tam olmasını gerektirir.

Ellerin ensede arkada bağlanmış olması, ayakların bir omuz genişliğinde açılmış olması duruşun olmazsa olmaz kriterlerindendir.





KNEEL TO WHIP

Bir ceza pozisyonudur. Özellikle kamçılanmak üzere alınan bir pozisyondur. Yüzü ve bedenin ön kısımlarını muhafaza eder ama sırt ve bel üstü açıklığını sergiler.

Kolların içeriye doğru toplanmış olması pozisyonun "Obeisance" pozisyonundan önemli bir farklılığıdır, zira vücudun üst kısmının yerden bir miktar yukarıda kalmasını sağlar.




SULA

Efendinin kendisini kullanması için bir genel sunum pozisyonudur.

Bacakların olabildiğince açık olması, vajinal müdahalelere olanak sağlar. Bu açıklık genellikle resimdeki mankenin aralığından daha fazladır.






SULA KI

Belin yerden kaldırılmış olduğu Sula pozisyonudur. Amacı seksüel kullanım için vajinanın efendinin uygun hizasına yükseltilmesidir.

Ayak parmaklarının ucunda yükselmiş ve kasılmış olunan şekli efendi için bir özlemin ve davetin işaretidir.






SHE SLEEN

Tipik dört ayak üzeri duruştur. Evcil hayvan fantezileri ile ilişkisi olduğunu düşünmekle beraber bir emekleme duruşu oluşu doğallık katmaktadır.

Pozisyonun cazibesi sanırım kalça ve vaijna hizasının işlevsel bir yükseklikte bulunmasıdır. Kölenin hem anal hem de doggy vajinal kullanımları için uygundur.




SLAVER'S KISS

Hem kullanım hem ceza için uyun bir pozisyondur.

Özellikle efendiyi görmeyi engellediği ve vajinal/anal kullanıma uygun olduğu için birden fazla efendinin olduğu, orta malı gösterileri için uygundur.



LESHA


Nadu pozisyonuna çok benzer, neredeyse tek farklılık başın yana çevrilmiş olmasıdır. Bu pozisyonun Nadu'dan tek farkının amacı tasma takılması için başın boynu açık bırakacak şekilde olmasıdır.






WHIP

Basitçe, cezalandırılma ve aşırı uyarılma pozisyonudur. Eller yukarıda efendinin emri ile bir arada tutulabileceği gibi, bir yere asılmış da olabilir.

Köle yeni ise ve eğitimin başında bulunulduğunda "hoş geldin" amaçlı kırbaçlanması için ideal bir pozisyondur, çünkü köleye fazla bir iş bırakmaz.