19 Şubat 2021 Cuma

Anal Terbiye

Bir kadının (normal ölçülerdeki) poposuna bakıp bundan cinsel bir sonuç çıkartmayan bir erkek var mıdır acaba (varsa mesajlayabilir aşağıda)? Neden popo, sonrasında anüs bu kadar cinsellikle ilgili bunu düşünmüşümdür ama çıkartabileceğim doğrudan bir sonuç olmadığından burada yazmak istemiyorum pek, en azından bu başlıkta.

Yaşadığım ve araştırdığıma göre anal ilişki öyle bir ilişki biçimi ki, seven çok seviyor, sevmeyen nefret ediyor. Başka tercihi olmayan gay'ler dışında anal almanın ne gibi bir zevki var ne gibi bir eziyeti var bilmem ancak her tür ilişkide karşı cins tercihimdir.

Bu yazımın konusu bir kölenin anal ilişki ile terbiye edilmesi gibi görünse bile maalesef konu bu değil. Konumuz anal ilişk
iyi bir eziyet olmaktan çıkarabilmek veya ilk anal ilişkide her iki tarafın da dikkat etmeleri gerekenler ile ilgili.

Anal ilişki tecrübesi olmayanlar için ilk ilişkiler sanırım sonrası için önemli bir belirleyici oluyor. Partnerinin nasıl davrandığı, nasıl başlandığı önemli. Çoğu zaman ilk tecrübeden de öncelikli olarak ilk duyumlar bile önemli, üstelik bunlar sadece anal için değil, bu duyumlar vanilya seks (normal şekilde vajinal seks) hayatını bile etkiliyor.

Bu konuda Pissy'ye danıştım, "nasıl başlar, nasıl başlamalı, sonrasında ne olur?" diye. O da bana elinden geldiği ölçüde bilgi verdi. Yanlış anlaşılmasın, kendim kıçımdan anal almaya niyetim falan yok, hatta bu amaçla yaklaşanı yakarım, hadi abarttım, yakmasam da cüssemin avantajını kullanır yüz ve gövde şeklini değiştirmek için çabada bulunurum... Sorma amacım, bu eylemin varlığını bilen ancak nasıl yapılacağı konusunda emin olmayan, bunu bilmek isteyen potansiyel partnerlere fikir verebilecek bilgiye sahip olmaktı.

Pissy'nin bana ilettiği şöyle, küçük virgülüne falan dokunarak olduğu gibi iletiyorum:

12 Şubat 2021 Cuma

Çoklu BDSM İlişkileri

Burada başlığı atarken "Çoklu" kelimesi ile "Üçlü" kelimesi arasında kaldım. Burada diğer alternatif gibi görünen "grup" ifadesini kullanmayacağım kesin çünkü salt cinsellik için kullanılan bir ifade, başka bir "değişikliği" ve bu değişiklikten hazzı konu alıyor. "Bu da BDSM'nin grubu değil mi be ya..", diyecek olanlara "kazın ayağı öyle değil be ya.." diyeceğimi söyleyebilirim peşin peşin. Tabi sınırı çizmek lazım, konu aynı anda BDSM eyleminde bulunulmasını içeriyor (dört boyutta ortak kesişim), bir kölenin çok efendisi olmuş veya bir efendinin çok kölesi olmuş, zamanı paylaştırmış, beni bu şebeke kısmı ilgilendirmiyor burada.

Kastettiğim doğal olarak her iki cinsiyetten de aynı cinsiyetten de birden fazla kişinin bir arada olduğu ilişkiler. Üç olunca mecburen matematiksel olarak aynı cinsten birden fazla kişi olacak haliyle, geyleri iki defacto cinsiyetten birinden sayarsak tabi, benim pek ilişkim yok onlarla, dolayısıyla benim kapsamım FFM (Kadın+Kadın+Erkek) veya FMM (Kadın+Erkek+Erkek) veya bunlara kadın veya erkek eklenmiş hali ile olacaktır. Pöf, amma matematik kastım, okulda yazı tura olasılıkları için bile bu kadar laf edilmezdi. Hani, bir para üç defa atıldığında Yazı, tura, sonra tekrar yazı gelme olasılığını (TYT) olarak ifade edilmesi gibi. Burada Tura üzerinde ne resmi bulunduğuna göre kadın veya erkek, yazı ise diğer cinsiyet olurdu ama iyi de yazı/tura ile erkek/kadın arasında ne gibi konu çıkar bilmiyorum, arada bir saçmalıyorum işte.

Ancaaaak, işin içine bir de BDSM rolleri girince işin rengi çeşitleniyor. Öyle grup işi olmaktan daha karmaşık bir kombinasyona geliyor. Burada zaten iki veya daha fazla erkeği normal bir ilişkide kabul etmeyeceğim sabit olmakla birlikte, ikinci efendi veya öğrenci rolünde kabul edebilir olmam gibi önemli boyutlar getiriyor benim açımdan (başka açı var mı bilmiyorum tabi rolüm icabı).

Daha önce iki dişi sub ve ben (tabi ki erkek dominant) olmak üzere bir buluşmamız olmuştu. Pek kolay yorumlanabilir bir sonucu yoktu açıkçası. Güzel miydi? Bence tek sub ile yapılabilecekten çok da farkı yoktu. Ne az, ne de fazla. İki sub'ın kendi cinsine göre algısını pek dikkate almamıştım açıkçası, ikisinin de hemcinsine bir ilgisi yoktu, bu nedenle aslında birbirinden ilgisiz iki ayrı buluşma aynı ortamda gibi oldu.

Bir süredir kadın ile ilişkiden hoşlanma eğilimi yükselmiş bir sub'ımla bu tür bir plan yapmaya çalışıyoruz, pandemi bir yandan, hayatın akışı bir yandan, insanların seçicilikleri bir yandan bunu yapmak şu andaki konfigürasyonla zorlaştı. Aslında bunu daha çok kendi sub'ımın isteği için yapmayı düşünüyorum (efendi bir efendi olarak), benim için oturup birinin diğerine eziyet etmesini seyretmekten, belki ne yapacağını söylemekten, iki kadını sevişirken izlemekten öte bir farklılığı yok. Özet olarak ikisinden birinin en azından dom rolü oynayabilmesi (emirle olsa da, beni domine etme çılgınlığına kalkmadan yapması şartları ile), diğerinin sub olması yeterli bir kombinasyon.

Çok sayıda kişinin yaptığı anlaşıldığı hali ile çoklu ilişkinin merkezinde yer alan "cinsellik" ile BDSM'den uzaklaşması bu konunun talibinin çok ama aslında istediklerinin BDSM olmaması gibi bir durumu doğuruyor. Yani bakıyorsunuz "bir çift" başka bir kadın veya "çift" arıyor çeşitli buluşma platformlarında, "vay be neler dönüyor?" diyeceğiniz miktarda ama BDSM konu olunca sadece iki kelepçe bağlayıp deliklerden girmekten yalanıp durmaktan veya birer tokat atmaktan öte bir yanı yok bu ilişkilerin. Bir kısmı ise "tamamen duygusal" (Cem Yılmaz reklam repliği) şekilde gerçekleşiyor, iş prodom (profesyonel dom), findom (finansal hakim dom) boyutlarında müşterinin (sub'ın değil) isteğine göre yürüyor. Finansal oyunlar güzel olabilir ama burada adı geçen hali daha çok "servet oluşturmak" veya "geçimini sağlamak" şeklinde olanlar. Böyle çoklu olunca sadece "Toptancı" durumunda bulunuyorlar bence.

Bir sub'a birden fazla herifin saldırması gibi sahneler de çoğu kişiye fantastik gelse de aslında birer cinsellik gösterisinden başka bir şey değiller, genelde belki "fetiş" kapsamına girerler, tecavüz fetişi vb. gibi ama bu konunun felsefesini yapılabileceği konudan çok uzak, daha hayvan ihtiyaçları hisli şeyler veya belki de sadece cinsel şiddet yönlüler, iletişim denilen şey ortalıkta vandal gezen bir serseri (genelde motosikletli çeteci görünüşlü) sürüsü ve zavallı bir sub gibi olan durum bu. Etrafta birilerinin bağlı olması vb. gibi BDSM unsurları olsa da bunlar konuyu BDSM yapmaz, BDSM tiyatrosu yapar ancak, yani aslında roller de bir tiyatro olduğundan dolayı tiyatronun tiyatrosu yapar. Seveni var, ayıp etmeyelim ama buradaki o değil.

Bazen kızarım birilerine "bunun ne olduğunu anlat, ne olmadığını söylüyorsun sürekli" diye, bu yazım da biraz buna benzedi, ama bu kadar genellenen bir konuda önce ne olmadığının ayıklanması, kalanın ne olduğunu ortaya koyabilir. Zamanında "Douglas Adams", "Otostopçunun Galaksi Rehberi" kitabında/filminde bu konuyu güzel tiye kalmıştı "Sonsuz olasılıksızlık motoru" (infinite improbability drive) diye bir motor vardı, bu motor sizi evrende "her yere" götürüyordu, her biçimde var ediyordu, sonra gitmek istediğiniz yerlerden ve orada olmak istemediğiniz şekillerden sizi yok ediyordu, siz de gitmek istediğiniz yere gitmiş oluyordunuz (resimdeki balina ve çiçek saksısı sizi sokacağı bazı haller için verilmiş örnek). İnanılmaz bir ironi, özellikle mühendislik, fizik ve matematik konularına ciddi şekilde hakim olanlar buna kahkaha ile gülebilirler, çok örneği vardır çünkü. Henüz okumamışsanız okumanızı, seyretmemişseniz seyretmenizi önerebileceğim hayli ilginç absürt bir kitap/film, kitap mı film mi derseniz ikisinin bu kadar yakın olduğu bir eser daha görmedim, hiç fark etmez.

Biraz daha olumlu yönü ile yaklaşayım "neler olabilir" diye. Tabi burada hep "bir erkek efendi" olacak zira kendimin işin içinde bulunduğu şekliyle düşünmem bir efendi bencilliği için normal sayılmalı. Dominant=Efendi ve İtaatkar=Köle varsayımı yapacağım, temel olarak bu konuda farklar detayda kalacaktır. Kadın-Erkek diye ayırmak yerine Dişi-Erkek diye ayırmak bana anlamlı geliyor, dikkat ederseniz teknik anlamda kullandığımda kadın yerine dişi ifadesini tercih ettim yazıda.

MD: Male Dominant (Erkek Dominant)
FD: Female Dominant  (Dişi Dominant)
MS: Male Submissive (Erkek İtaatkar)
FS: Female Submissive  (Dişi İtaatkar)

1- MD-FD-FS veya MD-MD-FS : Bir erkek efendi, bir erkek/dişi efendi daha ama diğerinin alt yetkisinde (diğerinin sub'ı değil) ve bir veya birkaç pasif dişi sub.

2- MD-FS-FS : Bir erkek efendi, bir  dişi sub ama  kusursuz bir sub olmalı (yaptığından direkt zevk alıp almadığını sorgulamamalı, sadece emirden zevk alabilmeli) ve bir veya birkaç pasif dişi sub.

Yukarıdaki iki durumda da ne yapılacağına erkek efendi karar verir, birincisinde arkadaşça öğretir, ikincisinde ise emreder, kendisi buluşmada tembellik edebilir böylece. efendilik hammaliyesini de sub'lardan birine yıkmış olur.

3- Birinci ve ikinci kombinasyonlara istendiği kadar (pratik bir sayıda) FS eklenebilir sağından. Bu durumda ikinci sırada yazılanın işi zorlaşacağını ve hatta durumun bir kuru kalabalık haline gelebileceğini düşünmek gerekir.

4- Kombinasyona az sayıda vanilya erkek veya dişi eklenebilir, biraz biber tuz gibi, çünkü işlevsel bir rolü olmayacaktır, cinselliğini kullanması yeterli olur, arada kazaya kurban gitmemesi de önemli.

Çoğu kişinin "Ya! biz bir tane bulamıyoruz, sülale boyu kim nereden bulacak?" dediğini duyar gibiyim. Aslında haklı olduklarını söyleyebilirim. Ancak "bir tane bile bulamıyor" olmanın en çok rastlanan nedeni müşkülpesent olmaktır, başka bir ifade ile bulup da kıllısını aramaktır, yok zayıf, yok şişman, yok uzun boylu, yok memeleri sarkık yok bir diğer bahane. BDSM filmlerdeki gibi ideal ölçülerde hem de ideal karakterde biri yok arkadaşlar olsa da siz öyle ideal değilsiniz. Özellikle partner olarak genç kişileri istemiyor olmamın nedeninde bu tür bir seçiciliğin ve bahaneciliğin genç yaşlarda daha yoğun olması, sanki BDSM partneri aramıyor da beyaz atlı prens gibi koca, uzun saçlı prenses arıyor arkadaşlar. Diğer nedeni ise kendisine gerçek anlamda güveni olmayıp olduğundan fazla gibi görünüp içinin boşluğunu bir süre sonra saklayamamaktır. Bırakın kendiniz gibi olun işte... Bu sanırım başka bir başlığın konusu olur, derine girmeyeyim. Sağlıkla kalın.

7 Şubat 2021 Pazar

Köle ve Teslimiyetçi Farkı (Slave vs Sub) II

Bu yazı bir önceki "Köle ve Teslimiyetçi Farkı (Slave vs Sub) I" yazısının devamıdır.

Öte yandan teslimiyetçi kişiler, yani ihtiyaçları ve arzuları olanlar olacaktır. (“Arzu” ve “ihtiyaç” arasında fark görmekteyim. Arzu, benim için lüks bir kelime, bir özlem kelimesi, “çikolata arzusu”nda olduğu gibi. Hiç kimsenin yemek "arzulamakta olduğunu" duymadım, ama yemek ihtiyaçları vardır. Teslimiyetçi ne kadar sunmaya ihtiyaç duyarsa (sadece arzu etmek yerine), ölçekte o kadar fazla ileride olur, köleliğe o kadar yaklaşır.

Son cümlemin son ifadesini oldukça bilinçli seçtim: “Köleliğe o kadar yaklaşır”, gerçek bir kölelik yoktur ve bu ülkede var olamaz (Ç.N. Yazar ülke için ABD'yi belirtmemekle birlikte, bunun bizim ülkemizde de geçerli olduğunu düşünüyorum, bütünlüğü bozmamak için yazarın dilinden devam edeceğim).

Bir birey köleliği akla gelebilecek her şekilde kabul etse bile, Birleşik Devletler'de köleliği, rızaya dayalı veya başka türlü geçerli bir statü olarak tanıyan bir mahkeme yoktur. Bir köle bir gün köle olmayı bırakmaya karar verirse, onlarca noter onaylı belge imzalamış ve sahibinin adını kıçlarına markalamış olsalar bile onları kölelik durumlarına geri dönmeye zorlamak için yasal bir yol yoktur. Eğer ayrılmak bir seçenekse, bu gerçekten bir “kölelik” midir? Yaşam tarzında kölelik dediğimiz şey, "gerçek" ihtiyaçlar tarafından meydana getirilse ve kontrol ve itaat altında 7/24 yaşansa bile, aslında özenle hazırlanmış ve sürdürülen bir fantezidir.

Aşırı duyarlı olduğumu veya insanların her zaman (gerçekten her zaman) düşünebildiği gibi abartılı olduğumu düşünüyorsanız her tespitimizde, ne kadar geniş ve kapsamlı olmaya çalışırsam çalışayım tartışacak bir şeyler bulabilirsiniz. Bundan dolayı önceki paragrafımla ters düşen birilerinin var olduğunu açıkça belirtebilirim. Neden? Çünkü köleliğin bu ülkede (Ç.N. yazar ABD'yi kastediyor) olmadığını ve olamayacağını söyledim . Bana yasadışı ücretler ile çalıştırılan yasadışı göçmenlerle ilgili (ki köle olarak tutuluyorlar), şantaj, şiddet, sahtekarlık ve aldatma suçları gibi yasadışı koşullarda çeşitli makalelere bağlantılar gönderildi. Saygılı bir şekilde, bu tür şeyler olsa da, hala yasadışı olduklarını ve bu ülkenin yasaları veya hükümeti tarafından onaylanmadığını belirtmekteyim.

Kayan ölçek teorisi, ancak siz teslimiyetçiliğin ve dominantlığın "ölçülerini" öznel değil de nesnel bir biçimde ifade etmeye çalışana kadar geçerlidir.

Bir kıstas bir zamanda bir yerde birilerinin kararlaştırdığı ve ifade ettiği ortak bir ölçüt, tıpkı “inç” (Ç.N. ölçü birimi), gibi başkaları tarafından da benimsenir. Ancak yaşam tarzımızın karşılaştırılabilir bir ölçüsü - inç, santimetre, fit veya yarda yoktur.

Bir keresinde efendime, sosyal hizmet uzmanlarının sahada bu durum ile karşılaştıklarında çocuklarını alıkoymamaları umuduyla sadomazoşizm ve eylemleri (yazar kink ifadesini kullanıyor) temeli konusunda bilgilendirmek üzere üniversitede bir sunum hazırlamasına yardım ettim. (Ç.N. ABD'nde bu uzmanlar çocukları aileden alıkoyup devlet himayesine teslim etmeye memurdurlar). Bu çalışmada cinsel ifadenin “geniş spektrumunu” temsil etmek için doğrusal bir ölçek kullanmayı denedik.

PowerPoint sunusunda, bir ucunda "mutlak bekârlık" yazan tatlı küçük bir rahibe resmi kullandım. Diğer tarafa, tamamen deri ve zincirlerle süslenmiş, binici kırbacı sallayan, gösterişli bir adamın fotoğrafını yerleştirdim. Sonra, ikisi arasındaki davranışları ortaya koymaya başladık. Rahibeden sonra "mastürbasyon", ardından "ağır sevişme" ve "oral seks", ardından "ışıklar kapalı şekilde heteroseksüel misyoner pozisyonu" koydum. "Ama herkes tipik ilişkiden önce oral seks yapmaz," dedi efendim, Neden oraya koydun? (Ç.N. Yazıyı okurken benim de aklıma ilk gelen buydu).

"Bill Clinton" dedim kuru bir şekilde, "Bugün bir yerde okudum ki, çoğu genç bir saksofon işinin seks yapmak olduğunu bile düşünmüyor."

Ve... eklediğimiz her cinsel aktivite veya eğilimle daha da sorunlu olmaya devam etti. Anal seks mi? Bunu "tüm Kama Sutra'nın keşfinden" önce mi yoksa sonra mı koydunuz?

Kanlı dayak yemeyi kabul edebilen bazı SM kadınları tanıyorum, ancak kocalarıyla bile anal yapmıyorlar. Gey ve lezbiyen yönelimleri göz önünde bulundurursanız, anal seks, oral seks, yumruk sokma ve yapay penis kullanımı sıralaması “normal” bir heteroseksüelin sıralayabileceğinden farklı olacaktır.

Herhangi bir davranışın diğerinden daha "aşırı" veya "normal" olduğunu ima ederseniz, SM veya eş paylaşanlardan oluşan iki grubu da kızdırmadan yapamazsınız. Çünkü çoğu eş değiştiren, SM'lerin hasta ve sapkın olduğunu düşünürken, Deri Yaşam Tarzı'ndaki pek çok kişi hala tek eşliliği "dürüstlük" için altın standart olarak tutuyor.

Sonunda, cinsel davranışların doğrusal bir çizelgesinin en geniş genellemeden başka bir şey olamayacağını, kelimenin tam anlamla alınamayacağını kabul ettik, çünkü her bir etkinliğin çizelgedeki sıralaması dünyadaki her bir kişi için potansiyel olarak farklıdır. Bir kişiye “müstehcen” olan şey, bir başkası için “normaldir”. Dominantlar ve itaatkarlar için bir ölçek oluşturma girişimlerimdeki ile tamamen aynı sorun.

Ölçeğin uç noktalarını genelleştirebilirsiniz, ancak aradaki dereceleri ölçmenin bir yolu yoktur çünkü yaşam tarzındaki her bir kişi kendi ölçütlerine göre ölçüm yapmaktadır. Bir kişinin santimi, başka bir kişinin milidir.

(Ç.N. Bu yazıya önceki bölümden geldiği üzere sonraki bir bölüm ile devam etmeyi planlıyorum, aslı oldukça uzun).

Bu yazıyı https://www.katekinsey.com/the-difference-between-a-slave-and-a-submissive.html sitesinden yazarın Türkçe'ye tercüme iznini alarak yayınlıyorum.

4 Şubat 2021 Perşembe

Bak Cıs Yaparım!

"Cıs yapmak" çocukluğumdan kalma bir kelime olarak halen duruyor ama koca internette benden başka böyle bir şeyi diyen de görmedim. Çocuk dilinde can acıtmak ve aslında daha da öznel olarak, iğne yapmak olarak hatırlıyorum. Çocuğa bir şey yapmaması için doktorla iğneyle korkutmak için kullanılan bir tehdit cümlesi, tıpkı "Bak öcü gelir" falan gibi. Bana denilmedi bu pek ama genel olarak kullanıldığını bolca duydum. Kim bilir belki de çocuk başıma yanlış anladım o zamanlarda o yüzden kimse bunu bilmiyor. 


Sanırım bizim kızlarımızın çocukluklarında böyle bir korkutma faslı olmuş ki şimdiye kadar, "Cıs mı? İğne mi yani? Ahahaha!" diyeni olmadı kölelerimden ve derinlemesine yazıştıklarımdan. Bir sadistik dom için bu çekincenin işi daha da zevkli hale getirmesi de normal, itiraf edeyim.

Bir mazoşistik sub üzerinde bu cıs işinin tıbbi koşullara uyulmadan yapılması sağlıklı değil öncelikle, bunu belirtmek gerekli. Kadınların bütün memelerini şiş kebap yaparcasına şişlere geçirildiği, enjektörlerin estetik bir sıra ile dizildiği porno filmleri mesnet almayın. Pis kirli yerlerde enfeksiyon riski her zaman olacaktır. Hatta steril enjektör kullansanız bile bu böyle... Yanlış bir yere uygulanmasının dışında cildin kendisinin temiz olmaması bir risk. Boşuna mı cıs yapacak canım fantezik hemşireler öyle alkollü pamukla silip silip öyle sokuyorlar iğneyi, bir de duvarda durup parmağı ile sus işareti yapıyorlar ama onun bu konu ile ilgisi yok tabi.

Bu cıs işinin daha az korkutucu olanını keşfettim bir süre önce. İnsülin iğneleri.

İnsülin kullanmasına karar verilmiş diyabet hastalarının günlük olarak kendilerine yaptıkları daha kısa ve daha ince bir iğne bu (bazı okurlar "biliyoruz" diyebilir ama bilmeyenleri de düşünmek lazım, burası bir tıp bloğu değil sonuçta). Bu iğneyle hemşirenizin elinde tuttuğu 10 ml enjektörün iğnesinin yaratacağı his arasında fark var sanıyorum, en azından psikolojik olarak var, daha ince ve aslında daha masum görünüyor ve direkt hissin daha az olduğu bölgelere yapılıyor (göbek gibi).

Şimdiye kadar normal enjektörü Yeliz'in göğsünde denemiştim ama bu enjektör hissinin, insülin iğnelerinin bir tanesini değil küçük bir tarlasını denemek ile eşdeğer olacağını düşünüyorum. Bu konuda mazoşist sub'ıma "bak kuş geçiyor" deyip tavanı gösterdikten sonra batırdığımda yüzünün ifadesini görmek en iyi fikri verecektir veya daha bana uygun bir usulde, gözlerini bağladıktan sonra. Eğer bilinçli olarak farkında olursa etkisi daha ciddi olabilir ama bu bir ilk ise ilk başlangıçtaki psikolojik bariyeri bir ölçüde kırmak gerekli. İnsanların bu iğneyi kendilerine de yaptıklarını düşünürsek o kadar da acıtmamalı dedim ve kendimde denedim tabi (iğneyi kendine çuvaldızı başkasına misali). Sonuç; eh acıyor biraz tabi, biz de erkeğiz falan ama bu da benim için bir ilkti bir anlamda. Her ne kadar enjektör ile iğne olunurken direkt seyredebilsem de bunu yapmıyorum, genelde hemşirenin memeleri bu sırada bakmak için daha cazip bir yer. Bazen "lütfen diğer tarafa bakın!" gibi bir uyarı gelmesinin dikkati olay yerinde toplamamak için bir iyilikten çok bu meme konusu ile ilgili olduğunu düşünüyorum, "sen işine bak kızım, ıska geçeceksin damarı yine, bulamadın bir türlü, kasıtlı mı yapıyorsun, sapık mısın nesin?" der miyim bilmiyorum günün birinde ama tabi ki iğne onun elinde, yani o anlık efendi o tabi.


Dönelim insülin iğnesine tekrar... Bu iğnenin ilkinden sonra sevgili sub'ımda yükselen adrenalin ile muhtemelen 4. ve 5.'den sonra acı şiddetini kaybedecektir. Bu genelde mandal sıkıştırma durumunda sık karşılaşılan bir durum, ilki daha acı verici olur ve tabi sonuncusu. Mandal için; takarken değil, asıl çıkartırken en acı verici durumun yaşandığını iyi biliyorum. Bunu tavşanların yokuş aşağı iyi koşamaması arasındakine benzer bir ilinti altında düşünebiliriz belki, kim bilir? Sanırım ki tavşanlar bilir. Burada iğnenin çıkartırken vereceği acı için benzer bir durum olmadığını tahmin ediyorum, en azından Yeliz'de olmadı, çektim çıkardım. Bazılarının "ulan, hiç mi iğne olmadık? Konuya bak, çocuk masalına döndü bu post." dediklerini duyar gibiyim. Biz BDSM sahnemize geri dönelim.

Bir iki tane derken bir düzine iğneyi göğsünde bulup sayısını unutacaktır ancak vajinal tarafta hissedince saymaya başlar yine, emin olun. Belki de çıkartmadan önce biraz kolonya ile ıslatınca sayar en azından. "Batık iğne sayısını tahmin etmece" oyunu da oynabilirsiniz, bilemezse arttırırsınız, hele hele durumu abartmak için sayıyı fazla fazla söylerse "bak, şimdi o dediğin sayıda oldu canım, artık biliyor oldun" diyerek o sayıda batırıp cezalı esprinizi bile yapabilirsiniz, köleniz aynı zamanda sapyoseksüel ise bu sözle boşalabilir bile. 

İğne kullanırken sonrasında da steril olmak gibi bir gereklilik söz konusu, yani kölenizi temiz yerde tutacaksınız, kirletici bütün faaliyetler bu iğne faslından önce yapılmalı ve tercihen de bir banyo yaptırmak yerinde olur, ama banyo sırasında kölenizin üzerine işemeyin her ne kadar idrar steril bir sıvı da olsa. Önce işeyin sonra (çişiniz bitince) güzelce bırakın yıkansın (sanırım bunu kendisi yapabilir).


18 Haziran 2020 Perşembe

Köle ve Teslimiyetçi Farkı (Slave vs Sub) I

Çoğumuzun kafasını karıştıran bir konudur köle ve teslimiyetçi ifadelerinin BDSM açısından ne farkı olduğu. Anlamları açısından bence oldukça net olmakla birlikte Kate Kinsey isimli bir teslimiyetçi kadın yazarın sitesinden alıntı yaptım, en azından ne dediğini bilen bir teslimiyetçinin gözünden yazıldığı için.

Benim dil bilgime göre köle mevcut bir durumu, statüyü ifade eder, yani kölenin kölesi olduğu ve bu kişiye karşı bazı mecburiyetleri borç edinmiş kişidir köle. Teslimiyetçilik ise bir ruh durumunu ifade eder, biri ile ilgili olsun olmasın kendini teslim etmekten hoşlanır, bundan haz alır. Teslimiyetçiye itaatkar da deniyor.

Teslimiyetçi bir kişi veya kişiler ile teslimiyetçi yönünü ilgilendiren bir kişiye kontrolünü verdiğinde köle statüsüne erer.

Bazıları aynı şekilde benzer anlamlı "Efendi(Master)/Baskın(Dominant)" çifti için de konu ederler ve inanılmaz sevgili okurlar, inanılmaz, Türkçeden uzak, mantıktan yoksun ne tanımlar yaparlar ne tanımlar. Master ikinci düzeymiş de, Dominantlık şöyle olanmış da.... Başkalarını da kandırırlar, "aman ne çok biliyor, ne kadar da teknik bir kişi" diye görünmek için. Efendi kölenin karşıtıdır, iki kişilik sosyal psikoloji etkileşimindeki emir veren kontrol eden statüsündeki kişiye verilen addır, yani bir statüdür. Dominant (ben "baskın" diye çevirdim ama böyle de pek duymadım açıkçası, direkt dominant deniyor genelde) ise bir yine bir ruh halidir, başkalarını kontrol etmeyi, üstte olmayı seven ve tercih eden bir ruh hali. İster BDSM dahilinde bir kişi ile etkileşim halinde olsun ister olmasın, ruh hali böyledir.

"Ha, ben dominant hissediyorum, ama sanal olarak bunu uyguluyorum, şimdi ben efendi miyim? Dominant mıyım?" diyen olursa, artık kusura bakmasın, ebesinin amı artık..., taksın kendi ismini kendine :-) Mesela Domhan falan diyebilir kendisine.

Sevgili teslimiyetçi Kate Kinsey şunları yazmış, müdahale altında google desteği çevirdim hızlı olsun diye, tereddüt edenler için yazının linki en sonda var açar bakarlar.

Yalnız... Bir şey dikkatimi çekti, köle ve teslimiyetçi arasındaki fark o kadar karışmış ki google dahi aşağıdaki başlığı "KÖLE VE KÖLE ARASINDAKİ FARK NEDİR?" gibi çevirdi ve ben düzelttim. Algoritması gereği insanların kullandığı şekline bakarak çeviriyor o garibim ve bu konuda insanların nasıl bir dramatize zihin karışıklığı yaşadığının da bir belgesidir bu.

----

TESLİMİYETÇİ VE KÖLE ARASINDAKİ FARK NEDİR?

Birisi bunu bana her sorduğunda cevap için bir kuruş alsaydım, bunu Karayipler'de bir plajda bir dizüstü bilgisayardan yazıyor olurdum.

Son zamanlarda bu soruyu cevaplamaya hep karşı koydum, çünkü başka birinin akla gelebilecek her açıklamayı tartışacağını biliyorum ve zamanımı daha tanımlanabilir felsefi argümanlar için harcamayı tercih ederim.

Ancak 97 yaşımda bir bunak olduğumda da insanlar hala bu soruyu soracağından (ve yine de cevap vermemek için ısrar edemeyeceğimden), şimdiden bu soruya “kesin” cevabımı yazabilirim ki beynimin ilgili bölümleri artık pelteleştiğinde“Bu tür şeyler hakkında düşüncelerinizi hatırlıyor musunuz?” diyen notlarıma başvurabilirim.

Peki, teslimiyetçi ile köle arasındaki fark nedir?

Size başkalarının ne söyleyebileceği veya söylediklerini söylerek başlayabilirim ve bu konuda şöyle diyebilirdim (Çevirenin Notu: Yazar burada anlamları açıklamıyor, sadece yapılan romantik tanımları eleştirmek için sıralıyor):
  • Bir teslimiyetçi ortak paydada buluşur; ama köle öyle değil.
  • Bir teslimiyetçinin sınırları vardır; bir köle, sahibinin kendileri için belirlediği sınırlar dışında tüm sınırları bırakmıştır.
  • Bir teslimiyetçi her seferinde bunu seçerek itaat eder ve hizmet eder ve iradesini korur. Bir köle başlangıçta efendisine itaat etmeyi seçer ve daha sonra her zaman efendisinin iradesine sunar.
  • Köle itaat kabul ederken, teslimiyetçi boyun eğmeyi kabul eder.
  • Bir teslimiyetçi, D/s ilişkisi bağlamında bazı haklarını elinde tutarken, bir köle tüm hakları bırakmış ve gerçek bir mülk haline gelmiştir.
  • Bir teslimiyetçi sahiplenilir, fakat köle bir mülktür.
  • Bir kölenin mobilyaların üzerinde oturmasına veya kıyafet giymesine izin verilmez ve daima sahibinin ayaklarına diz çöker.
  • Bir teslimiyetçi oyunu bitirmek için güvenli bir kelimeye (Ç.N.: Safe-word kastediliyor) sahipken, bir köle rızasızlığa rıza gösterir.
  • Bir köle teslimiyetçi olmalıdır, ama her teslimiyetçi mutlaka bir köle değildir.
  • Bir teslimiyetçi olmak, bir köle olan “nihai” boyun eğme durumuna giden yolda sadece bir adımdır (Ç.N.: Hah hah haaa).
  • Bir köle “salt” bir teslimiyetçiden daha teslimiyetçidir. Teslimiyetçiler sadece oynar; köleler ise bu yaşam tarzını yaşarlar.
  • Bir teslimiyetçinin bir köleye göre daha fazla öz saygısı vardır. Köleler ise çılgındır, çünkü aklı başında kim bir köle olmak ister ki?

Falan filan falan... Bu, yumruk yumruğa, saç saça baş başa kavgaların başladığı noktadır ve sonunda birileri nihai kutsal el bombasını fırlatıp atar : “Sen gerçek bir teslimiyetçi/köle değilsin!”.

Yukarıdaki tanımların hepsi aslında insanlardan duyduğum veya çeşitli kitaplarda, web sitelerinde okuduğum şeylerdir. Bazıları şu anda zaten bildiğim şeyler. Bazıları belirli bir kişinin yaşam tecrübesi ve  kendilerini köle ya da teslimiyetçi olarak algıladığı biçim için olan tanımlardır ve aslında tamamen doğrudur. Bazıları ise tamamen saçmalığın dik alasıdır. Ama böyle demek beni nihai cevaba da yaklaştırmıyor.

Belki bir teslimiyetçi ile bir kölenin ortak yönlerini sorgulayabiliriz. Her ikisinin de kontrolünün en azından bir kısmını bir dominata teslim etme konusunda derin bir ihtiyacı ve arzusu vardır. Çoğu zaman buna “ihtiyaç duyarlar” çünkü güvenlerini, saygılarını ve (genellikle) sevgilerini kazanan bir Dominant'a hoşnutluk ve / veya hizmet sunma, teslimiyetçinin/kölenin yerine getirilmesinin ve memnuniyetinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Dolayısıyla, bu “ortak zemini” doğal şekli ile takip edersek, teslimiyetçi ve bir köle gerçekten de itaat etmeleri dışında aynıdır. Bir köle kendisini daha çok sahibine teslim eder.

Ah, ama, “daha ​​fazlası” nedir? Kim daha az olandan daha fazla? Bir kez daha sıkıntılı bölgeye geri döndük çünkü herkes boyun eğme derecelerini (ve hatta ustalıklarını) ölçmek ve değerlendirmek istiyor.

Hepimizi bu büyük kademeli ölçekte görüyorum: Bir tarafta dominant, diğer tarafta teslimiyetçi. Dominant tarafın en ucunda, kişilikleri ve kontrol etmesi gereken efendiler, onları bir köle veya teslimiyetçi “sahibi olmak” ile gelen ek sorumlulukları üstlenmeye zorlar; ayrıca, deneyimleri onlara bu unvan hakkını kazandırmıştır.

(Ç.N. Bu yazıya sonraki bir bölüm ile devam etmeyi planlıyorum, aslı oldukça uzun).

Bu yazıyı https://www.katekinsey.com/the-difference-between-a-slave-and-a-submissive.html sitesinden yazarın Türkçe'ye tercüme iznini alarak yayınlıyorum.

8 Haziran 2020 Pazartesi

Nefes Nefese veya Nefessizlik

Kandaki oksijen oranının azalmasının cinsel olarak tahrik unsuru olduğunu biliyorum ama bu mekanizmanın nasıl çalıştığını bilmiyorum açıkçası. Sanırım kandaki karbondioksit artışı ile ilişkili bir etkidir.

Bu amaçla kendi kafasına naylon geçirip mastürbasyon yapanlar da var, hatta bu şekilde ölmüş olanlar da olduğunu duydum. Zira işe zevk karıştı mı bazıları durmanın ne zaman gerekli olduğunu bilemez. İşte kendisine yapıp kendini kaybedenler ayrı, bir efendinin kontrolünde yapılıyorsa o da aslında partneri için çok benzer riskleri olabilecek bir konu. BDSM'deki adı "Asphyxiation" ama ne zamandır bunun nasıl yazıldığını ezberleyemedim doğrusu, mutlaka bir google yardımı alıyorum her seferinde. Aslında bir tıbbi durumu betimlediği için tıp'ta Türkçe olarak telafuz edilen hali daha akılda kalıcı "Asfiksasyon" . Tabi bu BDSM'de kullanılandan çok daha geniş anlamlı tıbbi literatürde ve bir miktar anlam/kavram farklılığı var, detaya girmeyeyim.

BDSM'deki hali partnerin solumasını kontrol altında tutmak, solunum yolunu kapatarak sadece istediği anda nefes almasına izin vermek.

Bunu denediğimde çekine çekine yapmıştım bir kazaya neden olmamak için. Ben ihtiyat içinde kıvranırken partnerim zevkten kıvranıyordu. Bu güveni anlayamıyorum ben halen bu yaşa gelmeme rağmen, ulan biraz kendisini kaybetse adam öbür tarafa mevta olmaya gidecek. Olabilecek en ilkel şekilde yaptım elimle burnunu yeteri kadar sıkıp ağzını elimle tuttum. Bir süre içinde bırakarak tabi ama ortalama olarak daha az hava almasını sağladıkça sevgili köleciğim azmaya başladı, azdıkça da azdı. Belki saatler boyunca ona girip çıkmama rağmen azalmadı isteği, gittikçe arttı. Ancak bedensel takati gittikçe azaldı, bunda uzun süren giriş çıkış faslının yoruculuğu da var, en son kendisini bayılacak gibi hissettiğini söyledi ancak bunun öncelikli nedeninin yorgunluk olduğu konusunda ikimiz de hemfikirdik. Bu durum biraz da bunu yapma biçimimizden kaynaklanıyordu.

Tamamen çıplak olarak yüz üstü yere uzanmış olduğu durumda bütün ağırlığımla yine yüzüstü onun üzerine uzanmanın onun için yorucu olduğunu bilmek için çok zeki olmaya gerek de yok. Ancak ağırlık ve ebat farkımız göz önünde tutulursa onun için ne denli kayda değer olabilecek bir tecrübe olduğu anlaşılabilir. Yaklaşık 60-70 kg'lık birinin üzerine 110 kg civarı bir ağırlık maddenin doğasını da biraz zorluyor. Ağzını elimle kapamasam da pek soluma özgürlüğü olduğu söylenemez bu durumda, tabi dizlerimden ve ellerimden aldığım destek ile ağırlığımın ne kadarını ona vereceğimi ayarlayabiliyordum, ancak bazı durumda kısa süreli de olsa tamamen yüklendiğimi de biliyorum. Çok da temiz olmayan zemin ile benim ağırlığım arasında bedeninin sıkışması göğüslerinin iki bedenin toplam ağırlığı altında bedeni ile zemin arasında adeta pestile dönmesi onu ciddi şekilde uyarıyordu. Belki bu kadarı da yeterli olacaktı ancak masum sadistliğimin bir eseri olarak göğüslerini tırtıklı bir keten halat ile çevrelemem, bu halatı tek parça olarak bedenini de sıkacak şekilde sarmış olmam da bu zevkini doruğa taşıdı. Yüklendikçe sürtünüp ısırıyordu göğüslerini bu halat. Ağzını ve burnunu kapattığımda aradan soluduğunu hisediyordum bazen ama tamamen kapatmak zordu.

Bu efendinin altında ezilme sahnesinin nefessiz kalma bölümü sonrasında da devam etti, tabi onu daha rahat bir yere yatırmış olarak. Üzerinde ağırlığımla ezerken onu becermek pek de mümkün değildi. Ağzını ve burnunu kapatarak onu "normal" şekilde becerdikçe aldığı hazzı vajinasının tamamen gevşemesinden anlamak da mümkündü. Bu ara bu süreç pek de kolay değildi, bir elimle başının arkasından tutup bir elimle hem ağzını hem burnunu kapatırken ona giriş ve çıkışlarımı kontrol etmek benim ağırlığımda biri için çok kolay olmuyor. Ona asıl zevk verenin sıkıca ağzına ve burnuna yapışmış ve solumasına izin vermek ile hayatını kontrol ediyor olmam mı yoksa kanındaki hava dengesi mi olduğunu, en azından hangisinin daha baskın olduğunu anlayamadım hiç.


Diyeceğim, bu tehlikeli olduğu ve bir çılgınlık ve ayarsızlık anını affetmediği konusunda görüşümün hiç değişmediği. Bunu yapacak olanların kesinlikle abartmaktan kaçınabilmesi ve partnerinin sınırlarını iyi bilmesi lazım. Tabi partnerin ilgili bir sağlık sorunu olmaması da bir o kadar önemli.
 

1 Ağustos 2019 Perşembe

BDSM Kobay Aranıyor

Bu yazıya erişip bana eve alıp sonrasında başına dert olduğu için satmaya çalışan hamster'ını teklif eden bile olabilir. Zira bu tür hayvanları petshop'lar "iadesiz" olarak satarlar. Tamam sevimli ama kobay sahibi olmak biraz sorumluluk gerektirir.

Aradığım şeyin tarifinin "deney hayvanı" kaynaklı olduğunu söylemem lazım. Kobay denince hep resimdeki gelmesin aklınıza, köpeğinden maymununa kadar artık genel bir ifade olmuş bu.

Benim aradığım türü Homosapiens Erectus (insan), dişi lazım, biraz da arananın aslında yeni BDSM araçlarımı denemek için, tercihen geçici partnerler olduğunu anlayacak kadar zeki olması şart.

Bu başlığı böyle yazmasam mı diye düşündüm bir süre, korkutup kaçırırım okuyucuları. Kibarca "tester aranıyor" veya "model aranıyor" mu deseydim? O zaman bunu bambaşka yere çekebilecek adaylar olacağından eminim. Sadede gelelim; BDSM jargonuna sanırım ki "kobay" daha uygun.

İş tanımı:
Sabri Efendi tarafından araç geliştirildikçe fiili olarak kendisini ziyaret edip üzerinde araçların denenmesini sağlamak, bu araçların hissettirdikleri konusunda hem spontane bilgi vermek hem de raporlamak. Adaylar sanal iletişim (mail) ile belirli bir süre stajyer köle olarak çalışacaklardır. Fiili görevlerde gerçek köle olarak davranılacaktır. Buna psikolojik baskı da dahildir.
Amaç, aparatın zararlı olup olmadığını değil ne derece zevk verici olduğunun tespit edilmesi, yetersiz görülen yerlerinin iyileştirilmesidir. Denenecek aparatlar zararsızdır.

Nitelikler:

  • Kadın olmak
  • 18 yaş üstü, tercihen 26-45 yaşları arasında olmak
  • Aşırı kilolu veya aşırı zayıf olmamak
  • Bakire olmamak (vulva içi araçların test edilmesi gerekebilir)
  • Temiz ve tıraşlı olmak
  • Kolay ıslanıyor olmak
  • Emir almaktan hoşlanıyor olmak
  • Görevleri yerine getirecek sağlık sorunu olmamak
  • Tercihen İstanbul'da ikamet ediyor olmak

Koşullar ve diğer haklar:

  • Şehir içi ulaşım 
  • Yemek
  • Bir ödeme yapılmayacaktır. Makyaj ve diğer giderler kendisine aittir.
  • İş sırasında adaya verilen üniforma giyilecektir
  • İş tatminkardır
  • Sağlık sigortası "Sabri Efendi Güvencesi ve Sorumluluğu" altında olacaktır.
  • Test edilecek aparatlar sınai haklara konu olabileceğinden dolayı başvuruda paylaşılmayacaktır.

Başvurular:
  • Başvurular sabri.yilar@gmail.com adresine "kobay ilanı" başlığı ile yapılacaktır.
  • Resimli başvurular öncelikli olarak değerlendirilecektir.
  • Kesin kabul öncesi 20-40 iş günü sanal staj süresi söz konusudur.
  • Adaylar başvuruda sınırlarını belirten bir form dolduracaklardır, bu form başvuru sonrası adaya iletilir. Bu sınırlara mutlak olarak uyulacaktır.
Not (ciddi) : Bu ilan bir fantezi davetidir, içerikleri  doğrudur ve aday aranmaktadır ancak konu kısa süreli bir BDSM oyunudur. Başından sonuna kadar ciddiyetle oynanacaktır. Lütfen izinsiz bir alıntı yapmayınız veya link vermeyiniz.

31 Temmuz 2019 Çarşamba

Gergef ve Ger Gef

Bir kumaşı germek ve içine nakış işlemek için kullanılan bir aparattır gergef, eski bir tarihi vardır. Dikdörtgen şeklinde olanları da bulunuyor çember şeklinde olanları da. İki parçanın arasına kumaşı gerip üzerine rahat nakış işlemek için kullanılıyor.



Çember şeklinde olanları "kasnak" adı ile genelde "masrafçı" denilen kumaş süsleme ve terzi ıvır zıvırı satan yerlerde bulunuyor.

Bu kadar saydım ama biraz  nakış vesaire bilen kızlarımızın zaten çoğu bunu bilir.

Benim faydam bunu erkek efendilerin bilip uygun bir yerde kullanması. Kaç dom böyle bir malzemeyi bilir acaba?

Biraz işçilikle alttaki resimdekine benzer bir hale getirilmesi çok zor olmasa gerek. Resimde görülen, ortadaki metalik çemberin uygulamada orada olmayacağını, onun yerine başka bir şeyin olacağını söylememe sanırım ki gerek yok.



İp ve dıştan bağlı düğmeler standart  olarak muhtemelen aynı masrafçıda bulacağınız malzemeler. Ancak kasnağa delik açma sıkıntısı varsa iç içe olan kasnak buna çözüm olabilir. Bu durumda her iki kasnak arasındaki iplerin gerilmesi için kasnakları gevşetmek gerekebilir ama vajinal dudakları germek için çok pratik olmayabilir bu şekilde kullanım. Bu durumda kontrollü geremeyeceğiniz için gereğinden fazla gerebilirsiniz veya uğraşmaktan sıkılabilirsiniz. Bu delik sorununu belki çivi çakıp sökerek çözebilirsiniz ama şu var ki bunu yapacak olsam ben yedekte bir kasnak daha bulundururdum çatlama riskine karşı.

Belki akla gelmez diye söylüyorum, böyle bir şeyi vajinal dudakları germek için kullanabileceğiniz gibi göğüs üzerinde kullanabilirsiniz. Ağız bölgesinde önermiyorum çünkü mandal orada iz bırakacaktır, ben kölelerimin dudak kenarlarında mandal izleri ile gezmelerini istemem şahsen, ayrıca ağzı bu kadar açıp dişlerini görüp de ne yapacaksınız?

Aletlerini kendi geliştiren her BDSM efendisi için benim önerim bu şekilde işleri yapabilmeleri için ellerinde Dremel veya Proxxon markalı olanlar gibi küçük bir el freze seti bulundurmalarıdır. Çok ucuz değiller ama ehil ellerde yetenekli oldukları kesin. Aman yanlış anlaşılmasın, frezeyi köle üzerinde veya yakında direkt kullanmaya kalkmayın, çok tehlikelidirler, koparıp atarlar kan çıkar valla!

Freze konusundan bir sürü şey çıkartabilirim, başka bir yazıya bırakayım en iyisi...



29 Temmuz 2019 Pazartesi

BDSM Nedir? Efendi İçin ve Köle İçin...


Özellikle BDSM ile ilgili olmayan kişilerin veya yeni araştıranların "hmm, nasıl ola ki?" diyeceği, bu işin içinde bulunanların da muhtemelen "evet, adam yazmış valla" diyeceği, belki bazı şeylere "ama bu bana pek uymaz" da diyebileceği doğrudan bir karşılaştırmayı pek yapmadığımı fark ettim.

Aynı argümanlar cinsinden efendi ve köle açısından ifadeleri biraz toparladım, aşağıdakiler çıktı.

Efendi için böyle / Köle için tabi ki böyle

* * *

Güven

Güven karşılığı gerekli sorumluluğu alabilmektir
Güvenip iplerini teslim edebilmektir.

Partnerinin güvenini sağlamaktır
Güvenebileceği kişiyi seçebilmiş olmanın rahatlığıdır.

Kendine güvenin en yükseldiği noktadır.
Kendine olan güvenin teslim edildiği noktadır.


Bedensel Hisler

Partnerin vücudundaki en çok haz aldığı noktaları ve eylemleri keşfetmektir.
Vücudunda dolaşan ellerin nereden geçtiğine göre duyu organlarını oraya taşıyabilmektir.


Ruh durumu

Partnerinin eylemleri karşısında küçülmesinden zevk aldığı halde onu ezmemektir.
Gittikçe küçülmek, küçülmek daha küçülmektir.


Kontrol

Kararları vermekten zevk alsın almasın, iki kişi adına kararların tamamını verebilme yaratıcılığına sahip olmaktır.
Kararları tamamen partnerinin vermesinden zevk duymaktır.

Yeni bir şeyler bulabilmek üzere zihinsel efor sarf edip bunları güvenli bir şekilde kölesinde nasıl uygulayabileceğini düşünmek ve bunun için sürekli bilgisini yenilemektir.
Efendisinin yaratıcılığının ve araştırıcılığının bir kobayı olmaktan zevk alabilmektir. Yeni ufuklar için efendisinin kendi üzerindeki tercihlerini geliştirmesine yardımcı olabilmektir.

Kölesini, sert oynasa bile, tüketmeden kullanmayı; oyuncağı ile oynamayı bilir.
Kullanılmaktan, efendisinin oyuncağı olmaktan büyük zevk alır.


Sorumluluklar

Partnerinin yeni sınırlarını denerken onu ölçüp onun ruhunun sesini dinlemeye önem vermektir. Kölesini çekebileceği acının empatisini kurmakta, onun mimiklerini okumakta başarılı olmaktır.
Efendisi için bir acı çekiyorsa bunu sorgulamamaya, ancak tepkisel olarak gerçek durumunu ifade etmeye önem verir.


Cinsellik

Cinsellik onun için bir enstrümandır, cinsellik ile dominans arasındaki bağı kurmayı iyi bilir.
Efendisinin hükmettiği cinsel uyarım noktalarına göre akordu düzgündür, efendisinin hangi sesleri çıkarması istediğine ilgisi vardır, öğrenir.

Oyun sırasında kölesine girip çıkarken hem kendi hem kölesinin boşalmasını kontrol edebilir, oyunu saatlerce sürdürebilir.
Efendisinin girip çıkması onun için bir hediyedir, efendisi izin vermeden boşalmamayı öğrenir.

* * *

İtiraf etmeliyim ki; analitik takılalım diye bildiklerimden bir tablo yapayım dedim, ama blogger'da hızlı ve pratik bir tablolama aracı bulamadım. Sanırım olsa da mobil kullanıcılar tarafından pek erişilemez.


18 Temmuz 2019 Perşembe

Sahibe (Femdom) Aranıyor

Hayır, tercihimi değiştirmedim asla da değiştirmem :-) Büyük konuşmayayım ama dominant olmak benim doğamda var.

Ancak bana yazanlar arasında bu arayışını dile getirenler ve hatta kendi dişi kölelerimden bunu dile getirenler oldu.

Özellikle kadın köle ve gay köle olarak hizmete hazır olanlar var,  kadın için beraber de ıslah etmemiz de mümkün. Ama Findom olmaması gerekiyor, bu seçeneğimiz yok.

Bana yazın.

5 Mart 2019 Salı

Fazla Empati

Yıllar önce bir partnerim bolca D/s içeren bir seansımızdan sonra evinden ayrılmaya yakın zamanda, tuttu iki meme başımı olanca gücü ile sıktı. Canım yandı ciddi ciddi. Tamam ben mandallar ile daha yeni canına okumuştum, bir yandan içine zevkle dalıp çıkarken bir yandan göğüs başlarına sıkıştırdığım mandalları canını yakacak şekilde çekiştiriyordum. Bir efendiye intikam hissi beslemek akıl alır bir şey değil. Bilemiyorum belki de intikam değildi, tipik bir SAM olayıydı, emin değilim halen. Halen beni okuyorsa, bunu okuduğunda bir mesaj yazsa yeridir, merak ediyorum, kim bilir belki kendi de bilmiyordur, içinden gelmiştir.

Şimdi "ulan, girişecektin kadına orada direkt, canını bir kat daha yakacaktın! Yetmemiş işte kaltağa :-)" diye geçti ama o an aklıma gelmedi, insanız işte, beklemediğimiz şeylere hazırlıksız olabiliyoruz.


25 Şubat 2019 Pazartesi

Köle Mülkiyeti

Bir kölenin ait olması, mülkiyeti ne demektir? Eğer bir orta çağ kölesi veya Kunta Kinte neslinden bahsediyorsak amaç çok açıktır: Sahibi denilen şahsın kendi yapmak istemediklerini, sadece temel ihtiyaçları karşılığında (o da mecburiyetten, ölmesin diye) yapacak biri veya birileri. Bir tembellik ve konfor aracı. Bugünün kiralık işçilerinin temelli ömür boyu hali. El değiştirdiğinden ve varlığı maddi güce dayandığından aslında suni olarak yaratılmış bir sınıftır. Kölenin toplumdan uzaklaşma (kaçma) durumunda canı ile ödeyebileceği bir riske girmemek için toplumun kendisine verdiği bu mecburiyet altında yaşamaktır yapabileceği tek şey.

BDSM'de amacın bu olması ancak ileri bir fantezi konusu olabilir. BDSM kapsamındaki kölenin tanımlanış şekli de çok gerçek üstü değildir aslında. Efendinin kendi türünden bir canlı üzerinde hakimiyet egosunu doyuracak olmak gibi düşünülse de aslında normalde pek paylaşılmayacak bir nitelik grubuna, başkasına ait, rızası dışında erişilemeyecek bu şeylere koşulsuz sahip olmak, sorgusuz sualsiz bunları kullanabilmektir. Eğer bu mutlaklığı acı ve işkence şeklinde yapmak istiyorsa, efendi olsun olmasın o kişi bir sadisttir de. Efendinin sadistliği, kölenin varlığını sadistlik nedeniyle mi istediği tartışılabilir ama sadistlik ve mülk-ü himaye arasında belirli bir ölçekte yer alır genellikle. Açık söyleyeyim mazoşist bir efendiye ben hiç rastlamadım şimdiye kadar.

İşe kölenin tarafından bakabilecek kadar bir fikrim var, zaman zaman paylaştım ama bunu tanımlamak için kendimi yeterli görmüyorum. En azından köleden köleye değişebilecek bazı kıstasların olduğuna, ancak genelleyebilecek kadar kendi hissiyatını ölçmüş bir köleye rast gelmediğimi söylemem lazım, aslında çoğu becerirdi ama bu kadar üzerinde kafa yormuş olmamayı tercih ettiler demem mümkündür.

Aitlik nedir? Nesi aittir kölenin efendisine? Köleliğin kapitalizm altında biçim değiştirdiği bir efendi köle ilişkisi dışında, ki biz buna iş dünyası diyoruz. Kölenin de kölesi var bu dünyada, nedir BDSM'de el değiştiren veya paylaşılan.

Buna "her şeyi" demek şeklinde bir genelleme yapacaklar çıkar ama ben biraz detaya gireceğim, en azından kendi değerlerim açısından.

Köleye dair paraya çevrilir şeylerin sahibi olma ile ilgilenenler var, banka hesaplarının, iş gücünün ait olması gibi, güzel bir fantezi ama benim beklentim bu kadar derin olmadı hiç. Kontrat ile kölenin el değiştirmesi, başka efendiye bütün varlığının devrini (evet bankadaki parası, mirası vb. de dahil) konu olan durumlar da var.

Maddi değeleri 40'larını geçe halen kavrayamamış biri olarak benim bu konuya ilgim sadece topikal bir fanteziden ibaret, bu konuda gerçek bir sahiplenmeden bahsedemem kendi adıma.

Kölenin bu dünyaya ait değerlerinden kalan birisi somut; kölenin biyolojik varlığı, yani bedeni. Diğeri ise bundan çok soyutlanamamakla birlikte kölenin zihni, düşünce ve duyguları, bazılarının ifadesi ile ruhu.

Bunların birincisi belli; bedeni ve onunla birlikte gelen eti sütü kemiği, sıvıları falan. Erkek köle değil de kadın köle istememin altında özellikle bu konudaki potansiyelin olduğunu söyleyebilirim. Sadece cinselliği değil, zihinsel teslimiyetsiz bir bedensel teslimiyetin önemi olmadığını söyleyebilirim.

İkincisi ise "ruhu" denilen konu ki, aslında "bana aşık olsun, beni çok sevsin" konusu değil. Bu konu daha çok kölenin "mahremiyetine" sahip olmak ki benim ek yüksek değerim bu. Hepimizin sosyal ve kişisel sınırları var, bazılarında başka diğer bazılarında daha başka, ancak bir kölenin benden "kişisel alanında" gizli bir şeyi olmaması benim efendiliğimin varlığının nedenidir. Her ne kadar partnerin sınırlarına göre davransam da zaman içinde benim sınırlarımı kölemin sınırları yapmak, onun bu konuda ruhuna işlemek, ruhunda ve algısında güzel bulacağı izler bırakmak çok hoşuma gider. Kölemin "kişisel alanında" benden gizli hiçbir şeyi olmamalı, bedeni, düşünceleri, görüşleri, algıları da dahil. Bunlara istediğimde "bana ait" olduklarını kendime kanıtlayabilmem önemlidir ve bunu beklerim. Sıkça kullandım; "kişisel alan" nedir? Çok basit, üçüncü kişilerin kendilerini doğrudan ilgilendirecek olan konular kişisel alanın dışında kalır, köle bunları istediğinde paylaşabilir ama kendine tutma hakkı her zaman vardır, çünkü kölemin çevresi benim kölem değildir. Kendi kişisel alanında birileri ile paylaştığı şeyler olabilir ki doğaldır, bu paylaşımlardan rahatsızlık duymam, ancak kendine ait gizlediği bir şeyin olmasını hiç istemem. İstediğim zaman bedenine, istediğim zaman zamanına, istediğim zaman mekanına erişebilmeliyim. Mülkiyetini bunlar ile sınırlı değil ama temelini bunlar olarak görürüm.

Bundan dolayıdır ki mülkiyetine hakim olmaya başladığım bir kölenin önce genel isteklerini, yaşam tarzını benim uygun göreceğim şekilde sınırlandırmasını, bedensel olarak kendini tam paylaşmasını ve bunları teslim almış olmanın bir güvenini beklerim. Benim olmazsa olmaz olan mahremiyetin karşılığı ise vereceğim güvendir.

Mahremiyeti bir çeşit özgürlük, kendine aitlik gibi düşünürsek "özgürlüğünden vazgeçmesi"ve başkasına (bana) vakfetmesi, mutlak olarak her emrime koşulsuz uyması benim için "ideal"dir. "İdeal" tanımım, bir aşamada kendi sınırları kalmamış olmasının benim isteklerimin onun sınırlarını oluşturmasının, onu "istediğim gibi çatır çatır kullanıyor" olmamın konusunun kulağına hoş gelmesini beklerim.






18 Şubat 2019 Pazartesi

Yasak Hayaller ve Sınırlar VI - Hasat Mevsimi



Şu hani plajlarda insanlar kendini kuma gömerler ya, o neden bana BDSM'yi çağrıştırır bilmiyorum. Eskiden daha fazlaydı sanki bu, veya ben çok uzun süredir SSS (Sea Sun Sand) tatiline çıkmıyorum da o nedenle "eskiden" oldu.

Ha, birinin yere gömülmesi, tabi ki baş dışarıda olarak, neden etkileyici olabilir, bunun cevabını bilmiyorsanız hiç BDSM'li sayfalara bakmayın. Aslında soru; gömülen için mi daha etkileyicidir, gömen için mi? yoksa yoksa bunu okuyan için mi? Sonuncuyu sizin yorumunuza bırakacağım ama ilk ikisini cevaplayabilirim sanıyorum. Birinin (veya kendisinin) hareket özgürlüğü tamamen kısıtlı olması, başının ise dışarıda tümüyle savunmasız ve sunulurcasına kalıyor olması her iki tarafta da benzer önemli etkiyi oluşturur.

Peki bu pozisyonda ne yapılır? Cinsel fazla bir şey yapılacağını sanıyorsanız sanırım ki reel BDSM tecrübeniz çok da fazla değil, oral diyorsanız bunun mümkün olmadığını, ancak göğsüne kadar dışarıda olması gerektiğini idrak edebiliyor olmanız lazım. Ha öyle manyak ergenlerimiz olabilir sekiz biçimine girip de partnerinin oralına girecek ve muhtemelen kum ile karışık çıkacak, pipisine, partnerinin dişlerine kum katıştıracak, benden geçti bu şekli...

Kumdan, belki de toprak çıkan başı köpeğine işeme yeri yapacaklar da olabilir, ancak köpeğin işediği yerde ot bitmediğini bilmeyenlerin bir fantezisi olabilir, hmm, düşünmesi zevkli ama öyle sadist bir köpeği nereden bulmalı? Zorla da işenmez ki...

Yağmur altında bırakmak da güzel bir fikir olabilir, ancak yanında  yanında bir bebek filizlenir mi diye boşuna beklememek lazım. Karıncalardan bir medet umulabilir ama bunun için biraz hazırlık lazım, yanaklarına ve saç diplerine biraz şıra dökmek bu işi fazlasıyla görecektir, burnuna gözlerine ve dudaklarına getirmemek lazım, bu hayati bir tehlikeye davetiye anlamına gelebilir.

Aslında bu işi gerçekleştirmenin zevkli bir yönü gömülmesi değil, gömülmesi için gerekli dikine çukuru kölenin kendisine açtırmak olacaktır. İçine girdiğinde vajina dudaklarına ve göğüs uçlarına birer mandal tutturulması ve bu mandalların iple dışarıya alınıp oynanması çoğou mazoşistik kölenin hoşuna gidecektir.

Bu işin en zor yeri ise bunu gerçekleştirmek için uygun bir yer bulabilmek olmalı...

10 Aralık 2018 Pazartesi

BDSM'de Kış

Öyle kar manzaralı pencere resmi koyduğuma bakmayın, başlığımın mesajı biraz farklı.

Kitap serisi yayınlanan, kitap okumayan kitleye de acımasızca sinema aracılığı ile ulaşan 50'nin tonları başlıklılar döneminde  başlayan BDSM'mimsi şeyin getirdiği bir bahar hareketliliği ile galeyana gelen "türümün dişileri" tekrar eski hallerine döndüler, eski sönük haline döndü BDSM çevresi.

Aslında aradığının BDSM değil de bir çeşit fantezi romantizmi olduğunu fark eden orta yaş kitlesi ve zaten ne aradığını tam bilmeyen ve bu işlere hiç girmemesi gereken bakire genç kitlesi kenara çekilince sevgili kölelerim ile başbaşa kaldık. Bu sürede birkaç geçici partneri bilinen yollardan mutlu edebildim, biraz fazlası da hoşlarına gitti ama D/s veya BDSM'de sınırlarının ne olduğu belli olduğundan zincirin soğukluğu ve birkaç kırbaç darbesinden sonra tatmin olmuş göründüler ve devamı malum, bütün yetişkinlerin bildiği doğal süreç. Aslında bu ne ilk ne de son oldu ve dahası kötü de değil, çok da zevkli fantezili yatak dışı cinsellik, ama bu doğal eksende sınırlı kalmak pek tercih ettiğim bir şey değil.

Şu anda süregelen kış uykusunda uyanık olmak, fikirsel zenginliğimi de etkiliyor, en azından soğuk hale getiriyor ama bu durum iki kişinin arasında esen bir rüzgar sonuçta, meltem de olsa buz gibi karayel da olsa.

27 Ekim 2018 Cumartesi

Cinsel Cazibe'nin Bedensel Özgürlüğe Kavuştuğu Yer

Bu konuda başlığın konunun kendisinden ağır olduğunu düşündüm koyduktan sonra ama değiştiremedim, hoşuma gitti çünkü. Konu basit: Neden bazıları ile kolayca bedensel ilişkiye başlanır da bazıları için "teklif edilmesi bile düşünülemez" bir bariyer, duvar oluşturur?

Bunun en basit haliyle "mantık" ile"ilkellik" çatışması, iletişim şekli farklılığı nedeniyle olduğunu düşünüyorum, "ilkellik" yerine "çocukluk" veya "hayvanlık" demek de mümkündü elbet, hiç yanlış da olmazdı.

Bedensel ilişki aslında kesinlikle mantıklı bir şey değildir, içgüdüsel bir şeydir. Katı mantık denince tekrar moda olmanın eşiğinden dönmüş olan eski Uzay Yolu dizisinin Mr. Spock'u geliyor aklıma, adamı düşünüyorum, kesin bir "mantık adamı", hatta o kadar mantıklı biri ki bir çeşit "ulaşılmaz hayranlığı" oluşturacak düzeyde adamın seksapeli de var, belki kesinlik ve kararlılık bir karizmatik yön verdiği içindir. Bu adamın çılgınlık yapması adeta imkansız olduğundan evli barklı olsa bile nasıl bir bedensel birliktelik yaşayacağından emin değilim, hayır, aslında çok eminim, aslında şöyle olacaktı, duyabiliyorum: "Evet Mrs. Spock, şimdi ileri geri yapıyoruz, içinize tam girilip çıkılacak; toplam yüz yirmi defa saniyede tam iki defa olacak şekilde, ben karar verdiğimde elimi kaldıracağım ve boşalacağım". Tabi bu bir genç Vulkanlı için geçerli, orta yaşlı (400-500 yaşlarındaki) Vulkanlılarda toplam adet dört kat, süre ise iki saniyede bir olur ve bu yaş ile düz ve ters orantı ile hesaplanmalıdır. Tıpkı bir deney tüpünde malzeme karıştırır gibi.

Ya, tamam! adam bir uzaylı, pardon, bir Vulkanlı ama bu şekli bizim uzaylı kavramımızı bile aşıyor. Cinsellik tabanlı işlerin içinde bir hayvanlık, ilkel benlik olmazsa bu ileri derecede bir Sopck'lık (yazım hatası yok) olurdu herhalde. Yine de bu adamın alkol almış halini bir görmek isterdim doğrusu! Sanırım önceden belirlenmiş giriş çıkış sürelerine eş zamanlı olarak evrenin ve etiğin kuralları konusunda konuşur dururdu, off tam bir fuck-machine, hız ayarlı değil ama idare eder işte...
Konudan uzaklaşıyorum fark ettim, panik yok.

Günlük hayattan bir kişi ile günlük hayatın kuralına uygun bir amaç ile iletişime geçeriz, seksapeline kapılsak da, beğensek de, genelde bunu gizli tutmayı tercih ederiz, muhtemelen o ortamda üçüncü kişilerin olmasını veya olabileceğini de dikkate alarak, kimse konuşmasın isteriz bu ilkel dürtümüz hakkında, hatta mümkünse birinci ve ikinci kişi de konuşmasın. Bazen o kadar beğenmiş oluruz ki onu oracıkta çekip vururuz... Kastettiğimi anladınız, araya öyle sosyal bariyerler sokarız ki bir bedensellik artık mümkün olmasın, "havalar da ısınıyor ama" ve hatta hatta "çocuklarınız var mı?" veya "eşim/babam/annem/abim de şöyle demişti bu konuda" gibi bir şeyler bile demek mümkün, ikisi de bekar olsa yine biter bunlardan biri denildiğinde...

Bazen bunlardan hiç biri olmaz ama o kişi gözümüzde "bir başkası" kılığına girer ve yine onu dünyanın öbür ucuna kadar götürür. "O iyi kızdır tuvalete bile gitmez o" gibi bir yaklaşım veya "İşinde çok ciddi, her zaman öyledir" algısı başlar. Karşı taraftaki adına düşünüp onu aslında onun nasıl bir "oyma delme makinası" olabileceğini veya "profesyonel inleme kabiliyetli olan gündüz orospusu" olabileceğini düşünemeyiz, asla. O zaman bitmiştir, bir başkasının becerdiğini duyuncaya veya açık oluncaya kadar susarız, bazen yıpratır, bazen kabul ederiz, ama umursarız gizliden gizliye.

Bir anlamda reddedilme korkusunu gizlemek içindir arkasına sığındığımız bu sağlam bariyerler, duvarlar, bazen de karşılıklı olarak korunan ve kafamıza sokulan bir terbiyelilik, mollalık fikridir.

Ancak bunun tersi, eğer karşımızdaki ile o işin olacağı üzerine bir senaryo üzerine bir araya gelinmişse artık neler olacağı tamamen tarafların tecrübelerine kalmıştır. Reddedilme korkusu yoktur. Eğer "ilk defa" korkunuz yoksa geçmiştekileri örnek alırsınız, bu aşamada işler kötü giderse karşı tarafın kabahati olarak görme olanağınız vardır. "Biliyordun niye tersledin?" veya "biliyordun niye davranmadın?" yükünü karşı tarafa atmak kolaydır çünkü, haklısınızdır. Ama bunda bile kendini suçlayıp kaçacak nitelikte olanlar var ve bu daha çok durumun "ilk olması" veya "unutulmuş olması" ile ilgilidir. Blog yazarı olarak kendisine kolaylıklar ve iyi yolculuklar dilerim her kim ise.

Bunlar olmadı ve heyecanı sıçratacak şeyler oldu veya standart cinsellik öncesi prosedür (üstünü başını çıkartma) başladı. O zaman hiçbir engel kalmaz iki beden arasında. Tabi iki taraftan birinin buraya kadar bir iç savaş ile getirilmiş bir içsel engeli olmama şartı ile. Burada daha sonra geçecek olanları şimdilik geçiyorum, bu blogdaki herhangi bir şeyi buraya sokabilirsiniz. Bittiğinde ise birinin eli diğerinin vajinasında veya memesinde, diğerinin bacakları aralık bir manzarada birbirlerine felsefi yorumlar yaptıkları bir senaryo ile bitebilir.

İşte bu son anı daha önceden biliyor olsaydınız önceki durumda kaçar mıydınız? Zannetmiyorum ama zamandaki o bariyer öyle büyük ve sağlamdır ki bunu zihninizden geçirmeniz belki sadece sonrasında yapabileceğiniz ve tükettiğiniz olasılıklardan en sol kalan ümitsiz bir mastürbasyon ile sınırlı kalırdı, bazen o bile kalmaz.

Bazı cevvaller vardır, "ben istediğimi yatağa atarım" diyecek, ancak belki de sadece kolay kişileri, muhtemelen de diğer cevvalleri seçiyordur. Bu gibilerin konusu skordur adeta, çünkü cinsellikte bedensel ilişkinin başladıktan sonraki hali ile aynı şekilde yaşarlar, özetle, beyinsizce, o nedenle çok kolaydır, sizi frenleyen bir organınız yoktur. Bu nedenle çok da karışmayacağım bu çeşitlere. Bunun adayların "seçmece" olmadığı durumda mümkün olmadığını sanıyorum. Bazı kitap ve filmler bunun tersinin mümkün olduğunu, bir playboy'un veya playgirl'ün kontrolü iki taraf adına ele geçirmesini anlatırlar. karşı tarafı bedensel katılıma itebilmenin bir "bilim" veya "sanat" falan olduğunu ima ederler. Eğer "bilim"se teorinizi, deneyinizi bir görelim, eğer sanatsa tuvali veya sahneyi ben seçeceğim, bakalım eserini konuşturabilecek misin? Tarafsız olacağımı kimse söylemedi ama, hatırlatırım.

Bu işin başlangıç noktası "amaç birliğidir", bunun görünür halde olması ve şüphenin olmamasıdır. Bu kadar basit. Ancak bu konuda da "güven" en önemli kıstastır. Güven için günlük rutininde yaşayan üçüncü kişilerle ilişkiler ve olası anormal kişilik riski genelde halen bir baş ağrısıdır çünkü.

BDSM'nin de bu kuralları cinsellikle hemen hemen aynıdır, çünkü paylaşım şekli cinselliğe çok yakındır. BDSM'de en önemli fark cinselliğin karşı taraftan içgüdüsel olarak istendiğini biliyor olmanız ama BDSM'de bunu bilmenin günlük hayatta çok zor olmasıdır. Eğer bu konuda geniş bir toplumda yaşamıyorsanız, işaretler taşıyıp bu amaçla yapılan barlar falan yoksa, bir işareti de yoktur.

25 Ekim 2018 Perşembe

Yasak Hayaller ve Sınırlar V - Kızarmış Yeşil Domatesler

En vahşi yasak hayalim sanırım bir köleyi afiyetle yemek olabilir.

Bunu söylerken bile korkuyorum ama şu komşu kadının eve gelip sevimli çocuğunuza "yerim ben seni..." demesi çok normal de bu mu anormal?

Bunun bir şekli Dolcett olarak cinsel ileri fantezi dünyasında var, bu konuyu daha önce işlemiştim, tekrar etmek istemiyorum; kadınların orasını burasını kesip kasaplık yapmalar, kadın çevirme, barbekü, ızgaralar falan. Üstelik bunu "yenilmek istenen" tarafından sevenler de olduğunu ve onlardan  biriyle (yanlış hatırlamıyorsam Avrupa'da küçük bir ülkedendi) sohbet bile edebildiğimi söyemiştim. Bana "yemek" belki ilginç gelebilir çünkü hayatı konu olan ben değilim, ama onun bakış açısını çok merak etmiştim, bana kısaca "maksimum teslimiyet, efendiye tam ve son anlamı ile hizmet" olarak düşünebileceğimi söylemişti. Sordum ki gerçekte bunu yapmak ister miydi? Bilmediğini söyledi ama düşünmenin çok hoşuna gittiğini söyledi. İşte bu belki "Yasak Hayal"i en iyi tanımlayan cümleydi.

Bunda karşı tarafın canının acımasının hoşuma gitmesi mümkün değil, yani bu partner odaklı bir fantezi değil, onun ne hissedeceğinin önemi olmayan neredese tek fantezi.

Güzel bir memenin fırında pişirilmiş şeklinin de lezzetinin da çok da lezzetli olmayacağını ben de biliyorum. Bedensel organların da ağzımızın alıştığı küçükbaş veya büyükbaş etlerinden daha lezzetli olmayacağını. Bu nedenle ben de aslında o Dolcett kızının fantezi şeklini paylaşıyorum, hayal etmenin lezzetini.

Bu tür bir ilginin gerçekleşmiş haline "yamyamlık" diyorlar ancak şu da var ki yamyamlık cinsel bir konu değil, karnını doyurmakla ilgili bir konu.

Diğer taraftan bu işlere sadece misafir olmuş birinin yapabileceği bir yorum geliyor. Ama fantezi kurmayı bırakın, standardın dışına en ufak bir taşma yapabilecek biri olmadığını düşünerek "aaa, sapığa bakın, katil bu, bak öldürecek kadınları, öldürüp yiyecek sapık booo" dediğini duyuyor gibiyim. E, dediğimi anlayamayan birinden masum veya kötü niyetli, bundan fazlasını da bekleyemem zaten. Burada hayal dünyasın dahilinde bazı sınırları aşabilmekten bahsederken bu tür şeyleri (bu konuda olmasa da) diyenler de oldu şimdiye kadar. Bu tür fikirsel sınırlıların bunlardan daha beterini fiili olarak gerçekleştirebilecek bir potansiyeli olduğunu gazete haberlerinde izliyoruz, ama nedeni hiç bir zaman bir fantezi değil, kendi hırslılığının sonuçlarını gizlemek, burada bahsettiğim tecavüz ettiği zavallı ergen kızları kesip biçip yok eden "gerçek sapıklar" veya "cahillik içinde vahşet" adayları.

Bir fıkra aklıma geldi.

Afrikada yamyam bir kabileden bir baba ve oğul avlanıyormuş. Avrupalı tipinde bir içim su kadın görmüşler ve dikkat kesilmişler. Oğul babaya:

- Baba eve götürüp pişirip yiyelim mi? Demiş.

Baba cevaplamış:
- Oğlum bunu eve götürelim, anneni kesip yeriz.

18 Ekim 2018 Perşembe

Yasak Hayaller ve Sınırlar IV - Tam Beden Alçı

 En başından söylemekte yarar var, diğerlerini bilemem ama eğer konu ile ilgili bir profesyonel değilseniz bu fanteziyi EVDE ASLA DENEMEYİN. Yasak bir Hayal denecek kadar uç görünmemekle beraber sakatlanma olasılığı ve hayati riskler içerir.


Yasak olmasa bile en azından benim uygulama açımdan zor gibi görünen bir fantezi de kölenin bütün vücudunu alçılamak. Bu fanteziyi kölenin bir bidon içine girip boğazına kadar beton ile doldurulması olarak düşünüyordum ama bunu düşünmek benim bile sınırlarımı aştı, yazarken bile tedirgin oluyorum, çünkü oradan çıkması ile ilgili detayları da düşünmeye fazlası ile alışığım ve orada çıkmaza girdim. Sonuçta fantezim insanı eziyetle öldürmek falan değil. Bırakın bunu, olası kazalara karşı her tür önlemi %100 almazsam aptal ve sorumsuz bir efendi olurum (aman dikkat! piyasada böyle sorumsuz kişiler az değil).

Bu nedenle alçı konusunu biraz daha medikal boyuta taşıdım ve baş hariç bütün vücudu tıbbi alçı ile alçılamayı uygun gördüm. Biraz farkla tabi, benimkinin biraz estetik yönü de olmalı.

Bu alçı bazı yerleri açıkta bırakacak, vajina, göğüsler,
göbek ve baş. Normal bir tıbbı tam beden alçıda boşaltımı sağlamak için zaten alt tarafı boşluk bırakılıyor ve kolaylık için bir şeyler takılıyor. Bu delik bizde başka işlere yarar tabi.

Geri kalan bütün beden hareket edemez şekilde olacak. Tabi öyle mum gibi dururken alçılanmayacaktır, bacakların servise tam açık, tercihen iki yana açılabildiği kadar gerilmiş, dizler yüzüstü yatırıldığında hizada durabilmesi için 90 derece kırık. Eller ensede birleştirilmiş, yüzüstü yattığında zeminin suratına baskı yamaması için dirsekler yüz hizasının önünde bulunacak şekilde ayrıca alçılanmış olmalı. Sağlamlaştırma için iki dirsek arası bir çubuk ve dizler arası çubuk olmalı. Ensede birleşen elleri en az bir pinpon topunu dışarı itecek kadar  açıklığa sahip olmalıdır ki acil bir durumda bir güvenlik kelimesi olarak parmakları arasında sıkıştırdığı pinpon topunu kullanılabilsin.

Alçılama öncesi köle düzgün bir şekilde makyajını ve her türlü temizliğini yapmış olmalı.

Alçılama bittiğinde ve sertliğini elde ettiğinde kölenin gıdıklandığı bir yeri gıdıklanarak test edilebilir. Eğer vermek isteyip de veremiyorsa alçı uygundur.

Bu durumda önce sırtüstü, yüz yüze bakılırken kölenin genital bölgeleri uyarılarak (muhtemelen güzelce ıslanmış olacaktır) kalp atışı hızlandırılarak başlanılabilir. Bunu göğüslerine fiske ile uyarım veya kırbaç ile canını yakma faslı yapılabilir,ki burada yapılacaklar daha çok kölenin nerelerinden daha çok uyarıldığı ile ilişkilidir ve kişiden kişiye değişebilir. Ortak amaç kölenin çıldırırcasına hareket etmek isteyeceği noktaları uyarmaktır. Bunda çok aşırıya gitmemek gereklidir, zira bir panik veya rahatsızlık anında hızlı bir müdahale yolu yoktur, örneğin kölenizin astımı veya bir alerjisi varsa başlamadan çok önce bunun önlemi alınmış olmalıdır. Bu durumda nefes almanın kolay olmadığı göğüs kafesi veya diyafram üzerine pozisyondan dolayı olabilecek baskılar önemli olacaktır ki bunlar konuşmasını da engelleyebilir.

Sırt üstü durumda yüzü kontrol edilmeli ve işlem sırasında ses vermesi veya konuşması istenmelidir. Yüzüstü durumda onun yüzünü göremeyeceksiniz, güvenlik nedeniyle, onu hareket etmesi ve zevk için uyardığınız halde sesinin gelmemesi durumuna, pinpon topunun elinde olup olmadığı kontrol edilmelidir.

Genel olarak hareketsiz biri için uygulanabilecek teknik vibratör veya "magic wand" türü bir uyarıcı veya bulabilirseniz plazma ampulü olabilir. Sırt üstü pozisyon kölenin malını ortaya dökse de bu durumda kölenizi becermek (devasa bir penisiniz yoksa) pek pratik olmayacaktır, daha çok oyun için kullanılabilir. Sırt üstü yatarken kritik yerleri ile oynarken ona bir şeyler okutmak veya önceden "ezberlemiş olması gereken" şeyleri söylemeniz çok eğlenceli olabilir. Uyarımı hareketlerine yansıyamayacağı için sesine bolca yansıyacaktır. Fasılalı ve rasgele olarak uyarılması genel olarak beni daha çok zevk alacağım bir şekli.

Kölenizin yüzüstü pozisyonda olması doggy veya anal olarak daha uygun bir pozisyon olur. Bu durumda bile arada kalacak olan alçı bir problemdir, çok konforunuz olmayacak ama sizden çok o zevk alabilir bu durumdan, içine girildiğinde özellikle bu durumda ne kadar rahatlamış olduğunu anlayacaksınız.

Böyle bir alçıyı yapmak zor değil ancak işi bitince çıkarmak için "önceden denenmiş" güvenli araçlar kullanılmalı, çünkü acil çıkış yolu bulunmuyor.

13 Ekim 2018 Cumartesi

Yasak Hayaller ve Sınırlar III - Çiftlik

Günlük yaşantıdan vazgeçmeden, günlük yaşantıyı vakfederek bir kölelik sistemi de mümkün. Bu konuda belirttiğim şekil "kapitalizm" veya "sosyalizm" değil tabi, en azından yaygın şekliyle.

Bu modelde bağımlı bir hayat sürülmesine göre biraz daha farklı bir konu var. O da efendinin bu sistemin nimetlerinden yararlanması ve buna göre bir hayat sürmesi üzerine. Birden fazla köleye sahip bir efendinin gün içinde kölelerinin ne yaptığına pek karışmaması ama aynı çatı altında ekonomik bir model ile her şeylerini efendilerine vakfetmeleri burada önemli hale geliyor.

Efendinin hayatı kölelerin etinden ve sütünden yararlanan adi bir tembel hayatıdır. Kölelerinin her şekilde kullanır ve kölelerinin tadını çıkarır.

Somut olarak, köleler gündüz iş yaşamlarını devam ettiriyor, sosyal olarak kendilerini korumak için üzerlerinde kart/nakit bulunduruyorlar ama akşam efendinin evine döndüklerinde tamamen soyunup birbiri ile konuşamayacakları kafeslerine giriyorlar, aralarından sıra ile seçilen görevli köle tarafından besleniyorlar. Kazançlarının tamamını efendinin kasasına bırakıyorlar (kumbara türü kasa), evin ve efendinin her türlü ihtiyacı bu kasadan efendi alıyor ve alışverişe gidecek köleye veriyor.

Efendi kendi hobi işleri dışında çalışmıyor, köleler kasada ne kadar olduğunu bilmiyorlar, kasadan bir çıkış da yok. Kölelerin önceden gelen varlıklarının tamamı efendi üzerine geçiriliyor ve bu çalışmayan efendinin bir teminatı oluyor. Efendi kendi keyfine göre bir gün geldiğinde bunu köleye verip vermeme otoritesine sahip, köleler asla ve asla kendilerine ait bir varlık bulunduramıyorlar.

Efendi eğlenmek için kölelerin herhangi birini tercih edebilir, köleleri birbiri ile istediği gibi etkileştirebilir ve istediği anda istediğini dövebilir veya becerebilir.

Kafes kapılarında kilit bulunmuyor, ancak efendinin takdirine göre kafeslerdeki prangalar kullanılabiliyor.

Bu yaşam şekli de aslında bir ahır veya çiftlik türü bir yaşam modeli. Bir anlamda hayvanlaştırılmış (kafes, çıplaklık ve ekonomik unsurları ile ayrılıyor) harem hayatına da benziyor. Neden mümkün olmadığının nedenleri sosyal nedenler ağırlıklı olarak kölelerin kişisel hayatlarından tamamen soyutlanmaları gerekmesi.

11 Ekim 2018 Perşembe

Yasak Hayaller ve Sınırlar II - Bağımlı Bir Hayat

Bir insanın "günlük" yaşamından vazgeçmesi, ancak bunu benim için yapması. Bu fikir beni cezbediyor. Benzerlik açısından hemen bir "aman, günlük hayattan vazgeçme, hayattan değil" deme ihtiyacı duyuyorum. Bu bir anlamda "7/24 power exchange" denilen ilişki tarzına benzemekle birlikte benim zihnimdeki biraz daha farklı, 7/24 kadar iletişimsel değil.

Köle evden yalnız başına hiç çıkmaz, hiç bir süs eşyası bile takmadan, tamamen ve sürekli çıplak olarak efendisinin evinde "bulunur". Efendisi işine gider gelir, alışverişi yapar, o ise hep evdedir, kimse ile irtibatı yoktur. Efendisinin izin verdiği ve seçtiği birkaç kitabı okuyabilir ve birkaç filmi seyredebilir evde. Mutfakta sudan başka bir şey bulunmaz ve efendisinin kendisi için buzdolabına bıraktıklarından başka, kölesinin şişmanladığını düşündüğünde bazen bırakmaz da. Efendisinden başka kimse onun bu evde bulunduğunu bilmez. Kitap lambası ve televizyonun ışığı dışında ışıkları açamaz. Küçük bir mum kullanabilir karanlık olan tuvalete vb. gitmesi gerektiğinde.

Akşamları efendisi geldiğinde onu karanlık odada bekliyor olur, o odada bir kafesi vardır ve efendisinin geleceği saate yakın oraya girer, sesini çıkartmadan kafesinde oturur. Efendi gelip yemeğini verir, eğer canı istiyorsa istediği gibi sınırsızca kullanır. Bütün gün sonrasında bu kullanım ne kadar sert olsa da kısa veya uzun demeden bundan doyumsuz bir zevk alır. Efendisi ile konuşmaz, sadece sorusu olursa cevaplar.

Bazen efendisi haftalarca akşamları kafesinde tutar (gündüz rutinleri hariç), yanına uğramaz bile.

Derdini kapıya yapıştırdığı boş post-it'ler ile anlatır. Dört renk post-it vardır evde bolca.  Bazen iki üç gün yemeğini vermeyi unutur, kendisi hastalanıp efendisine yük olmasın diye bunu anlatmak için efendisi gelmeden kırmızı ama boş post-it kağıtlardan yapıştırır kapıya. Adet görmeye yakın sarı pos-it kağıt yapıştırır ve bitince çıkartır. Adet süresinde şort ve hijyen aracı kullanmaya izni vardır. Efendisine teşekkür için yeşil post-it yapıştırır kapıya. Efendisinden cinsellik istediği zamanlar ise mavi post-it yapıştırılıdır kapıya. Bu isteğinin efendi için bir önemi yoktur ama efendi ne kadar memnun edilebileceğini bilmek için bu pos-it'i ister. Mavi post-it aynı zamanda evde "içme suyu bitti" ile eş anlamlıdır bundan dolayı, yani anlamı "susadım"dır. Eğer gerçekten susamışsa efendi ağzına boşalarak bu kuruluğunu acil olarak geçirebilir de, çünkü çeşme suyu içmek yasaktır.

Buzdolabında kendisine bırakılmış yemeğin daima yarısını yemeyi öğrenmiştir, böylece efendisi yemek vermeyi unutursa tamamen aç kalmamış olur. Çatal ve bıçak kullanamaz, katı şeyleri elleri ile yer, sıvı şeyleri ağzını içine sokarak içer ancak kendini daima temiz tutar.

Evde her yerde kamera vardır ancak efendi dışarıdan hiç bakmamıştır bile kameralar ilk kurulduğu zaman hariç olmak üzere. Efendi arkadaşlarını getirdiğinde onu arkadaşlarına ikram edebilir cinsel malzeme olarak, o durumda görevi efendisinin arkadaşını tam olarak mutlu edebilmektir.

Bu, bazı detayları atlarsak bir pet, bir evcil hayvan yaşamı ki, evcil hayvanların bile daha çok özgürlükleri olduğu söylenebilir. Bu yaşam, bu hali ile köpekten çok bir kedinin yaşamın
a benziyor. Ancak kedi aç kalırsa çare arayabilir, buradaki kahramanımız onu da yapamaz. Efendisi kaza geçirip ölürse o da evde açlıktan ve yalnızlıktan ölür, tıpkı bakıma muhtaç bir bebek gibi. Bu açıdan tamamen ideal bir bağımlı hayattan bahsediyorum.

Bu amacı tam yerine getirmede de bir film hatırlıyorum, Boxing Helena, en azından ev hapsi konusunda benzerlik taşıyor, kadının uzuvlarını kesip tamamen bağımlı bırakma fikri ise beni hayallerimde bile oldukça insaflı olduğumu söylüyor bana.

Bunun sınırlayıcı çok yönü var, aklı olan insan açısından çok örnek vermeye bile gerek yok. Öncelikle bu şekilde yaşamak bir insanı çıldırtır, ruh hastası haline getirir. Kimse diğer insanlardan bu kadar kopuk da değildir, ya çevresi vardır, ebeveyn, akraba vesaire, pratik olarak böyle bir kişi yoktur. Herkesin hayatını sürdürdüğü ve geçmişten yaptığı bir yatırım düzeni vardır. Dolayısıyla bu fazla ideal bir fantezi. Belki bir süre olabilir ama o olasılık o kadar düşük ki kişinin bu şekilde bir hayatına ayırabilecek zamanının ve özgürlüğünün olması gereklidir.

Özetle, hiç kimse özgürlüğünü bir tek kişiye bırakacak kadar özgür değildir.

9 Ekim 2018 Salı

Yasak Hayaller ve Sınırlar I - Giriş

Bazı fanteziler vardır sadece zihinde yarı tabu bir hayal olmaya mahkum olurlar. Mutlaka bir nedeni vardır. Aşamayacağınız bir nedeni. Bu sınır duruma bağlı olarak bizzat kendiniz ve psikolojik yapınız da olabilir, toplumsal, vicdani veya insani nedenler de olabilir.

Çoğu kişi bunları sadece "toplumsal kurallar" boyutuyla düşünebilir. Bence bununla sınırlı olması çok doğal gelmiyor, zira sadece ve sadece "toplumsal kural" veya "günah" gibi başlıklar ve ilişkili bilinç altında yer etmiş halleri ile insan sınırlanıyorsa o insandan korkmak, korkmak da yetmez, oradan bir an önce kaçmak lazımdır, çünkü bu nedenlere dayanıyor olması bir "bilinç altına itilme", "başka şekilde ortaya çıkma" silsilesi yaratır ve bazen kendisinden daha zararlı ancak toplumsal veya dinsel yasakların dışında kalan yönlere de götürebilir. Kimisi BDSM'yi de dahil edebilir, ama söylemek lazım ki sınırları çerçevesinde yapıldığı sürece BDSM gerçekten en az cinsellik kadar masumdur. Sadece biraz daha sıra dışıdır.

Kişi yaşamak istediklerini yaşar, yaşamak isteyip yaşayamadıklarını hayal eder, yaşamak istemediklerinden kaçar. "Yaşamak isteyip yaşayamadıkları" bölgesi oldukça gridir (Bu grinin o aptal 50 tonlu gri ile ilgisi yoktur, yazarı tesadüfen bir süre benim yolumdan yürümüştür sadece). Kişinin bundaki cesareti genel hayat konusundaki cesareti ile benzerlik gösterir. Ancak kişiden kişiye bu gri bölgenin bazı yerleri artık aydınlanmıştır ve kişi bunu bir ölçüde içselleştirmiş, beyazlaştırmıştır.

Bazıları için "memesinin bağlanması", "tanımadığı bir kişinin içine girmesi" gibi şeyler bile çok uyarıcı fantezi olsa bile, fikren mücadele edilmesi zor olabilir, zihinden uzaklaştırılmak için efor harcanıyor olabilir, bunları açıklayarak deşifre ettiğinde başına gelecek olan bilinmezden korkuyordur. Belki bunları konuşmak veya aklının köşesinden geçirmek bile korkutuyordur. Dahası, tecrübe ile sabit, böyle bir tecrübeyi yaşadıktan hemen sonra yatağa uzanmış, kıçının ve memesinin acısına rağmen keyifli ve meraklı şekilde sorular sormanın zevkini gözlerde görmek mümkün.

Diğer birileri için bunlar normal, yaşanmış ve hatta sıradanlaşmış olmakla birlikte yine söylenmeyen ama fantezisi sınırlanmaya çalışılan konular olabilir, bilinçli veya bilinç dışı. Başkaları için tabu olan şeyleri çoktan aşmış olması kişinin kendi tabuları olamayacağı anlamına gelmeyecektir. Bunları birilerinin okuması okuyan için bazen "aslında istediğinin asla bu olmadığı" kanısına da götürebilir ve muhtemelen yarıda keser, bazen de yaşayamadığı o şey için elini cinsel bölgesinde gezdirip alternatif bir lezzet için hayal gücüne teslim edebilir tabusunu.

Bunlar nelerdir? Kendimi beyaz fare yerine koyarak (labirentte peyniri bulamama riskini alarak) bir kaç konu çıkarabilirim.

Bunların bazıları tek cümle ile ifade edilebilir ancak detaylı olanlarını bir yazı dizisi olarak blogda yayınlamayı düşünüyorum, hepsini burada tüketmeden. Bir dominant/sadist erkeğin bakış açısından olacaktır ancak potansiyel bir partneri de ilgilendirecek detaylar her zaman var, BDSM en az iki kişi tarafından yaşanmazsa zaten hayalden ibarettir.

Bunlardan biri kölelerimin bedeninde hayat boyu taşıyacağı bilinçli bir iz bırakmaktır. Bir yara bereden bahsetmiyorum, bilinçli bir imza. Ancak bunu yapmamayı tercih ediyor olmamın nedeni kölemin sosyal durumu. Bunu bir "ömür" ile ilgili karar olarak görmek, fikirlerin değişebileceğine ilişkin saygı bu konuda benim sınırımı çiziyor, kaldı ki bu sınır benim bir sınırım, çünkü açıkçası kendi bedenimde böyle sosyal göstergeli bir iz bir istemediğim için "dövme" bile yaptırmak benim için tabudur. Ancak bunu böyle düşünmeyen çok kişi olduğu çok açık, bu "dövme yapılmış olmasından tamamen nefret etmek" anlamına gelmediğini belirtmeliyim, kendi bedenimi düşünüp empati yapıyorum sadece.