O gün ilk buluşma için eve gelmişti, henüz erkendi, şaşılacak şekilde işleri yolunda gitmiş, adresi de kolayca bulmuş ve buluşma vaktinden önce eve varmıştı. Ancak bu kısıtlı talihin dışında, bu buluşma diğerlerinden çok da farklı görünmüyordu. "Gelince yine çeşit çeşit adamlardan biri olacak" diye geçirdi içinden.
Kendini ümitsizliğe alıştırmak için olsa gerek "Belki yine bildiğin yurdumun dominant erkeği, kıllı Anadolu tipi erkek, eğer BDSM diye bir şeyi keşfetmemiş olsaydı muhtemelen evde karısını dövüyor olacaktı kıro" diye geçirdi içinden.
Sonra devam etti: "Kimler gördü bu kadın, yazsam kitap olurdu, Morun Binbir Deseni derdim adına. Aslında bedava orospu arayıp becermekten başka bir şey yapmayanlar en kötüleri, hatta masanın üzerine para bırakıp giden bile oldu, şoke oldum, dur diyene kadar çekti gitti, rol oyunu desen amenna, tamam ama adam cidden kerhanede gibi, adamın gerçeği bu. Bir de kendi dünyasını herkese kanıtlamaya, kendini adam yerine koydurtmaya çalışan ergenler var, onlar da acemi çaylak, daha memeyi görünce boşalıyorlar. Haklarını yemeyeyim ama en azından erken de olsa defalarca boşalıp tekrar tekrar deniyorlar" diye düşündü ve gülümsedi.
Her zaman bu kadar kötü değildi ama, bazen "evet süper oluyor böyle" dediğinde yine o doyumu bulamamıştı. Buna da alışmıştı aslında. "Bazen yaratıcı olanlar da oluyor ama buluşmayı bir eğlenceye, beni de maymuna çeviriyorlar, hadi tamam ilkleri iyiydi de artık heyecan falan vermiyor, eziyet gerçekten eziyet oluyor" diye düşündü. "Şimdiye kadar gerçekten istediğimi alabildiğim oldu mu? Haksızlık etmeyeyim diyorum ama artık rutin oldu, ilk defalarda heyecan vardı, şimdi yerini bekleme aldı".
Daire kapısı çaldı.
Aslında her seferinde asıl zevk aldığı bu heyecandı, gerisi konusunda beklentisi olabileceği kadar düşüktü.
Kapıya yaklaştı, kapıdakini hiç görmeyecek şekilde kapıyı araladı ve açık bırakarak salona geçti. Kendi kendine heyecan yapıyordu biraz işte.
Salona girdi, yazıştığı efendi adayı kapıdan girmiş salona gelmişti. Adam kapıdan girdikten sonra durdu, biraz onu süzdü, o da adamı süzdü.
Adam oturdu ve ona baktı, o ise halen ayaktaydı. "Tamam başlamak lazım artık" dedi içinden, "ben başlayayım ve erkeklerin pek de hayır demediği şeyi yapayım" dedi. Eteğini çıkardı yavaşça, açılış seremonisi gibi külotlu çorabını indirecekti ki adam "Dur ne yapıyorsun, giyinik kalacaksın" dedi. "Tamammm" dedi uzatarak, eteğimi tekrar giyeyim mi? "İyi olur" dedi adam.
Böyle retler olmuştu ama sonrasında genelde cinsel havuza en kısa sürede dalacak şekilde yatak odasına gidilirdi. Bu sefer böyle olmadı...
"Çok bekledin mi?"
"Biraz..."
"Acelen ondan mı?"
"Yok, öyle seversin diye düşündüm, biraz tembel işi... Hazır pasta yani..."
"Belki sevebilirdim ama farklılığı özledim"
"???", adam ne demişti böyle? Farklı... neyden farklı demek istemişti. İçinden "Amaan siktiret" dedi, "hisli maço işte". Sonra durdu, "ama halen oturuyoruz..."
Adam sessizliği bozdu:
"Evi beğendin mi?"
"Erken geldim ama sadece anormal bir şey var mı diye baktım..."
"Buldun mu?"
"Neyi?"
"Anormal şeyi..."
Gülmemek için kendini biraz tuttu. "Yok, çok aradım ama yok."
Adam gülümsedi. Ancak o gülümseme bir garip gülümsemeydi, hafif alaycı ama iletişim kurmuş olmanın tadını çıkartmıştı sanki. Halbuki kadının ağzından adeta bilinçsizce dökülmüştü bu cümle. Bir cevap verecekti, o da bu oldu.
"Ters mi biraz? Bu biraz korkak mı çıktı? Yoksa beni itici falan mı buldu? Anasını satayım burası dizi film seti değil ki, mükemmel olsun her şey. BDSM yapmaya geldik buraya." diye düşünmeye başlamıştı. Halbuki bu olasılıkları kendi kurduğunun farkındaydı, geçmişe göre o anı yazıyordu.
Adam; "çay var mı? veya herhangi bir içecek?" dedi, kadın mutfağa gitti.
"O da anormal bir şey galiba, o da yok evde, gelirken bira almıştım, soğuk, dolapta, onlardan getirebilirim."
"Evet, ama bardakta olsun." dedi adam, sesi yakından gelmişti, mutfak kapısının eşiğinde dikilip dolabı açarken onu seyrediyordu.
Bardak buldu, su bardağından bozma, "bu olur mu?", adam başıyla onayladı, "sen de kutuda kalanı içebilirsin" diye ekledi.
"Dur, bir şey sessizden geliyor mu ne?" dedi kadın. "Kendine bardak bize de kutuda kalan". Çok önemli bir şey değildi, hatta hiç önemli değildi ama mesaj sessiz şekilde gelmişti "Yerini bileceksin, benden sonrasın". Bu kadar buluşmasında tek bir aşağılama cümlesi demeden ilk defa bu kadar net bir mesaj almıştı. Halbuki "ya çattık manyağa" demeye hazırlanıyordu tam.
"Masadaki sandalyelerden birini al. pencerenin yanına götür, orada otur... Bana dönük otur." dedi adam ve kendisi masaya oturdu. Kadın sessizce denileni yaptı. Denilenden farklı bir şey yapacak halde olması zaten doğasına aykırıydı, adam da bunu biliyordu, hissettirmeye başlamıştı.
Hiç bu kadar kafa yorduğunu hatırlamıyordu olan bitene, aslında olan biten var mıydı, yoksa "ben kendim mi her şeyi abartmaya yüceltmeye başladım kafamdan" diye sordu kendine. Belki de adeta bu kısacık reddedilme, kararının elinden alınması onu sinirlendirmişti, eğer bu kafa karışıklığı bir sinirlenmeyse tabi.
Karşı koyamıyordu, bu kadar basit bir silsile, onu sarmalamıştı adeta, sürükleyip duruyordu....
(Devam edecek)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder